PSİKİYATRİ ve HAYAT

 

Güncelleme

02 Temmuz 2009 Perşembe

        psikoterapi, tıp, psikiyatri, psikoloji, sanat, edebiyat, felsefe, antropoloji, tarih yazıları

Makaleler

            Psikiyatri-Psikoloji Haberleri

                 Psikiyatrik Hastalıklar

            İletişim ve Biz Kimiz?

 

 

Ailede Doğmak

Ailede Ölmek

 

İnsanları algılarken, aileden, dost, arkadaş ve yabancılar şeklinde bir sıralama yaparız.

 

Aileden ve yakın çevremizden olan insanlar için pek çok fedakârlıkta bulunuruz.

Huzuru mutluluğu, güveni refleks olarak yakın çevremizde ararız.

 

Yoğun bir şekilde aile içinde kalmak veya küçük bir dost çevresi içinde yaşamak, dış dünyadan çekinmeyi, yani “yabancıdan” korkmayı da beraberinde getirir.

 

Yabancı olan, “dışarıda” olan güvenilmez ve riskli olarak algılanır.

 

Zaman zaman bir gazete haberinden dolayı diyelim Afrika’daki WW Kabilesinin kültürüne karşı tepki duyarız. Onları vahşi insanlar olarak görürüz. Hiç tanımadığımız, topraklarında hiç yaşamadığımız bu insanlara niye kızarız?

 

Bu gibi tepkisel duygular, yansıtma sonucu oluşur (projeksiyon). Yani WW Kabilesine karşı gösterdiğimiz tepki aslında bilinçdışındaki negatif saldırgan insan imajlarına karşı gösterdiğimiz tepkidir.

 

Bu tepkiyi biraz kazırsak, altından diyelim mahalledeki sinir olduğumuz bir serseri çıkar, biraz daha kazırsak çocukluk yaşantılarındaki saldırgan bir dayı veya amca çıkabilir ve biraz daha kazırsak karşımızda bize “kötü davranan” annemizi veya babamızı buluruz.

 

Bu tür saldırganlıklar özel belirtilerle kendini ortaya koyar.

Örneğin çayın çok üretildiği bir memlekette doğan biri çay içmeyi sevmediğini söylüyorsa veya portakalın çok yetiştiği memlekette doğan biri portakal yemeyi hiç istemiyorsa bu bize basitçe bir çatışma belirtisi olarak görünür.

Bu kadar ipucu çatışmanın genel içeriği hakkında bilgi vermez.

Bu çatışma anne veya baba dünyasıyla veya her ikisi ile ilgili olabilir.

 

Sevdiğimiz insanları ne kadar çok sevdiğimizi çabucak kabul ederiz. Ama onlarla bir çatışma yaşadığımızı genellikle kabul etmek istemeyiz.

 

Yakınlarımızla ilgili çatışmalı duygulara terapinin ancak ilerleyen seanslarında ulaşabiliriz. Pek çok direnç geçildikten sonra kişi terapistle kurduğu güven dolu ilişki içinde hayal kırıklarını, nasıl ihmal edildiğini, yoksunluklarını terapistine anlatmaya başlar. Bu yaşantılarını anlattıkça kendisi de bu net görüntü karşısında şaşırır ve yeni bir algı boyutuna girer. Çok daha gerçekçi ve sağlam bir zemine ulaşmayı başarır.

 

Böyle bir anlatımın en önemli yan etkisi suçluluk duygusudur. Çok sevdiği insanlarla kendi arasındaki saldırgan, negatif duyguları net bir şekilde görmek bir insan için sarsıcı veya incitici olabilir.

 

Kendi suçluluk duygumuzla baş edebildiğimiz oranda gerçeklerin “korkunç” dünyasına girme şansımız olabilir.

 

Aile içi dinamikler

 

İdeal aile:

 

Çocuğun sevgi dolu, sorumluluklarını yerine getiren bir babası vardır. Annesi de aynı özelliklere sahiptir. Anne babaya karşı saygı gösterir ve görünür bir çatışma söz konusu değildir. Bu durumda çocuk anne ve babanın yaşam alanlarını (üzerinde üretim yapabileceği anne ve baba dünyasını, onların canlı enerjilerini) rahatça kullanır.

 

Çocuk kız veya erkek oluşuna, kardeş sayısına, diğer kardeşlerin cinsiyetine ve ikinci dereceden başka faktörlerin varlığına bağlı olarak hem baba hem de anne ile özdeşleşir.

 

Çatışmalı aile:

 

Meslek seçimi konulu yazımda da belirttiğim gibi, örneğin çocuğun eczacı bir annesi vardır, baba ise daha zayıf ve arka planda olan bir kişidir.

 

Bu durumda çocuk kendisi için daha yoğun bir şekilde annenin dünyası içinde bir gelişme stratejisi oluşturacaktır.

