Psikiyatri ve Hayat- ANASAYFA

 

ÖLÜMSÜZ ATATÜRK

 

 

“ Ölümsüz Atatürk” Vamık D. Volkan ve Norman Itzkowitz tarafından kaleme alınmış, ulu önderimizin psiko-biyografisi.

 

”2005 Nobel Barış Ödülü”ne de aday gösterilen Volkan, Virginia Üniversitesi’nde psikiyatri profesörüdür.

   

Atatürk, ulusal bir lider olarak kendi vatandaşları için vazgeçilmez, ülküleştirilmiş bir öneme sahiptir. Atatürk, bir simge ve bir kavram olarak yaşamaya devam etmiştir ve edecektir. Atatürk ölmemiştir, kalbimizde yaşamaktadır.

 

Bu kitap, ulusu tarafından böylesine ülküleştirilen bir liderin kendi iç dünyasıyla dış dünyası(Kurucusu olduğu Türkiye olarak) arasında oluşan karşılıklı etkileşimi çözümlemeye çalışmaktadır.

Her ölümlü insan gibi Atatürk’ün de özel bir yaşamı, bu yaşamda karşılaştığı güçlükler, travmalar, çatışmalar ve engellemeler vardır:

   

Mustafa Kemal’in ilk düş kırıklığı, bebeğine yeterli anne sütü veremeyen kederli bir anneye sahip olması dolayısıyla yaşanmıştır.

Anne kederlidir. Çünkü Mustafa Kemal’den önce 3 bebeğini kaybetmiştir.

Bu durum, Mustafa Kemal’de şöyle bir bilinçdışı arzuya yol açmıştır; yüreği yaralı, kederli anneyi daha verici bir anne olabilmesi için onu bulunduğu kederden kurtarma arzusu.

Bu amaç ülküleştirilmiş ve ülkesini kurtarmaya yönelik bir arzu haline gelmiştir.

Bu iki amaç, M. Kemal’in bilinçaltında birbiriyle bağlantılıdır.

Bu nedenle 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışın onun için psikolojik bir anlamı da vardır.

 

Volkan’a göre; ödipal yaşa geldiğinde M. Kemal, annesine ilişkin 2 imgeye sahiptir.

Birincisi; yeterince iyi olmayan kederli bir anne.

İkincisi; oğlunu özel bir varlık olarak gören bir anne.

Bunun sonucu olarak M. Kemal iki benlik duygusu geliştirdi;

Bir yandan yoksun, bağımlı ve duygusal olarak açtı.

Diğer yandan da kimseye benzemeyen özel bir kişiydi ve her şeye kadirdi.

Bu durum, yaşamının ileriki yıllarında da onu etkiledi.

Örneğin; sahip olduğu abartılı öz-kavramını destekleyecek, onu takdir edip hayranlık gösterecek kişiler aramaya yöneldi.

Ona takdir ve hayranlık göstermeyen kişiler, karşılarında gergin ve sinirli bir M. Kemal buldular.

   

Ödipal döneminin en yüksek noktasında babasını kaybetmiş olması da M. Kemal için önemli bir travmadır.

M.kemal’in bu noktada baba ile ilgili iki imgesi vardır.

Birincisi ülküleştirilmiş baba, ikincisi düşkün, kendini alkole vermiş baba imgesi (Zübeyde Hanım, Ali Rıza Bey’in ölümünden önceki son 3 yıl ruhsal çöküntü yaşadığından söz etmiştir).

 

M. Kemal, kötü baba imgesinden uzak kalmaya çalışarak kendisini ülküleştirilmiş olanla özdeşleştirdi.

Bunun sonucu olarak kendi yazgısını tek başına belirleyebilen bir çocuk olduğuna ilişkin inancı pekişti.

Bu inancının bir sonucu olarak annesinin isteğinin tersine modern bir askeri eğitim almaya karar verdi.

Bu baba ile özdeşleşmeye yönelik bir girişimdi.

 

Burada bir başka nokta da, idealize edilmiş baba tarafından tespit edilmiş doğrultuda ilerlemezden önce dindar annenin doyurulması temasıdır.

Örneğin; baba batı normlarına uygun Şemsi Efendi İlkokuluna gitmesini ister, ancak, Zübeyde hanım, dini kökenli bir okul olan mahalle mektebini tercih eder. Ali Rıza Bey önce mahalle mektebine kayıt yaptırıp daha sonra kaydı Şemsi Efendi İlkokuluna aktararak bir çözüm bulur.

M. Kemal’in yaşamının ileriki yıllarında da bu tema göze çarpar.

Örneğin; ailesiyle beraber Müslüman yaşam tarzına uygun gündelik bir yaşam sürerken diğer yandan İstanbul’un batılılaşmış semtlerinde farklı bir kişiliğe bürünebilmektedir.

   

Atatürk’ü anlamak, onu bir insan olarak tanımaktan geçmektedir. Bu nedenle Ölümsüz Atatürk okunması gereken bir kitaptır.

 

Figen Nas Sağlam

Psikolog

(2006)

 

Ölümsüz Atatürk Yaşamı ve İç Dünyası

Norman Itzkowitz, Vamık D. Volkan

Bağlam Yayınları, Ekim 1998              

 

 

Psikiyatri ve Hayat- ANASAYFA