Psikiyatri ve Hayat- ANASAYFA

 

Bir hayırseverden gelen mektup

 

Her gün İngilizce mailler alıyorum. Bir sürü dolandırıcı bana İngilizce e-mail gönderiyor. Eminim bu yazıyı okuyan herkese de bu maillerden geliyordur. Sanırım hemen herkes bu mailleri bazen bir tebessümle, bazen de kızgınlıkla siliyordur. Benim mail adresim ulaşılması kolay olduğu için, yani bir web sayfasında göründüğü için bana sayıca daha fazla sahtekârlık maili geliyor.

 

Bu maillerden birini refleks olarak silerken, ilginç bir içeriğinin olduğunu fark ettim.

Bir kere çok dokunaklı yazılmıştı.

Daha fazla ayrıntıya girilmişti.

Sahte bir öyküyü inandırıcı kılan en önemli unsurlardan biri de ayrıntılı bir şekilde yalan söylemektir. Maili yazan insan, maili okuyacak olan “avlayacağı” insanı yoğun ve enerjik bir biçimde ikna etmeye çalışıyordu.

 

Mail şöyle yazılmıştı:

 

Adım Bayan Isadora Thomas. Bahreyn vatandaşıyım. Benim yemek borusu kanseri hastası olduğum anlaşıldı. Doktorlar bütün tedavi biçimlerini denediler ama sonuç alınamadı. Doktorlara göre bir kaç aylık ömrüm kaldı. Hayatımı çok iyi yaşayamadım. Kendimden ve kendi işimden başkasını hiç bir zaman önemsemedim.

Zengin olmama rağmen eli açık bir insan değildim. Diğer insanlara karşı hoşgörüsüz bir şekilde davranan, her  zaman kendi işimi önemseyen bir insandım. Ama şu anda bu yaptıklarımdan dolayı pişmanlık duyuyorum. Hayatın kendisi para kazanma isteğinden ve paradan çok daha önemli. Eğer Tanrı bana bu dünyada tekrar yaşayabilmem için ikinci bir şans tanısa eminim, bu yeni hayatım şimdiye kadar yaşadığım hayattan çok farklı olacaktır.

 

Ama artık Tanrı beni yanına çağırıyor. Malımın, mülkümün çoğunu yakın akrabalarıma ve yakın arkadaşlarıma bıraktım. Yardım kuruluşlarına da paramın bir kısmını bıraktım. Böylece, belki Tanrı beni, ruhumu bağışlayabilir.

Hayatta son yapmak istediğim şeyleri yapmış oldum. Mirasımı bıraktığım yardım kuruluşları Somali, Malezya ve 

Birleşik Arap Emirliklerindeydi. Daha sonra sağlığım hızla kötüye doğru gitti. Artık bu şekilde gerçekleştirdiğim yardımları tek başıma yapamıyorum. Son kalan paramı kimse bilmiyor. Ama yüklüce bir para, yaklaşık dokuz milyon dolarım yurtdışında bir bankada bulunuyor. Şimdi sizden bu bana ait parayı alıp, yardım kurumlarına dağıtmanızı,  bu işi sonlandırmanızı istiyorum.

İhtiyaç duyduğunuz her şeyi size gönderilecek küçük sandığın içinde bulacaksınız.

Not: Bu paranın %  20 si tusunami de ölen insanların yakınları için harcanacak. %10 nu ise siz, yaptığınız hizmetler için alabilirsiniz. En kısa zamanda sizden kabul ettiğinizi bildiren haberler duymayı diliyorum.

Mrs.Isadora Thomas

 

Zaman zaman anti-sosyal insanlarla nasıl ilişki kurulabileceği hakkında düşünürüm. Bir yandan zarar görme, kurban rolüne kolayca girme olasılığı var. Diğer yanda onları anlamak için bir istek duyuyorum. Anti-sosyal öfke bizlerde de karşı öfke yarattığı için bu insanların yok olmasını cezalandırılmasını savunuyoruz.

Bu yazı, hiç tanımadığım, hatta Türkiye de bile yaşamayan, bana mail gönderen bir anti-sosyal insanı anlama çabası.

 

İlk dikkatimi çeken bu kişinin kendi için bulduğu sahte isim oldu.