Cinsiyetinden bağımsız olarak bu çocuk örneğin doktor olmak ister. Hem anne ile rekabet ederek çocukluğundaki güçlü kişiyi (anneyi) geçmeye çalışır. Hem de (sembolik anlamda) anne ile olan güçlü bağlılığını devam ettirir. Sağlık dünyasında saygın bir yer edinerek anneyi (yine sembolik anlamda) korumaya çalışır.

 

Anneyi kimden korumaya çalışır?

Bilinç dışındaki bu saldırgan kişi örneğin taciz eden baba imajı olabilir.

Böylece bu çocuk oedipal çatışmasına “sağlıklı” bir açılım kazandırmış olur.

 

Başka bir örnek:

 

Baba saygınlığı olan önem verilen bir kişidir. Annenin bu kabullenmesi, çocuğun baba alanına yapacağı yatırımı arttırır.

Baba örneğin yazardır. Çocuk da babası gibi yazar olur ve baba arzusunu tamamlamaya babasının yapamadığı işleri yapmaya çalışır.

Hem baba ile rekabet eder, hem de baba ile özdeşleşip adeta bir yeniden canlandırma (reenkarnasyon) şeklinde babasını bu hayatta yaşatmaya devam eder.

 

Bazı aile modellerini anlatıyorum. Ama bunların dışında pek çok aile modeli oluşur.

Örneğin anne saygındır ama baba bunu kabul etmez. Çatışmanın şiddeti artar ve çocuklar bu çatışmayı miras olarak alır.

 

Baba saygın bir insandır, anne bunu kabul eder. Ama pasif agresif bir karşı duruşu vardır. Baba uzun süre yurtdışında yaşar ve aileye para gönderir. Saygın ve dışarıda olan bir baba, pasif agresif bir şekilde ona direnen bir anne modelinden bahsediyoruz.

Bu durumda çocukların kafası iyiden iyeye karışır. Yüzeyde babaya karşı düşmanca duygular olabilir. Derinde ise babaya karşı sevgi anneye karşı düşmanca duygular olabilir.

Bu örnekleri sınırsız sayıda çoğaltabiliriz.

 

Sonuçta her ailenin kendine has dinamikleri vardır.

 

Aile içi cinayet

 

Annelerini öldüren kızların haberleri ile aile içi cinayetler bir kere daha gündemimize geldi.

Aile içinde işlenen bir cinayet, her bakımdan sıra dışıdır.

Bu şiddet, ölen ve öldüren insanların hayatlarını bitirir veya yeni bir boyut içine sokar.

Bu şiddet, toplumu dehşete düşürür. Toplum bu cinayetleri izah etmek, anlamak ihtiyacı hisseder.

Gazeteciler, sosyologlar, psikologlar vs. bu sıra dışı durumu anlamaya ve topluma anlatmaya çalışırlar.

 

5 Haziran 1835 tarihinde bir gazete haberi

 

(Fransa) 3 Haziran günü bir olay, ya da daha doğrusu korkunç bir suç, üç kere işlenmiş bir suç, bölgemizde dehşet ve üzüntü yarattı.

 

Bir arabacı olan P.Margrin adlı şahıs, kendisiyle birlikte oturmak istemeyen şirret karısıyla mutsuzluk içinde yaşıyordu. Bu aile kavgaları sonucunda karı koca ayrı evlerde yaşamaya başladılar. Beş çocuklarından ikisini kadın alırken, üç çocuğu da koca aldı.

Babası tarafından alınan üç çocuğun içinde en büyük çocuk olan Pierre de vardı. Pierre şimdi bildirmekte olduğum suçu işledi.

 

Pierre bu sabah annesinin evine giderek onu bir budama satırıyla öldürdü. Kadın yedi aylık hamileydi. Daha sonra katil yaklaşık olarak 18 yaşındaki kız kardeşinin ve 7 yaşındaki erkek kardeşinin üzerlerine atılarak onları da katletti.

 

Manyak üçlü cinayetini işledikten sonra kaçtı. Katil yirmi yaşında. Oğlu korkunç suçunu işlerken, civarda iyi bir insan olarak bilinen babası tarlada çalışıyordu.

 

8 Temmuz 1835 aynı gazetenin haberi

 

Katil Pierre, Salı günü jandarma tarafından tutuklandı. Aynı gün hapishaneye götürüldü. Adam bir ay kadar ormanlarda ve tarlalarda yaşamıştı.

 

Kendisi yakalanmadan önce bir ormanda üç gün üç gece kaldığını söylüyor. Burada kuş vurmak üzere bir ok ve yay yaptı. Ancak bunlarla bir şey vurmayı başaramadı.

 

Bu suçu Tanrının emriyle işlediğini, Tanrı babanın meleklerinin arasında ona göründüğünü, Tanrının nur içinde pırıl pırıl parladığını, kendisine yapmış olduğu şeyi yapmasını emrettiğini ve onu terk etmeyeceğini söylediğini iddia ediyor.

 

Suçu önceden düşünmüş ve doğru anın gelmesini bekleyerek baltasını bilemişti.

