ANNE VE BABA BOŞANIYOR VE HAYATINI YENİDEN
KURUYOR
Ayrılık, boşanma. Her
zaman kaçınılmak istenen bir sınav, bir başarısızlık. Ancak, maalesef birçok çocuğun
hayatının bir parçası. Bu çocuklar, bu gerçekle baş edebilirler mi?
Gözlerinde ayrılmaz olan anne ve babalarının bir daha birbirlerini
sevmeyeceklerini anlayabilirler mi? Suçlu olmadıklarına ikna olabilirler mi?
Özellikle, onları dünyaya getiren anne ve babalarının boşanmış olsalar bile her
zaman anneleri ve babaları olarak kalacağını anlayabilirler mi? Ne olursa
olsun, ebeveynin hayatına yeni bir partnerin
girmesiyle “bölünmüş” olan bu kız ya da erkek çocukları ikinci bir sarsıntı
yaşayacaklardır.
“Boşanmış bir ebeveynin tekrar çift
olması, çocuğu derinden yaralar” diyor konuyla ilgili anket çalışmaları olan
filozof France Bonneton.
Anne ve babasının tekrar bir araya gelmesi
hayalini kuran bir çocuk için yeni birinin varlığı oldukça hayal kırıcıdır: Bu
kadın (ya da adam) kimdir? Beni sevecek mi? Ya ben, yerim ne olacak? Ona itaat
etmek zorunda kalacak mıyım? Beni yargılayacak mı? Ya onun da çocukları varsa?
Annem (ya da babam) bu ilişkisinde de başarısız olursa? Annem babamın (ya da
babam annemin) bu yeni ilişkisini nasıl karşılayacak?
13 yaşındaki Carole
gibi bazı çocuklar o kadar korkarlar ki; bazen evden bile kaçarlar. Carole anlatıyor: “Annemin aşık
olduğundan uzunca bir süredir şüpheleniyordum. Eğer bu adam, annemle babamın
yattığı yatakta annemle beraber yatarsa onu tanımamak için evden kaçmaya kendi
kendime söz vermiştim. Gelişinden 3 gün sonra bunu yaptım.”
Yaşı daha küçük olan çocukların ise
kayıtsızlık maskesi altında büyük bir sıkıntı yaşadıkları aşikar.
İşte,5 yaşındaki küçük bir erkek çocuğunun anaokulu öğretmenine söyledikleri:
“Babam başka bir kadınla gitti. Şimdi de annem başka birini seviyor ve ben
tamamen yalnız kaldım. Sizinle okulda kalmak istiyorum”.
Yeni bir ebeveynle ilk karşılaşmalar,
titizlik ve ihtiyatla ele alınması gereken anlardır. Bunun her zaman böyle
olmadığını söyler France Bonneton:
“Araştırmalarım sırasında birçok ebeveynin yeni ilişkinin verdiği aşkla
çocuklarına olan sorumluluklarını ne derece ihmal ettiğini gördüm. Çok sık
çocuklarının dinlenilme ve anlayış görme ihtiyaçlarını hasır
altı ediyorlar”.
Klinik psikolog ve terapist
Christine Brunet de aynı
fikirde ve çok sayıda “yeni ebeveyn”in çocukların hayatına girip çıkmasına
karşı. Şöyle devam ediyor: “Bu durumda çocuklar, ebeveynin bir ilişkiden
diğerine koşacağını ve kendilerini ihmal edeceğini düşünürler”.
Bununla birlikte er geç çocuk, durumu
kabullenmek zorundadır. Çocuk, ailenin geçmişine, hikayesine
ve olanaklarına bağlı olarak farklı tepkiler
verebilir. Çocuklar, birbirine karşıt duygular hissedebilirler: Güvensizliğin
yarattığı açık bir düşmanlık ve öfke. Şüphe, kayıtsızlık ya da intikam duygusu;
aynı zamanda, uzun zamandır yaşamadığı bir barış ortamını yeniden kurma ümidi.
Verilen tepkiler çocuğun yaşıyla da ilgilidir. 5 yaşındaki bir çocuğun
tepkisiyle karşı cinse ilgi duymaya ve bu konuya yoğunlaşmaya başlamış bir
gencin tepkisi farklı olacaktır.
Bazen çocuklar ile yeni ebeveynin bir
arada yaşamayı öğrenebilmesi için üçüncü şahısların yardımı gerekli olmaktadır.
Fransa’da konu ile ilgili kuruluşlara
(dinleme merkezleri, psikiyatri büroları) gelen yakınmalar, gerçeğin daha da
karmaşık olduğunu göstermektedir. Sonuçta, yeni ebeveyn ile ilişkileri
etkileyen pek çok faktör vardır: Yeni ebeveyn, anne (yada
babanın) hayatında şimdiden ciddi bir yere sahip midir? Yeni ebeveyn ile olan
ilişki, boşanmaya sebep olmuş mudur? Çocuk, yanında yaşamadığı ebeveyni ile iyi
ilişkiler içinde midir yoksa çatışmalar mı yaşamaktadır? Anne ve baba, çocukla
ilgili konularda karar vermek üzere bir araya gelmekte midirler? Yeni gelen
ebeveyn de boşanmış mıdır? Çocukları var mıdır?
İlk günler geçtikten ve zaman ilerledikten
sonra işler yolunda giderse, yeni bir aile kurulmuş demektir; yeni kuralları ve
hayat tarzıyla. Böylece çocuk, anne ve babasının sevgisine ek olarak, aileye
yeni katılan bireyin de ilgi ve sevgisini kazanmıştır. Bundan sonra nasıl
yaşayacakları aileyi oluşturan bireylerin becerisine kalmıştır. Tıpkı diğer tüm ailelerde olduğu gibi.
