Psikiyatri ve Hayat- ANASAYFA

 

Bilinçdışı Süreçler ve Terapi

02 Mart 2008 Pazar

Basit bir karşılaşma

 

Mahallemizdeki emlakçi dükkânının önünden geçerken, psikiyatrik görüşmeler yaptığım bir kişi ile karşılaştığımı sandım. Dikkatle bakınca aslında yalnızca ona benzeyen bir adam olduğunu anladım. Şaşkınlığım geçtikten sonra, bizim emlakçinin isminin görüşme yaptığım kişinin ismi ile aynı olduğunu fark ettim.

Yani önce o sokaktan geçen ve benim görüştüğüm kişiye benzeyen bir adam görmüştüm.

Oradaki emlakçinin adı ile benim görüştüğüm kişinin adı aynıydı.

Bu ikisini zihnimde birleştirmiş, görüştüğüm kişi ile karşılaştığımı sanmıştım.

Ayrıca görüştüğüm kişi son zamanlarda bana uzun bir aradan sonra evleneceğini, ama bu konuda zorlandığını anlatmıştı.

Emlakçi, ev bulma ve evlenme çağrışımı, yanlış algılamamı oluşturan bir başka neden olmalıydı.

Bu yanlış algılama, bilinçdışımızın nasıl parçalardan bütüne ulaştığına dair bir örnek oluşturuyor.

 

Çocuktan al haberi

 

Vapurda bir hanım, eşi ve ben sohbet ediyoruz. Bu hanımın biraz alıngan bir insan olduğunu düşündüm. Hanım ve eşi bir şekilde alınganlık konusunda konuşmaya başladılar. 11 yaşlarındaki kız çocukları ise babasına dönüp “annem alıngan değil mi baba?” dedi.

Çocukların bilgiye bu kadar hızlı ulaşabildiğini gözlemek ilginç ve hoş bir yaşantı oldu benim için.

 

Bazı annelerin terapiyi (bilinçdışı) sabote etme çabası

 

Benim gözlediğim 5–6 olaydan söz ediyorum. Anneler çocuklarının terapiye gelmelerini istiyorlar. Ama bilinçdışı bir tutumla terapiyi sabote ediyorlar.

 

Sık sık acillere giden, bir takım bedensel yakınmaları olan kaygı düzeyi yüksek bir hastam vardı. Bu hanımla birkaç seans görüştük ve acillere gitme davranışı durdu. Sıkıntıları bir parça azaldı. Başka bir şehirde olan annesi, İstanbul’a geldi ve hastamla birlikte terapiye geldi. Annesi ilk karşılaşmamızda mekânın soğuk olduğunu söyledi. İhtiyatlı bir yaklaşımı vardı. Daha sonra hasta benimle görüşmeye gelmeyeceğini söyledi. Bir süre sonra başka bir psikiyatra gittiğini öğrendim.

 

Kaygı düzeyi çok yüksek, yoğun intihar düşünceleri olan, bir hanım hasta, annesi ile birlikte bana geldiler. Annesi bana güvenip güvenemeyeceğini sordu. Terapi süreci başladı. Daha sonra anne bir seyahate çıktı. Hastam kendisine destek olan kimse yok gibi hissediyordu. Terapi sürecinin başlangıcında anne her şeyi sorgulamış her şeyi öğrenmek istemişti. Ama seyahate giderken bana bir şey sormadı.

 

Bedensel bir rahatsızlığından dolayı annesi ile birlikte gelmek zorunda olan bir erkek hastam vardı. Terapi süreci çok iyi gidiyordu. Hastanın terapiden yararlanmaya başladığı açık bir şekilde anlaşılıyordu. Anne giderek daha önce yapmadığı şeyleri yapmaya başladı. Gelişlerde zorluk çıkarıyor. Seans sırasında oğlunu beklemiyor dolaşmaya çıkıyor, uzaktan telefon açıyordu. Ayrıca maddi sorunu olmamasına rağmen ücret konusunda da sorun yaşamaya başlamıştık.

 

Bu iki vakada da anneler, çocukları güvenilir birine (terapiste) emanet ettikten sonra, özledikleri özgür ve “kendi hayatlarını ” yaşayabilecekleri bir pozisyona çekildiler. İki çocuğun da henüz kendi sorumluluklarını taşıyamayacakları belli olmasına rağmen anne ve çocuğun bağımlı ilişkisi yokmuş gibi davranmaları ilginçti. Ben kendi üzerime düşen yükün arttığını hissettim. Yani bir şekilde sorumluluğu sanki bana bırakıyorlardı.