 

Michel Foucault ve Pierre Riviere

 

Ünlü Fransız filozof Foucault (ve arkadaşları), Pierre Riviere’nin işlediği bu aile içi cinayeti araştırarak, bir kitap haline getirdi. (1)

Geniş kapsamlı bir araştırma sonucu hazırlanan bu kitapta, savcılık kayıtlarından doktor raporuna kadar pek çok doküman yer alıyor.

Şüphesiz kitabın en ilgi çekici bölümü Pierre’nin hapishanede yazdığı anıları.

 

Bu anıların kısa bir özetini sizlere aktarmaya çalışacağım.

Daha sonra ise bu konu hakkındaki düşüncelerimi yazacağım.

 

Pierre’nin Hatıraları

 

Annemi, kız kardeşimi ve erkek kardeşimi katleden ben, Pierre Riviere, babamın ve annemin evliliklerinden beri birlikte sürdürmüş oldukları bütün yaşantıların, beni bu işi yapmaya iten sebeplerin bilinmesi arzusuyla yazdım.

 

Babam dürüstlük ve dinle yetiştirilmişti. Başkalarına karşı her zaman yumuşak ve sakin davranır. Dostça yaklaşırdı. Bu nedenle onu tanıyan herkesten saygı görürdü. 1813 de askere gitme sırası gelmişti. O zaman bilindiği gibi, bütün delikanlılar askere giderdi. Kota bir kere dolduktan sonra, bir süre sonra numaralara bir kere daha bakarlar ve geri kalan kişileri askere alırlardı. Fakat ikinci çağrıdan önce evlenenler, askere gitmekten muaf tutulurdu.

 

Amcam, babamın büyük kardeşi orduda hizmet görüyordu ve numarası yüksek olmasına rağmen babamın da gitmek zorunda olmasından korkuluyordu. Bu yüzden babamın evlenmesine karar verildi. Arkadaşı olan bir subay ona sırası gelir gelmez haber vermeye söz vermişti.

 

(Bu aşamada Pierre Margrin  (Pierre’nin babası) evlenmeye karar verir)

 

Babam François le Comt aracılığıyla Victoire Brion’u karısı olması için istedi. Yaşları ve servetleri az çok birbirlerine denkti. Annem babama söz vermişti. Babam onun yanında 6 ay kadar kaldı. Evlenme zamanının geldiği uyarısını aldı. Ama annemin ana-babası artık bu evliliğin olmasından yana değillerdi. Oğulları askerlik hizmeti sırasında ölmüştü ve damatları yüzünden bir kere daha üzüntüye girmekten korkuyorlardı.

 

Annem babamı haklı buldu. Ana-babası birleşmelerine karşı olduğu için ağladı. Babam (annem için) beni seviyor diye düşünmüştü. Ana-babası bu işe razı oldu. Noter huzurunda sözleşme imzalamaya gittiler.

 

Birkaç gün sonra resmi bir törenle evlendiler. Bu son olaylar olurken annem eskisi gibi düşünmüyordu. Düğün yemeği vermediler. İlk gecelerinde bir yatakta yatmadılar. Çünkü henüz askere alınacaklar listesi gelmemişti. Annem “beni hamile bırakacak ve gidecek, ama sonra bana ne olacak? Demişti. ” Bu gayet mantıklı olduğundan babam onu kendisiyle yatmaya zorlamadı. Birkaç gün sonra liste geldi. (Pierre’nin babası askerlik işlerini halletti ve eşinin yanına gitti.) bu onun annemle ilk yatışıydı.

 

Evlendikten sonra annem ana-babası ile birlikte oturmaya devam etti. Babam yapılacak işleri yapmak için onun yanına gitti.

 

(Pierre’in babası evlilik konusunda çok istekli değildi. Pierre’nin babaannesi, babasına karısının yanına gidip gitmeyeceğini sorduğunda, adam annesine karısının yanına gitme konusunda çok istekli olmadığını ifade ediyordu.)

 

Annesi Pierre’i doğurduktan sonra hastalanır. Babası annesine bakmak için uzun süre uykusuz kalır. Adam karısının göğüslerindeki zehri çıkarmak için onun göğüslerini emer.

Devam Edecek

Dr. Kubilay Boğoçlu

 

 

Not: Anlatım kolaylığı olsun diye İdeal Aile kavramını kullandım. Aşırı idealize edilmiş ve hayattan kopuk, insanlara kendini kötü hissettirecek her türlü algılama şeklinin insana kendini iyi hissettirmeye çalışan psikolojik uygulamalara ters düştüğüne inanıyorum.

Nasıl mutlak sıcaklık diye bir şey yoksa ve bu teorik bir kavramsa, ideal aile diye de bir şey yoktur.

Ama belki (teorik olarak) ideal aile hedefine yakın olmak ve uzak olmak gibi bir tartışma anlamlı olabilir.

 

(1) Michel Foucault / 19. Yüzyılda Bir Aile Cinayeti / Çev. Erdoğan Yıldırım. / Ara Yayınları