Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi
GİRİŞ
Çocuk psikiyatrisi çocukların
büyüme dönemindeki psikososyal gelişmelerinin takip
edilmesi ve muhtemel problemlerin çözümlenmesi ile uğraşan uzmanlık dalıdır.
Ebeveyn
–çocuk ilişkilerinin kısmi ya da tamamen tıkandığı, çocuğa karşı yer yer yanlış tutumlar veya istenmeyen davranışların geliştiği
dönemler olur. Çocukları bebeklikten alıp ergenlik çağının sonuna kadar
getirişimiz uzun ve kimi zamanda çetin bir yolculuktur. Bu sırada sorunlar
ortaya çıkabilir ve ailenin mutluluğunu etkileyebilir. Bu dönemlerdeki
davranışlarımız çocuğun psikososyal gelişiminde derin
izler bırakır.
Erken tanı ve tedavinin gelecekte
tedaviye ihtiyaç duyan veya ilerlemiş psikiyatrik problemlerin önlenmesi,
çocuğun daha başarılı ve özgüvenli bir sosyal birey olarak topluma kazandırılması,
öğrenme kabiliyeti ve okul başarısının arttırılması, çocuk psikiyatrisinin
toplumun içinde yaşayan her birey için önemini göstermektedir.
Ruhsal gelişimin başlangıcında
bebeğin anne ve babasıyla olan iletişimi bedeni ve duygulanımından geçer.
Bebeğin yeme, uyuma ve dışkılama gibi beden işlevlerine ilişkin bozukluklar
anne ile olan ilişkisindeki sorunlara karşılık gelir. Bu bağlamda her belirti
gibi bu bozukluklar hem dengeyi sağlamaya yararlar, hemde anneye yönelik bir
çağrıya karşılık gelirler. Bu çağrıların çözümü için çocuk psikiyatrisi devreye
girer.
Çocuk gelişiminde en önemli ve
bilimsel yaklaşım çocuğun her yaşta ne bildiğini bilmek ve ona göre beklenti
içine girmektir. Çocukta ruh sağlığının değerlendirilmesi gelişim dönemlerinde
beliren ruhsal niteliklerin ayrıntısıyla bilinmesine bağlıdır.
Bazen anne ve babalar çocuğun
değişmesi ile ilgili umutsuzdur, çocuğun sevgisini yitirmek korkusuyla bir
takım hatalar yapabilirler, bazen enerjileri çok düşüktür ve sorunlu
davranışların çözümünü ertelerler. Bazense sorunlardan dolayı kendilerini suçlu
bulabilirler ve bu hatalı tutumlara davetiye çıkarabilir. Kimi zaman kendi
tahammül sınırları o kadar düşüktür ki çatışmadan ve sorun çözümünden uzaklaşabilirler.
Ya da eşler arası sorun ve çatışmalar o kadar yoğundur ki çocuklar ister
istemez geri planda kalır. Çocuk yetiştirmek konusundaki davranışsal yaklaşım
çocukları anlamakta ve onların değişmesine yardımcı olmaktadır. Davranışsal
yaklaşıma göre iyi davranışta, kötü davranışta öğrenme yoluyla kazanılır.
Çocuklardaki araştırmalar davranışsal yöntemlerin kullanılmasının çok çeşitli
sorunlu davranışlarda %50 den 90 lara kadar azalma
gerçekleştiğini bildiriyorlar.
Unutmamak lazımdır ki çocuğun
sevgi destek ve bakıma ihtiyacı olduğu kadar topluma uyumunda ve duygularının
kontrol etmekte uygun müdahalelere de ihtiyacı vardır. Anne ve babalar kimi
zaman çeşitli nedenlerle çocuğa gereğinden fazla şey vererek çocuğun kendi
deneyimlerinden öğrenme ve kendi hayatına yön vermesini engelleyebiliyor,
bazense çok az şey vererek onun gelişimine gerekli desteği sağlayamayabiliyor.
Her ikisi de uygunsuz davranış örüntülerinin gelişmesine sebep oluyor. Bu
nedenlerin fark edilmesi sorunların anlaşılıp zamanında çözülmesi için çocuk-ergen
pskiyatristleri devreye girer.
Anne babaların kafasında çocukları
ile ilgili bir gelecek tasarımı vardır ve bu tasarım aslınsa bebek doğmadan
başlar ve kaçınılmazdır. Ancak çocuklarınızın, kendine özgü yapısı itibariyle
bu ideal ve beklentilere tamamen uymaması da kaçınılmazdır. Bu çelişinin
farkında olduğumuz sürece ve bizim beklentilerimiz ve çocuğun gerçeği
arasındaki uzlaşma sağlandığı sürece ilişkinin kalitesi artar.