 

Sevdiği kişinin sınırlarını ihlal etme ile sevdiği kişiyi ihmal etme ikilemi hayatımızda sürekli kendini gösteriyor.

 

Bazı ebeveynlerin şöyle bir tutumu oluyor, çocukları hakkında benimle rahatça gelip görüşebileceklerini düşünüyorlar. Ben bu görüşmeyi görüştüğüm kişiden saklayacağım, ebeveynle birlikte çocuklarının iyiliği için çalışacağım. Böyle bir görüşmenin yapılmasının ve yapıldığının saklanmasının görüştüğümüz kişilere (yani kendi çocuklarına) zarar vereceğini göremiyorlar. Bu durumda sevimsiz sayılabilecek bir ilişki yaşıyoruz. Bizimle görüşmek isteyen anne veya babaya çocukların haberi olmadan kendisi ile görüşemeyeceğimizi söylüyoruz.

 

Son iki vakadakine benzer başka bir yaşantımda şöyle oldu. Kendisiyle görüştüğüm genç bir hanımın annesi beni telefonla aradı. Otoriter bir sesi vardı. Kızı hakkında ve kızı olmadan benimle görüşmek istediğini söyledi. Yine bana güvenmek istiyor ve daha fazla sorumluluk vermek istiyordu. Kendisiyle kızının haberi olmadan görüşemeyeceğimi söyledim. Kızgınlıkla telefonu kapattı. Daha sonra görüştüğüm genç hanım terapiye bir daha gelmedi.

 

 

Oral (ağız ve beslenme ile ilgili) engellenme

 

Ömer Seyfettin’in Diyet öyküsünü hepimiz biliriz. Öykünün kahramanı Koca Ali, haksız yere suçlanır ve hırsızlık yaptığı gerekçesiyle kolunun kesilmesine karar verilir. Hacı Kasap, Koca Ali’nin diyet parasını vermek ister. Böylece Koca Ali’nin kolu kesilmeyecektir. Bunun karşılığında da ondan ölünceye kadar kendisine hizmetçilik etmesini ister. Koca Ali bu anlaşmayı kabul eder. Ama daha sonra?

 

“Koca Ali sesini çıkarmıyor, bir hafta içinde belki beş yıllık hizmetini durup dinlenmeden gördüğü halde onu yine "tembel, miskin" diye kötülemekten sıkılmayan bu kötü insanı ezici bir bakışla süzüyordu. Yine yüreği parçalanır gibi oluyor, göğsüne sıcak bir şeyler yayılıyor, çeneleri kilitleniyor, şakakları zonkluyordu. Bir anda bu titreme durdu. Koca Ali gözlerini açtı. Bir hafta buna nasıl dayanmıştı? Şaşırdı. Hacı Kasap çubuğu yanına bıraktı. Hizmetçisinin bu ağır bakışından kurtuluvermiş gibi dırlandı:

- Kolunun diyetini benim verdiğimi unutuyorsun galiba! dedi. Ben olmasaydım şimdi çolak kalacaktın...

Koca Ali yine karşılık vermedi. Acı acı gülümsedi. Kızardı. Sonra birden sarardı. Hızla döndü. Bilediği satırların en büyüğünü kaptı. Sıvalı kolunu, yüksek kıyma kütüğünün üstüne koydu. Kaldırdı, ağır satırı öyle bir indirdi ki... O anda kopan kolunu tuttu. Gördüğü şeyin ürperticiliğinden gözleri dışarı fırlayan Hacı Kasap'ın önüne:

- Al bakalım, şu diyetini verdiğin şeyi! diye hızla fırlattı. Sonra giysisinin kolsuz kalan yenini sıkı bir düğüm yaptı. Dükkândan çıktı.

Onun bir zamanlar geldiği yer gibi, şimdi gittiği yeri de, kentte kimse öğrenemedi.”(Ömer Seyfettin)

 

Bu kesik kolu atış, öyküyü çok etkileyici kılar. Adamın önüne kesilmiş kanlı bir kolun atılması vahşi hayvanlara atılan et parçasına benzemektedir. Bu öyküde aslında yoğun bir oral protesto vardır. Kahramanımız, oral olarak kendini reddedilmiş hisseder ve tepki olarak vahşi bir hayvanı besler gibi (oral) borçlu olduğu adama kendi kolunu fırlatır. Böylece kahramanımız adamı beslemiş olur. Karşılıklı yaşanan oral hayal kırıklığı çarpıcı bir şekilde anlatılmıştır.

 

Bu öyküde bağımsız olma veya oral bağımlı olma ikilemi güçlü bir şekilde anlatılmıştır.