EŞ TERAPİSİ
Hiçbir ilişki durağan değildir. Her
ilişkide mutluluk dönemleri olduğu gibi süresi ve yoğunluğu farklı zor dönemler
de olabilir. Kişiler, ilişkilerinde yeterince mutlu olmamalarına karşın
sorunlarına eğilmek konusunda hazır olmayabilirler. Eğer ilişkide dayanılmaz
bir acı varsa kişiler ilişkilerini sonlandırmayı düşünebilirler. Bu noktada
ikili ilişkilerini, alışkanlıklarını sorgulamak isteyenler eş terapisi alırlar. Birçok çift ise kriz yaşadığında utanarak
yardım almazlar. Sorunları dile getirmek yerine boşanmayı tercih ederler.
Terapi her eşin hoşlanacağı ilişki
tarzının çerçevesini çizmek, ilişkiyi yeniden kurmak için gerekli elemanları
tespit etmek ya da ayrılığı
kolaylaştırmak için vardır. Terapist, çiftin yerine karar vermez,
ancak alacakları kararlarda rehberlik etmek için oradadır.
Şu durumlarda eş terapisi
almanız faydalı olabilir.
1 - İlişkiniz hakkında kendi
kendinizi sorguluyorsanız,
2 - Sürekli aynı çatışmaların içinde
sıkışıp kalmış gibi hissediyorsanız, 3 - Yeterince iyi iletişim
kuramıyorsanız,
4 - Kendinizi ilişki içinde
gerçekleştiremiyorsanız,
5 - Kendinizi bir “hiç” için majör
bir çatışma içinde buluyorsanız,
6 - İlişkinizde kendinizi “mahkum” gibi hissediyorsanız,
7 - Her şeyi denemenize rağmen
hiçbir şey değişmiyorsa,
8 - Kayıtsızlığın yavaş yavaş hakim olmaya başladığını
hissediyorsanız,
9 - Beraberken bile “yalnız”,
“terkedilmiş” hissediyorsanız,
10- Anlaşılamadığınızı hissediyorsanız,
11- “Her şeyin kötü gitmesinin
sebebi o” diye düşünüyorsanız.
Her ilişkide çatışmaların yaşanması
doğaldır. Bununla beraber, ilişkide, sevildiğimizi, sayıldığımızı ve
anlaşıldığımızı hissetmek isteriz ve çatışmalar, duygusal güvenliğimizi tehdit
edebilir. Burada, çatışmaları yönetme tarzımız önem kazanır. Çatışmaların
yapıcı bir şekilde düzenlendiği ilişkiler güçlenirler. Düşünce ve ihtiyaçların
net ve sakin bir biçimde ifade edildiği, tarafların birbirini dinlediği,
diğerinin bakış açısını anlamaya istekli ilişkilerde çatışmalar yapıcı bir
şekilde çözülürler.
Eğer düşünce ve ihtiyaçlar ifade
edilmezlerse ya da diğerini aşağılama, eleştirme ya da utandırma suretiyle
ifade edilirlerse çatışmalar yıkıcı bir hal alır. Örneğin; eşiniz sizinle vakit
geçirmek yerine her hafta sonu televizyonda maç seyretmeyi yeğliyor ve bu durum
sizi kırıyor. Ne kadar yalnız ve kırılmış hissettiğinizi söylemek yerine onun
ne kadar egoist biri olduğunu söylemeyi seçiyorsunuz.
Eğer bir ilişki tehlikedeyse, bir taraf ne
hissettiğini söylemezken, diğeri suçlamayı ve eleştirmeyi tercih edebilir. Bu
tarz bir davranış şekli, ilişkinin zamanla daha kötüye gitmesiyle sonuçlanır.
Sürekli çatışma yaşayan çiftler, agresif tutumlar sergileyebilirler (itme, tokatlama vs.).
Bazıları ise çatışmalarını iyi yöneterek bundan kaçınabilirler. Hiç çatışma
yaşamamak ya da var olan çatışmayı görmezden gelmek de ilişkiyi bozabilir çünkü; taraflar gittikçe birbirlerinden uzaklaşabilirler.
Çatışmanın sonuçları kişiler ve çiftler
üzerinde çeşitlidir. Tekrar tekrar çatışma yaşayan
çiftler, duygusal problemlerle karşılaşma konusunda riskli grubu oluştururlar
(alkol, depresyon vs.). Bu çiftler, hayat olaylarının kaçınılmaz stresiyle
yüzleşemezler (işsizlik, hastalık vs.) ve olumlu değişiklerden geçerken bile
zorlanırlar (bir bebeğin doğumu gibi).
Eş terapisinde
değişik teknikler kullanılabilir:
Eş seçimi, bilinçdışı bir seçimdir ve
eşlerden her biri kendi doyuramadığı ihtiyaçlarının diğeri tarafından
doyurulacağı düşüncesi ile bu seçimi yapar. Bu seçim, ayrıca, diğerinin idealizasyonunu da içeren bir süreçtir. Diğer eş, “o
olduğu” için değil, “temsil ettikleri” için seçilmiş ve böylece bir transfer
yapılmıştır. Terapide benlik değerinin yükseltilmesi ve transferin çözülmesi
amaçlanır.
Terapide tutumlara dikkat çekilir.
Onaylayıcı tutumlar arttırılır. Yeni iletişim becerileri geliştirilir. Taraflar
ihtiyaçlarını ifade etmeye yönlendirilir.
Eşlerden her biri, öncelikle, kendi
“hayatı” içinde kendisini gerçekleştirmiş olmalıdır. Böyle bir durumda,
kurdukları ilişkide sağlıklı bir biçimde gelişecektir.
Figen Nas
Sağlam
Psikolog