Onun için hayal ettiklerimiz onu
anlamaktan geçiyor. Anlaşılmadığını düşünen çocuğun ruh hali öfke ve
bezginliktir ve bunun sinyallerini kendi yaş dönemine uygun davranışlarla verirler.
Bu sinyalleri doğru değerlendirmek anne baba olmanın en önemli adımlarıdır.
Yaygın bir kanıya göre çocukluk
yılları kaygıdan uzak mutlu yıllardır. Gözlemler bu inancın gerçeği
yansıtmadığını gösteriyor. Gerçekte çocukluk korkular kaygılar yoksunluklar ve
mutsuzluklarla dolu olabiliyor
Unutulmamalıdır ki çocuk
erişkinlerin küçük formu değil büyüyüp gelişimini tamamlamayı bekleyen değerli varlıklarımızdır.
Bebeğin anne ile kurduğu her etkileşim biriminden bebeğin içinde bir anı izi kalır.
Bu anı izinde bebek anne ve birleştiren duygular vardır. Bebeğin belleğindeki
tüm bu izler üst üste binerek birikir ve benlik ve ilişkiler şeması oluşur. Bir
bebeğin annesiyle ahenkli ve sağlıklı etkileşim içinde kendi dönemine özgü
çatışmaların çözümü de uygun şekilde halledilmişse bebek o kadar mutlu olur ve
geleceğe daha az çözülmemiş mesele ve daha çok kazanılmış beceri taşınır.
Zaman geriye işlemiyor… Anne
babalar olarak ilk yapılması gereken şey bir yerlerde bir sorun olabileceğini
erkenden fark etmek sağlıklı gelişimin önündeki tıkanıkları açma yollarını
aramak.
Erken başvuru kayıpları en aza indirir ve tedavi başarısını arttırır.
Aşağıda çocuk ve ergenlik döneminde meydana gelebilen sorunlar yer almaktadır.
DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE SENDROMU
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu son on yıl içerisinde ailelerin
çocuk psikiyatrisi kliniklerine danışma nedenlerinin başında gelmektedir. Çocuk
psikiyatrisi uzmanları tarafından da en çok araştırma yapılan konulardan biri
haline gelmiş, oluşum nedenleri, belirtileri, uzun dönemde nasıl bir gidişat izlediği,
diğer hastalıklarla ilişkisi ve tedavisi en fazla araştırılmış hastalıklardan
birisidir.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat
sorunları ve istekleri erteleyememe(dürtüsellik) belirtileri ile ortaya çıkan
psikiyatrik bir bozukluktur. Amerikan Psikiyatri Birliğinin yayınlarında okul
çağı çocuklarının % 3-5 inde görüldüğü
bildirilmektedir.
Bir çocukta, gençte ve erişkinde
dikkat eksikliği hiperaktivite (DEHA)var
denilebilmesi için bu belirtilerin yedi yaşından önce başlamış olması, en az 6
ay süreyle devam ediyor olması gerekir. Bu belirtiler normal bir çocukta
beklenenden daha şiddetli olmalı ve çocuğun okul, ev ve yaşıt ilişkileri gibi birçok
alanda mevcut ve günlük yaşamını etkiler boyutta olmalıdır
Örneğin çocuğunuz evde zapt
edilemez ve çok hareketli iken okulda yerinde oturabiliyorsa bu durum bizi ev
içi yaşanan iç dinamikleri örneğin sınır koyma problemlerini düşündürebilir. Belirtilerin
erken yaşam evrelerinde başlaması ve çocuğunuzun girdiği ortamlardan kısmen etkilenmesi
bu durumun yapısal ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite
Bozukluğu açısından mutlaka incelenmesi gerektiren bir durum olduğu konusunda
sizleri alarme edici olmalıdır.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri göz önünde tutularak üç
alt grupta incelenebilir.
1)Hiperaktif
İmpulsif Tip
2)Dikkat eksikliği
3)Kombine tip
Hiperaktivite belirtileri sıklıkla yaşamın ilk
yaşlarından itibaren görülmeye başlanır. Bazı aileler anne karnında dahi
çocuğun hareketlerinin fazlalığını anımsayabilirler. Genellikle bebeklik
dönemlerinde huzursuz, yeme problemi yaşayabilen, uyku sorunları olan ve öfke
nöbetlerinin kontrol altına alınması sizler tarafından zor olan çocuklardır.