Isadora Duncan Amerikalı ünlü dansözdür. Isadora’nın dedesi de Amerikalı senatör Thomas Gray. Sahtekârın bu iki ismi bir araya getirerek Isadora Thomas diye bir karakter yarattığını kurguluyorum. Bu kurgu gerçeği tam olarak yansıtmayabilir. Ama gerçeğe gidebilecek eğlenceli bir yol gibi düşünelim bu kurguyu.

Isadora Duncan’ın hayatı 1968 yılında çekilen bir filmin de konusu olmuştur. Isadora’yı Vanessa Redgrave canlandırmıştır. Filmin sonundaki etkileyici sahneyi belki hatırlarsınız. Isadora otomobilde giderken, boynundaki atkının otomobilin tekerleğine dolanması sonucu boğularak ölür.

 

Maildeki kişi kendi boğaz bölgesine vurgu yapıyor.

Yemek borusu kanseri olduğunu yazmış. Kendisinin zengin biri olduğunu söylüyor. Yemek borusu kanseri olduğu için kendi “malını” yiyemiyor. Dansöz Isadora da yine boğazına sarılan bir atkı ile ölüyor. Sahtekâr Isadora ve gerçek  Isadora arasındaki bu benzerlik de dikkat çekici.

 

Ayrıca Amerikalı ünlü romancı John Dos Passos, Büyük Para adlı romanın bir bölümde Isadora Duncan’ı anlatılır. Isadora Duncan batı kültürüne çeşitli şeklilerde girmiş bir karakterdir.

 

Bayan Isadora (sahtekâr olan) başkalarını düşünmeyen bir insan olduğu için, belki Tanrı tarafından cezalandırılmıştır. Böylece, kendi malını yiyemeyecek bir hale gelmiştir.

Isadora, Tanrı tarafından bağışlanmak istemektedir. Suçu bencilliktir. Zengin olmasına rağmen diğer insanlara yardım etmemiştir. Ama başına gelen bu talihsiz olaydan sonra değişmiştir.

 

Neden bu yazıyı anti sosyal kişilik yapısı olan bir kişinin yazdığını düşünüyorum?

İşin içine bu kadar zekâ katarak başka bir insanı dolandırmaya çalıştığı için böyle düşünüyorum.

 

Bu kişilik yapısı daha çok erkeklerde görülür. Kendini işe adayan ve çevresini hiç “görmeyen” bir kişinin erkek olma olasılığının daha çok olduğunu düşünebiliriz. Yani bu yazıyı büyük olasılıkla bir erkek yazmıştır.

 

Öyleyse neden bir kadın ismi kullanıyor?

Çünkü kendisi ve annesi arasında bir zamanlar oluşmuş ilişkiyi, kendisi ve kurbanı arasında kurmaya çalıştığını düşünüyorum.

 

Yani kendisi, kendi annesi rolüne giriyor ve kurbanına annenin oğlu rolünü veriyor. Bir zamanlar kendi annesi onu nasıl beslemeyi ve bakmayı vaat etmişse, şimdi annesi gibi Isadora da kurbanına onu besleyip bakacağını söylüyor. 

 

Isadora’nın kendisini beslemesi imkânsızdır. Çünkü o yeme organından yoksundur. Dolayısıyla oğlu gibi olan kurbanına büyük bir para bağışlayacaktır. Ama bu büyük bir yalandır aslında. Kurbanını büyük bir hayal kırıklığı bekler. Daha sonra dolandırılacaktır ve parayı Isadora’yı yaratan sahtekâr karakter Bay Y. yiyecektir.

 

Bay Y. nin bir zamanlar küçük bir oğlan çocuğu iken bu hayal kırıklığını yaşamış olduğunu varsayıyorum.

Şimdi kendi yaşadığı bu hayal kırıklığını kendisi için yararlı bir duruma çevirmeye çalışır. Bu kötü duruma avladığı kişi düşecektir, bu sırada kendisi annesi rolünde olacaktır.

 

Bir internet sitesinden, Isadora ve onunla mailleşen bir adamın yazışmalarını buldum (1). Isadora adama kendisini onun annesi veya kız kardeşi saymasını söylemiş. Dolayısıyla yukarıdaki düşüncem için bir kanıt bulmuş oldum. 