 

Yaşadığımız en önemli ve ilk büyük hayal kırıklığı oral dönemle ilgilidir.

 

Daha sonra gireceğiniz bütün ilişkilerde bu oral hayal kırıklığının izlerini göreceksiniz. Bir ilişkide reddedilme olasılığı oral döneme sizi şöyle bir geriletecektir.

 

Bu öyküde aynı zamanda kastrasyon da (hadım edilme) sembolize edilmiştir.

 

Psikiyatrik görüşme yapmaya ve terapiye karşı direnç

 

Psikiyatrik yardım alma veya terapi sürecini kabul etme, hemen herkes için bir zorluk, isteksizlik içermektedir. Bu sıkıntının en önemli nedeni, sanki kişi kendi kendisini yönetemiyormuş, kendi sorumluluğunu iyi bir şekilde yerine getiremiyormuş da başka birisinden yardım alıyormuş gibi bir durumun oluşmasıdır. Bu durum kişide narsistik bir incinme yaratır. Suçluluk duygularını arttırabilir. Terapiye ve yardım almaya ulaşabilmek için bile narsistik bir incinme yaşamamız gerekiyor.

 

Anal kontrol

 

Saldırganlığın psikolojik kaynaklarından biri oral saldırganlıktır. En ilkel köklerini hayvanların ağız yoluyla avlarını parçalamasında görebiliriz.

 

Bir başka saldırganlık kaynağı da anal saldırganlıktır.  Bu davranışın ilkel kaynağını da örneğin bazı kuşların düşmanlarının üzerine pislemeleri şeklinde gözleyebiliriz.

 

Çocuğa uygulanan anal eğitim, çocuğun arkasının kontrolünü kendisinin almasına yöneliktir. Bütün ebeveynler çocuğun bu noktada özgürleşmesini isterler. Bebeklikten çocukluğa bir geçiş noktası olarak da düşünülebilir bu durum. Çocuk sfinkterin (kontrolü sağlayan kas) kontrolünü alınca artık bezlenmeye ihtiyaç duymayacaktır.

 

Anal kontrol pislenme ile özdeşleşmiştir. Kişi hayatının daha sonraki dönemlerinde olumlu ve olumsuz yaşantılarını kirli ve kirli olmayan şeklinde algılarken bu dönemin kalıntısını içinde taşır.

Örneğin garsonun kirli bir yemek getirdiğini düşünüp iğrenmek, temizlikçi kadının işini kirli bir şekilde yapacağını düşünmek, cinsel birleşmenin kirli olduğunu düşünmek hep anal döneme göndermesi olan algılayış biçimleridir.

 

Genital dönem ve cinselliğin yaşanması

 

Kişinin kendi cinselliğini yaşayabilmesi olgunlaşmanın önemli bir aşamasıdır. Oral ve anal döneme göre genital dönem zengin ve üretken bir içerik taşır. Sembolizasyonları ve zihinsel çağrışımları da zengindir.

 

Terapiye karşı olağan dirençler

 

Terapi için terapiste gelen bir kişi veya yeni bir ilişkiye girecek olan bir kişi, beklentilerinin karşılanmadığı bir durumda oral bir hayal kırıklığı yaşayabilir.

Görüştüğümüz kişilerin bir kısmı terapinin başlangıç aşamalarında terapistin az konuştuğundan yakınır. Bu aslında “beni yeterince doyurmuyorsun” şeklinde oral bir yakınmadır.

 

Anal kaynaklı bir dirençte kişi terapiyi kirletmek istemediği için saldırgan duygularını baskı altında tutar. Bu duyguların varlığını hissedersiniz ama kendilerini göremezsiniz. Bu saldırgan duyguların yok sayılması, izolasyonu, bazen bütün duyguların izolasyonu şeklinde ortaya çıkar. Katı bir gerçekçilik ve mantıklı olma durumu egemen olur.

 

İşbirliği yapan, sakin ve yumuşak bir tonda konuşan, terapiye gelen 25 yaşlarında bir kişi (erkek) ile çalışmaya başladık. Birkaç seans sonra bütün iyi niyetine rağmen hiçbir şey anlatmamaya başladı. Obsesif yaşantıları vardı. Terapi istediğini söylüyordu, ama bir türlü birlikte terapi yapmayı başaramıyorduk. Sonunda terapiyi bitirmeye karar verdik.

 

Kubilay Boğoçlu

Psikiyatri Uzmanı

02 Mart 2008 Pazar/Harbiye

 

Psikiyatri ve Hayat- ANASAYFA