Öncelikle ayırt edilmesi gereken
şey her hareketli çocuk hiperaktif değildir. Bazı
çocukların doğuştan hareketlilik düzeyi yüksek olabilir. Hiperaktif olmayan
hareketli çocuğun hareketliliği uyumlu, amaca yönelik ve devamlılığı olan bir hareketliliktir.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda ise
keyfi bir hareketlilik söz konusudur. Bir anne çocuğunu şöyle tanımlıyordu
futbol maçında en fazla koşan o ancak topun peşinden değil.
Ortam ne kadar sınırlayıcı ve dikkat yoğunlaştırılması gerekiyorsa
çocuğun hareketliliği o kadar artar.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun en önemli belirtilerinden
biriside düşünmeden hareket etmektir. Örneğin topun ardından caddeye koşma,
soruyu bitmeden cevabını yapıştırma, söz kesme, ilk aklına geleni söyleme gibi.
Bu çocukların disiplini daha zordur. Sizler
tarafından söylenilenleri dinleyemedikleri için kendilerinden ne istendiğini de
bilmezler. Yeterince bilgi edinmeden, bilgiyi gözden geçirmeye vakit ayırmadan
karar vermeye kalkışırlar. Sonuç olarak kararlarında ve cevaplarında başarısız olurlar.
Bu zekâlarının yetersiz olmasına değil dikkat ve sabırlarının eksik olmasına
bağlıdır.
Okul öncesi çocukta aileler çocuklarının
hiç yerinde duramadıklarını, sürekli bir koşturma halinde olduklarını ve onları
durdurmanın çok zor olduğunu ifade ederler. Aileler bu çocuklarla çoğunlukla
yetersiz hissedip kendi öfkelerini kontrol etmekte zorluk yaşayabilirler.
Aslında yaramazlıklarından öte yapısal zorluklarından dolayı çoğu yaşantıda
olumlu geri bildirim almaktan mahrum kalan bu çocukların yetersizlik
duygularının çekirdekleri küçük yaşlarda oluşmaya başlar ve küçük yaşlarda
ailelerin öfkeleriyle tanışırlar. Bu öfke gelecekteki kişisel hayatlarına da
taşınır.
Bu çocuklar grup içi ve kurallı
oyunlarda daha hareketli, saldırgan ve oyun bozucu olabilirler. Kendi
davranışlarının sonuçlarını sıklıkla değerlendiremezler. Yani yaptıklarından
ders çıkartmalarıyla ilgili güçlük yaşarlar Örneğin sırasını beklemek,
paylaşmak gibi sosyal olgularda zorluk yaşar, kaybetmeye tahammül edemez,
istekleri olmayınca oyunu terk edebilir veya kavga edebilirler.
Davranışsal impulsiviteden
(kendini kontrol edememe) dolayı hem kendileri sık kaza geçirebilir, hem de etrafındaki
insanlara zarar verebilirler. Dürtülerini engellemekteki zorlukları arkadaşları
tarafından dışlanmalarına, oyuna alınmamalarına sebep olurken gitgide çocuğun
özgüveni azalır ve bu durum depresyon için zemin yaratabilir.
Davranışlarının sosyal ahlaki
sonuçlarını umursamamaları, başkalarının duygularına eşyalarına saygı
göstermemeleri umursamaz görünümün altında aslında doğruyu yanlıştan ayırt etme
güçlükleriyle ilişkilidir.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun sıklıkla erken çocukluk
evrelerinde gözden kaçabilen ve okul yıllarında kendisini çoğunlukla ders
çalışmaya ilgisizlik ve beraberinde başarısızlık olarak gösteren belirtisi
dikkat eksikliğidir. Ailelerin sıklıkla söylediği ilgi duyduğu alanlarda
çocuğun algılamasının çok iyi olduğu ama iş derslere gelince bunun böyle olmadığıdır.
Dolayısıyla bu çocuklar tembel, sorumsuz olmakla suçlanabilir. Çoğunlukla
aileler aslında gerçekten denemediğini düşünerek çocuklarına öfkelenebilirler.
Böyle bir durumda ilk yapılması gereken şey bu konuda çocuğun bir zorlanma
yaşayıp yaşamadığını tespit etmek olmalıdır. Karşı tepki olarak çocuğun
yaşadığı “başarısızım” hissi çocuğun başa çıkması gereken ekstra bir sorun
olarak durumu daha da güçleştirir.