 

Ayrıca hastalığından dolayı konuşamadığını da yazmış. Ediz Hun ve Hülya Koçyiğit’in oynadığı Hayatım Senindir adlı filmde kadın karakterde sesini kaybeder (2). Bunun kastrasyon anlamına geldiğini yazmıştım. Burada da Isadora  kastre olmuştur.

 

Ama neden?

Isadora’nın kastre olması ile yurtdışınaki 9 milyon dolar arasında bir bağlantı olduğu anlaşılıyor.

Çünkü mektubun can alıcı noktasında Isadora kurbanından bu dokuz milyonu harcamasını istiyor. Bu dokuz milyonu kurbanına bağışlıyor.

 

Isadora yazdığı diğer mektuplarda bu paranın akrabaları tarafından bilinmemesini istiyor. Eğer bilinirse yapacağı iyilikler ve yaptığı işin anlamı boşa gidecektir. Kurbanına özel bir rol bir ayrıcalık veriyor. Bu ayrıcalık ile Isadora, kurbanı ile kendisi arasında sembolik bir (aşırı) yakınlaşma yaratıyor. Akrabalarını ise “kandırmış” veya “aldatmış” oluyor.

Isadora kurbanını  (paraya)doyuracaktır. Kurbanı ise onun sırrını onunla paylaşacaktır.

 

Isadora kurbanına bir de yukarıdaki mektuptaki yazdıklarından dolayı utanıp utanmadığını sorar. Bir başka cümlesinde de 9 milyon için “bulk” kelimesini kullanır. Bulk şişkinlik, irilik demektir. Bütün bunlar bir araya toplandığında 9 milyonun 9 ayı sembolize ettiğini düşünebiliriz. Aslında bu para hamileliği sembolize etmektedir. 

Şişkinlik ve utanç duygusunun sorgulanması muhtemelen bu nedenden dolayıdır. Isadora kurbanına değerli bir nesneyi bir çocuğu vermektedir.

 

Demek ki Isadora hem oral düzeyde kurbanını besleyeceği yalanını söyleyerek, hem genital düzeyde kurbanına değerli bir çocuk vereceğini söyleyerek kurbanını kandırmaktadır.

Kurbanı ile çok yakın bir ilişki kurma talebi vardır.

Ama Bay Y.neden “normal” yollardan para kazanmak yerine böyle kandırmacalara giderek insanları tuzağa düşürmeye çalışıyor?

 

Kendini suçlu hissetmesi gereken noktalarda, kolayca karşı tarafı suçlayabilecek bir kişilik yapısı bu davranışlar için uygun olmalı.

Dolayısıyla böyle bir kişilik yapısı (örneğin Bay Y.) hayat karşısında zorlandığı, sıkıntıya düştüğü, acı çektiği durumlarda, bir başka kişinin acı çekmesi ile bu duygu ile başa çıkacağını hissedebilir. Bu yüzden de durmadan kendine kurban edebileceği kişiler arar.

 

Bu kişilik yapısındaki kişilerin çocukluk gelişimi içinde acı çekmeyi kendini suçlu hissetmeyi anne ve babalarından “öğrenememiş” olmaları muhtemeldir.

Eğer acıyı, üzüntüyü, cezalandırılmayı çocukluğunuzda insani bir davranış olarak yaşayamazsanız, bunlar asla yaşanmaması gereken duygular gibi hissedilirse, daha sonraki yaşantılarınızda da, bu duyguları yaşamak yerine kaçak davranmayı, karşıdaki insana bunu yaşatmayı, karşıdaki insanı kandırmayı tercih edebilirsiniz.

 

Acıyı, üzüntüyü, suçluluğu kabul edilebilir boyutlarda yaşamayı, çocuğa ebeveyni öğretecektir doğal olarak. Belki öğretme kelimesi yetersiz kalıyor. Aynı zamanda kendi bilinçdışını da çocuğa aktaracaktır.

 

 

 

    Dr. Kubilay Boğoçlu

    Psikiyatri Uzmanı

 

 

1)    http://www.scamorama.com

2)    http://www.psikiyatrivehayat.com/hayatimsenindir.htm

 

 

Psikiyatri ve Hayat- ANASAYFA