Nisan 2006
Freud’un
geliştirdiği psikanalitik kuramın temelini ruhsal
süreçlerin bilinçdışı işleyebildiği görüşü oluşturmuştur.
Ruhsal olayları
açıklamada fiziksel mekanizmaları kullanmak yetersiz kalmaktadır. Ayrıca ruhsal
olayları sadece bilinçliliğe ilişkin verilerle açıklamaya çalışıldığımızda
birçok eksiklik ortaya çıkmaktadır. Gerek sağlıklı gerekse hasta bireylerde
ruhsal olayları anlayabilmek için,bilinç düzeyinde
kanıtını bulamadığımız başka bazı süreçlerin varlığını kabul etmek zorunludur.
Bunlar sadece sağlıklı bireylerdeki dil sürçmeleri,rüyalar
ya da hastaların semptomları değildir. Aklımıza gelip de nereden,nasıl
geldiğini bilemediğimiz düşünceler de bilinçdışı süreçlerle açıklanabilir.bütün
ruhsal eylemlerin bilinçte yer alıp bilincin içinde açıklanabilecekleri
görüşünde ısrar edersek,birçok eylem bağlantısız ve anlaşılmaz kalacaktır. Oysa
bilinçdışı süreçlerin varlığını kabul edersek,bunların
bilinçli süreçler üzerindeki etkilerini anlamak mümkün olabilir.
Freud,bilinçdışı olayları incelemeye başladıktan kısa bir
süre sonra bunların ikiye ayrılabileceğini fark etmişti. Birincilerin kapsamına
biraz çaba ve dikkat sarfıyla bilince getirilebilen düşünce,anı
ve benzerleri giriyordu. Bilinçlenmeye hazır bu türden unsurlara Freud bilinç
öncesi adını verdi. Ancak bilinçdışı olayların en ilgi çekici olanları büyük
bir çaba sarfıyla bilinçli kılınabilen unsurlardır. Bunlar bilinç tarafından
çok ilgi çekici bir kuvvetle reddedilen,itilen ve bu
yüzden bilinçli olabilmeleri için önceden bu kuvvetlerin yenilmesin gereken
unsurlardır. Freud bu ikinci türden olaylara bilinçdışı terimini kullanmıştır.
Bilinçdışı
zihinsel çalışmayı doğrudan doğruya gözleyecek bir yolumuz yoktur. Biz bunların
ancak kişinin bize anlattığı düşünce ve duygularındaki yansımalarını ya da
gözlemlediğimiz davranışındaki etkilerinin görünümlerini gözleyebiliriz. Bu
gibi etkilerin görünümleri bilinçdışı işleyişin ürünleridir ve biz bunlardan
yola çıkarak bir bilinçdışı işleyişin anlamını sezebiliriz.
Bilinçdışı
ruhsal süreçlerin varlığını gösteren önemli bir kanıt da hipnoz sonrası
telkindir. Hipnozda eylemle ilgili düşünceler,emri
verenin etkisi,hipnotik durumla ilgili anıların tümü
bilinçdışındadır. Eylem gerçekleştirilirken ona ait düşünce bilinçdışıdır. Yani,ruhsal bir olay hem bilinçli hem de aktif
olabilmektedir. Histerik hastanın zihni de aktif ancak, bilinçdışı düşüncelerle
doludur. Histerik hastalarda
tüm semptomlar kaynağını bilinçdışı düşüncelerden alır. Adeta
onlar tarafından yönetilir. Örneğin kusma davranışının ardında hamile olduğu
düşüncesi olabilir. Ancak hastanın bu düşünce hakkında bir bilgisi yoktur. Semptom,derinde örtülü kalmış bir düşüncenin yerine geçmek
üzere ortaya çıkmıştır. Normalde,düşünce süreçleri
kişinin bunları bilinçli olarak fark etmesine dek ilerlerken,burada bu
engellenmiş ve bilinçdışı kalmaya zorlanan süreçler yerine semptom ortaya
çıkmıştır. Freud psikanalitik tedavinin,bu
süreci tersine döndürerek bilinçdışı olanı bilinçli hale getirme yoluyla
semptomu ortadan kaldırmaya çalışan bir yöntem olduğunu ifade etmektedir.
Bilinçdışı işleyişin bilinçli
davranışa etkileri arasında dil sürçmeleri,okuma ve
yazma yanlışları,kazalar,yanlış anımsama ve unutmalar da yer alır.
İd,ego veya süperegonun bilinçdışı
bölümlerinden gelen içerikler normal denilen ruhsal olayları da
biçimlendirebilirler. Egonun etkin olan bilinçdışı güçler üzerindeki
bütünleyici işlevi ne kadar başarılı olursa,ruhsal durum
ve davranış da o kadar normale yakın olur.
Normal ruhsal
olayların içinde,bilinçdışı süreçlerin en açık
görülerek incelenebileceği ürünler rüyalardır. Freud psikanalitik
teknik aracılığıyla her rüyanın ardında etkin bilinçdışı düşünce isteklerin bulunduğunu
göstermiştir. Rüyaların incelenmesi,yalnızca genel
bilinçdışı süreçleri ve içeriği değil,semptomu oluşturan bastırılmış ve bilince
çıkması yasaklanmış id bölümünü de anlamamıza yardımcı olduğu için önemlidir.
Özlem Boğoçlu
Sosyal Hizmet Uzmanı