Oyunun keyifli topraklarından okul
sıralarına geçen çocuklarınızın işi artık zorlaşmıştır. Artık onlardan
bilgileri almaları, depolamaları ve gerektiği zaman ve yerde çıkarabilmeleri
talep edilmektedir. Sınıfta oturma, dikkatini toplama, kurallara uyma, iç
tepkisel davranışları engelleme, düzenli olma, arkadaşlarıyla yardımlaşma ve
iyi ilişkiler kurma gibi çocuğun okula uyumunu ve başarısı için gerekli olan
özelliklerin pek çoğu Dikkat Eksikliği Hiperaktivite
Bozukluğu olan çocuklarda yapısal olarak eksiktir. Bilgiyi alabilmek için
öncelikle ona odaklanmaları gerekirken bunun ülke koşullarında kalabalık
sınıflarda yapılıyor olması onlar için daha da büyük bir engeldir. Dikkat
problemi yaşayan çocuklar bu durumu daha büyük bir sıkıntıyla yaşarlar, çünkü
yapısal olarak duyduklarına, gördüklerine odaklanmaları çok zordur. Ancak
onlardan beklentiler yüksektir. Dolayısıyla bu zorlukla derse karşı ilgilerinin
az olması çok anlaşılır bir durumdur. Sınıflar ilerledikçe işler daha da güçleşir.
Bu çocuklar dikkatlerini belli bir konuya vermekte zorluk çektiklerinden,
dikkatlerini vermeye çalışırken başka düşünceler görüntüler, sesler onları alıkoyar.
Çocuğunuza bir konuyu anlatırken sıklıkla alakasız bir konu hakkında soru
sorarken bulabilirsiniz. Dikkatini topla dediğinizde çoğunlukla işe yaramaz.
Okul ödevlerini tamamlamakta
zorluk çekerler Dersin başından kalkmak için çok çeşitli sebepleri olabilir.
Okulda eşyalarına sahip çıkamazlar ve sıkça eşya kaybedebilirler. Zamanı
ayarlamakta sorun yaşayabilirler ve sıklıkla bir işi tamamlamak çok zordur ve
uzun süre alır. El yazıları bozuk olabilir, yazma sırasında sık imla hatası,
eksik yazma, harf karıştırma görülebilir
Bilişsel olarak öğrenme açısından
diğer çocuklardan zekâ farkları yoktur, ancak dikkat gerektiren işlemlerde başarısızdırlar.
İşitsel hafızaları görsel hafızalarına göre yetersiz olabilir dolayısıyla
komutları birkaç kez tekrar etmek gerekebilir.
DE belirtileri sıklıkla
öğretmenleri tarafından sürekli geç kalan, organize olamayan, eşyaların kaybeden,
hayallere dalan, işlerini bitiremeyen, dersi takip edemeyen, düzensiz, ders
anlatılırken konuşan ya da başka şeylerle ilgilenen çocuklardır.
Dürtüselliğin eşlik etiği dikkat
eksikliğini en iyi en büyük ve yetenekli sanatçılarla dolu bir orkestraya
benzetebilirsiniz ancak şefi olmayan kontrolden çıkmış bir orkestra. Parlak
düşünceler olabilir ancak sürecin devamlılığı ve tamamlanması zorlanır.
Çocuğunuz sizlerden ve çevresinden
geri bildirimler alarak yaşayarak büyüyor ve hayata bir duruşu ve bakışı oluyor.
Anne ve babalar olarak ilk yapmanız gereken şey bir yerlerde bir sorun
olabileceğini erken fark etmek.
Bizler geçmiş yaşantılarımızdan
öğrendiklerimizle hissettiklerimizle bugüne geleceğe bakıyoruz. Erken çocukluk
yıllarımızda ailelerimizle arkadaşlarımızla olan ilişkilerimiz bugünkü
ilişkilerimizin çatısını oluşturuyor. Şimdiki iş yaşamımızın izleri okul
yıllarında şekilleniyor. Bu alanda yapılan araştırmalar ileriki yıllarda başka
psikiyatrik sorunların da oluşma olasılığının sağlıklı gruplara göre çok daha
sık olduğunu göstermiş. Örneğin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite
Bozukluğu olan çocukların üçte birlik kısmında ileriki yıllarda alkol madde
kullanım bozukluğu, antisosyal kişilik özellikleri, depresyon ve kaygı
bozuklukları görülmüştür.
Eğer sizler çocuğunuzda Dikkat
Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu veya davranış
sorunları olduğu konusunda şüphe içindeyseniz acaba yakında geçer mi? diyerek
kendinizi oyalamayın.Bu belirtileri çocuğunuzda gözlemliyorsanız bir çocuk ve
ergen psikiyatristine başvurun.Çünkü zaman çocuklarımız
için gerçekten önemli.
DERS BAŞARISIZLIĞI ÜZERİNE
•
Ben
söylemesem dersler aklına bile gelmiyor
•
Başarısız
•
Sorumsuz
•
İsteksiz
•
İsterse
yapar ama istemiyor
Bu cümleler kimi evlerde sıkça
dile getirilir. Aslında tüm bunları söylemeden önce düşünülmesi gereken bir
yerlerde sorunlar olabileceği ihtimalidir. Okul sıralarında öğrenme sürecinde
beynimizin birçok bölümü aktif halde çalışmaktadır.
•
Konuya odaklanacak ve bilgiler dikkat süzgecinden
geçip alınacak(dikkat sistemi)
•
Alınan bilgiler sonradan hatırlanmak üzere
depolanacak (bellek sistemi)
•
Depolanan bilgi yazılı ve sözlü olarak ifade
edilecek(dil sistemi)
•
Motor sistem ile parmaklar kalemi tutabilecek
•
Yüksek düşünme sistemi ile beyin sorulan soruyu algılayacak,
yargılama sürecinden geçecek, var olan bilgi deposundan uygun cevaplar çıkabilecek,
alınan bilgiler uygulamaya geçebilecek
•
Tüm bunların sonucunda aileden, arkadaş çevresinden,
öğretmenden gelen geri bildirimler motivasyon kaynağı
olacak.
Duruma
buradan bakacak olursak aslında hiçte kolay değil. Herbir sistem yeteneklerin
gelişmesi için ve sistemin devamlılığı için çalışır. Ancak herhangi birinde
sorun varsa performans düşer. Çocuk zorlanıyorsa çalışma isteği azalır. Zaten
zorlanan çocuk birde ailesi tarafından sorumsuzlukla suçlandığında motivasyonda beraberinde azalır.
Öğrenme profilinin şekillenmesinde;
•
Zekâ düzeyi
•
Yapısal bozukluklar (dikkat eksikliği hiperaktivite,
özel öğrenme güçlüğü)
•
Aile hayatı ve stres düzeyi
•
Kültürel etmenler-başarıya verilen değer
•
Arkadaşlar-grup içinde yer edinme
•
Sağlık (görme, işitme kusurları vs)
•
Duygular(mutsuzluk, kaygı düzeyi)
•
Eğitimsel ortam önemli yer tutar
Çocuk ve
ergen psikiyatrisi bu zorluğun nereden kaynaklanıyor olabileceğini araştırır.En sık karşılaştıklarımız;
•
Dikkat eksikliği Hiperaktivite
Sendromu
•
Özel öğrenme güçlüğü
•
Zeka
geriliği
•
Major
Depresyon
•
Kaygı bozuklukları’dır.
ÖZEL ÖĞRENME BOZUKLUĞU
Öğrenme
bozukluğu zekası normal yada normalin üzerinde olan bireylerin
standart testlerde yaş, zeka aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma,
matematik ve yazılı anlatımın beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı
konan bir bozukluktur. Okuma bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, matematik
bozukluğunu içerir.
Öğrenme
bozukluğu olan çocukların büyük kısmını okuma güçlüğü olan çocuklar oluşturur.
Okumak beyinle ilgili bir yüksek kortikal (beyinin
dış tabakası-kabuğu) fonksiyondur, bu fonksiyondaki kısmi bozukluğa “disleksi” denilir.
Okuyan
kişinin görsel alfabetik yazıyı dil ile ilgili kavramlara çevirmesi gerekiyor.
Buda harfleri ilgili seslere çevirmek anlamına geliyor. Bundan sonra ise
harflerin kağıttaki dizilişini anlaması gerekiyor.
Disleksili bir çocukta bu süreçler yetersiz çalışıyor.
BELİRTİLER
•
Okumayı sökmede zorlanırlar, yavaş ve hatalı okurlar,
okuduklarını anlayamazlar.
•
Görsel algı sorunları vardır.(b-d,p-q ,6-9 gibi bazı sembolleri ters algılama)
•
Görsel figür ile zemin ayırt etmekte sorun
yaşarlar(harf atlama, satır atlama)
•
Görsel hafızaları zayıftır.
•
İşitsel kavrama yetersizdir, duyduklarını
ayrımlaştırmakta zorluk çekerler
•
Kelimelerdeki harfleri yada sayıları karışık yada
ters algılama ( ne-en
12-21)
•
Okurken kelime atlayabilirler.
•
Hecelerin seslerini karıştırmak, sessiz harflerin
yerini değiştirmek
•
Sıklıkla imla hatası yapabilirler
•
Dil gelişimi bir kısmında gecikmiştir, kendilerini
ifadeleri yetersizdir.
•
Organizasyon bozukluğu vardır, zamanı iyi
kullanamazlar.
•
Pozisyon algılamakta zorluk çekerler(ip atlama, top
yakalama)
•
Yön bulmada, sağ sol ayrımında zorluk yaşarlar.
•
Motor koordinasyonları zayıftır. Sakarlık ve
beceriksizlik görülebilir.
•
Matematikte güçlükler, çarpım tablosunu öğrenememe,
sembolleri karıştırma görülebilir.
ZİHİNSEL GERİLİK
Mental (akıl-zeka ile ilgili) gerilik
18 yaşının altında başlayan belirgin olarak ortalamanın altında zihinsel
işlevler ve eşlik eden uyum sorunları ile karakterizedir. Bu çocukların kişisel
sosyal, dil, kaba ve ince motor gibi tüm gelişim alanlarında global
bir yavaş gelişme gözlenir. Ağır mental gerilik erken
dönemde tanınabilir ancak fiziksel ve nörolojik bulgusu olmayan hafif geriliği
olan çocuklarda tanı okul çağına kadar gecikebilir.
İlk aylarda emme güçlüğü, çevresel
uyaranlara işitsel ve görsel tepkinin az olması
6
aydan sonra oturma, emekleme ve yürümede gecikmeler
2–3
yaş dil gelişiminde gecikme ve davranış bozukluğu
4–6 yaş öğrenme güçlüğü ve uyum sorunları
Erken
tanı çok önemlidir.
Erken tanı erken rehabilitasyonu
(iyileştirme) sağlar. Beyin gelişimi ve olgunlaşmasının en hızlı olduğu erken
çocukluk evreleri olduğundan erken rehabilitasyon
faydayı arttırır. Altında yatan bir tıbbi sebep varsa bu sebeplerin erken
tedavisi gelişimi hızlandırır. Kalıtımla ilişkili olgularda yeni bebekte
tekrarlar önlenebilir. Ailenin erken bilgilenip çocuğa göstereceği ilginin
kalitesini olumlu yönde arttırır.
Mental gerilikte birçok davranışsal bozukluklar
görülebilir ve ek psikiyatrik bozukluklar normal popülasyona göre daha sık görülür;agresivite (saldırganlık)
kendine zarar verme ,karşı koyma,dikkat eksikliği,depresyon ,öfke patlamaları
gibi.
Bu
sorunun tanı ve tedavi sürecinde çocuk ergen psikiyatrisi önemli yer tutar.
ÇOCUK VE ERGENLERDE
DEPRESYON
Çok
yakın zamana kadar çocuklarda depresyon görülmediği düşünülmekteydi. Erişkinlerde
olduğu gibi çocuklarda da depresyon görülebilmektedir. Erişkinlerde ergenlerde
ve çocuklarda depresyonun temel belirtilerinde önemli benzerlikler olmasına
karşın yaşa bağlı belirgin ayrılıklar da vardır. Çocuk ve ergenlerin yaşam
deneyimleri erişkinlerden az olduğundan ve onlar duygusal durumlarını sözel
olarak erişkinler kadar iyi anlatamadığından depresyonlarını genellikle
davranışlarıyla gösteririler.
Depresyondaki
bir çocukta eskisine oranla huzursuzlukta artış, daha sinirli ve gergin olma,
söz dinlememe gibi davranışsal belirtiler olabilir. Ayrıca her çocuk ve ergenin
depresyonu birbirinden ayrıdır. Kimi çocuk depresyondayken aşırı durgun ve
halsiz olurken kimi çocukta bunun tam tersi bir yerinde duramama ve huzursuzluk
durumu görülür.
Bu belirtileri
çocuğunuzda gözlemliyorsanız çocuk ve ergen psikiyatrisine başvurmanız faydalı
olacaktır.
Kendini
mutsuz ve boşlukta hissetme
Eskiden
zevk aldığı şeylerden zevk alamama ya da eskisi kadar hoşlanmama ‘canım
istemiyor’
Gelecekten
umutsuz olma
Değersizlik
düşünceleri: sık sık evde kimse tarafından
sevilmediğinden ya da kardeşinin daha çok sevildiğinden bahsetme
Suçluluk
duyguları; tüm olumsuzluklardan kendini suçlu bulma
Sık sık ölümden ve kendini öldürmekten söz etme; kaçıp gideceğim,
ölsemde kurtulsam. Çocuk ve ergenlerin kendini öldürmekten ve ölümden söz
etmeleri mutlaka önemsenmelidir. Sadece bu belirti bile gizli kalmış bir
depresyonun habercisi olabilir.
İntihara
kalkışma ya da kendine zarar verici başka davranışlarda bulunma (kolunu jiletleme)
Anne
babayı sindirene kadar uğraşma, yakın ilişkilerde bozulma, sık tartışmalar ve
küsmeler
Gergin
sıkıntılı ve huzursuz olma ;’of sıkıldım’ sözcüğünü sıkça kullanma
Bedensel
yakınmalar: sıksık baş ağrısı, karın ağrısı ya da yorgunluk hissetme. Bedensel
yakınmalar çocuğun içindeki sıkıntıdan kurtulmak için bir çeşit yardım talebidir.
Özellikle kuralcı ve baskıcı anne babaların çocuklarında daha sık görülür.
İştah değişiklikleri;
eskiye oranla daha az yâda azla yemek yeme
Uyku bozuklukları;
gece geç uyuma, zor uyanma, yalnız uyuyamama, uykuya dalmadan önce ve uyku
sırasında korkma, geceleri sık sık kötü rüyalar
gördüğünü söyleme
Kendine
güvende azalma
Sinirlilik
ve öfke patlamaları
Aşırı
alınganlık
Derse
ilgide azalma ve ders başarısında düşmeler
Arkadaş
ilişkilerinde bozulma ya da olumsuz arkadaşlıklar kurma, kendini yalnız
hissetme
Depresyondaki
bir çocukta tutturmalar sık görülür, ancak bunlar normal bir çocuğun
tutturmasından farklıdır. Normal bir çocuk istediği bir şeyin olması için bir
süre ısrar eder, yapılmadığında kabul edip bekler. Depresyondaki bir çocuk ise
amaçsızca herhangi bir şey için tutturur. Tek bir amacı vardır; içindeki
mutsuzluğu ve sıkıntı duygusunu onu çok seven insanlara yansıtmak…
Depresyondaki
çocukların yakın akrabalarında özellikle başta anne olmak üzere birinci derece
akrabalarında daha fazla depresyona rastlanmaktadır. Benzer şekilde
depresyondaki erişkinlerin çocuklarında normal erişkinlere göre daha sık
depresyon görülmektedir.
Eğer bu
belirtileri çocuklarınızda gözlemliyorsanız en yakın zamanda çocuk ve ergen
psikiyatrisine başvurmanız faydalı olacaktır.
DAVRANIM BOZUKLUĞU
Davranım
Bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde insanlara ve hayvanlara yönelik saldırgan davranışlar,
güvenliği tehdit, hırsızlık ve kuralların ciddi bir biçimde ihlal edilmesi
görülür ve aşağıdaki belirtileri gösteriler.
Çoğu
zaman başkalarına karşı kabadayılık eder, gözdağı verir ya da gözünü korkutur.
Çoğu
zaman kavga dövüş başlatır.
Başkalarının
ciddi bir biçimde fiziksel olarak yaralamasına neden olabilecek bir silah
kullanmıştır.(değnek, taş, kırık şişe bıçak)
İnsanlara
ve hayvanlara karşı fiziksel olarak acımasız davranmıştır.
Başkasının
gözü önünde hırsızlık yapma, birini cinsel etkinlikte bulunmak için zorlama
meydana gelmiş olabilir.
Ciddi
bir hasar vermek amacıyla isteyerek yangın çıkartma, ya da başkalarının malına
mülküne zarar verme gerçekleşmiş olabilir.
Bir
başkasının mülküne zorla girme, sık yalan söyleme olabilir
On-üç
yaşından önce ailenin yasaklarına karşın çoğu zaman geceyi dışarıda geçirme,
sık okuldan kaçma, ya da en az iki gece evden kaçma gibi davranışsal belirtiler
gösterebilirler.
Davranım
bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin önemli bir kısmında dikkat eksikliği hiperaktivite bulunmaktadır.Bu
sorunlarda çocuk ergen psikiyatrisi devreye girer.
TİK BOZUKLUKLARI
Tik
istem dışı hızlı, aralıklı, ritmik olmayan, basmakalıp tekrarlayıcı şekilde bir
grup kasın kasılmasıdır. Vücudun, baş başta olmak üzere herhangi kas grubunda gözlemlenebilir.
Tik bozuklukları geçici ve kalıcı olarak aile yaşamını sosyal durumu okul ve iş
başarısını etkiler. Tik aniden oluşan tekrarlayan bir hareket veya ses
biçiminde ortaya çıkar. Genelde kısa süreli nöbetler halinde ve aralıklı olarak
ortaya çıkar. Tourette bozukluğu en ağır tik bozukluğudur. Genelde erken
çocuklukta geçici basit motor tik nöbetleriyle başlar ve bir süre sonra bu
tikler sürekli hale gelir ve çocuğun yaşamını etkiler. Basit motor tikler
hastalık ilerledikçe komplike (karışık) motor tiklere dönüşebilir.
Bunun ardından vokal tikler eklenir. Vokal tikler
boğaz temizleme, konuşmanın hızı ve ritminde belirgin değişim ve küfür şeklinde
kendini gösterebilir.
ELİMİNASYON BOZUKLUKLARI
ENÜRESİS (İdrar Kaçırma)
Çocuklarda
en az beş yaşından sonra, yineleyici bir şekilde, istemsiz ya da amaçlı olarak,
gündüz ve /veya gece yatağa ya da giysilere idrar kaçırılması olarak tanımlanabilir.
Bu
durumun hastalık olarak kabul edilmesi için en az ardışık üç ay, haftada iki
kez ortaya çıkan bir sıklıkta olması ya da klinik açıdan belirgin bir sıkıntı
oluşturması gerek toplum içinde gerekse diğer işlevsellik alanlarında bozukluğa
yol açması gerekmektedir.
Yapılan
araştırmalarda enüresisli çocuklarda daha çok uyum sorunları,
davranış problemleri, zaman içerisinde özgüvende azalma, sosyal izolasyon, akranları tarafından dışlanma, ceza ve reddedilme
gibi ebeveynler tarafından olumsuz tutum ve davranışlara maruz kalma görülmüştür.
Psikiyatrik bozuklukların enüretik çocukların % 20
sinde gözlendiği bildirilmiştir.
ENKOPREZİS (Kakasını Tutamama)
Çocuğun
kakasını tutma ve bırakma işlemini kontrol edebileceği yaşa gelmiş olmasına
karşın istemli ya da istem dışı olarak kakasını uygun olmayan yerlere yapma
olarak belirlenen bir bozukluktur. Çocuk dört yaşında ya da ona eşdeğer bir
gelişim düzeyindeyken en az üç ay süreyle en az bir kez bu davranışı
gösteriyorsa ve bu davranış genel bir tıbbi bir duruma bağlı değilse enkoprezis tanısı koymak uygun olur.
Ebeveyn
ve çocuk arasındaki inatlaşma, yeterli bağırsak kontrolünü sağlayan çocuklarda
bazen dışkıyı depolamalarına ve yaşanan strese karşılık uygunsuz yerlere
yapmalarına neden olur. Annenin çocuğun otonomisine karşı geliştirdiği ambivalan (aynı anda birbirine zıt iki duygu) tutum,
annenin katı mükemmeliyetçiliği, zorlayıcı tuvalet deneyimleri önemli faktörler
olabilir. Bu durumu çocuğun sizlere gönderdiği ilişkinizle ilgili önemli bir
sinyal olarak algılamak en doğru yaklaşımdır ve bu noktada çocuk ergen
psikiyatrisi devreye girer.
YAYGIN GELİŞİMSEL
BOZUKLUK
Otistik
Bozukluk
Asperger Sendromu
Rett Sendromu
Dezintegratif Bozukluk
Başka
Türlü Adlandırılamayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk hastalık başlıklarını içeren
bir bozukluktur.
Çocuk ve
Ergen psikiyatrisinde erken tanının en önemli sonuçlar doğurduğu acil
hastalıklardan birisidir.
Otizm
tanısının konulabilmesi için iletişim ve sosyal alanlarda sorunlar olması,
yineleyici sınırlı ilgi ve davranışlar olması ve bunların 30 ay öncesinden beri
görülüyor olması gerekmektedir.
Klinik
özellikler;
Yaygın
gelişimsel bozukluğu olan her birey diğerinden farklıdır. Bu nedenle buradaki
tanımlamalar yol göstericidir.
Bebeklerdeki
davranışlar;
Bebeklerin
çoğu sakindir, bunlara melek gibi bebekler denebilir, Daha azınlıktaki grup ise
gece gündüz bağırır ve sakinleştirilmeleri zordur
Altlarının
değiştirilmesinden, giydirilmekten ve yıkanmaktan hoşlanmayabilirler.
Anne ona
yaklaştığında kucağa alınma hareketi yapmayabilirler.
Işıklar,
parlayan dönen herhangi bir nesne onları büyüleyebilir, ancak öteki bebeklerin
ilgisini çeken diğer şeylere kayıtsız kalabilirler.
Çok
erken dönemde televizyona ve müziğe aşırı bir ilgi gösterebilirler.
Anneleriyle
göz teması kısıtlı olabilir.
Gördükleri
ilgilerini çeken şeylere anneye işaretle gösterme ve eğlenceyi paylaşma
davranışı yoktur.
Ce yapmak ya da el çırpmak gibi bebek oyunlarında anne
babalarının hareketlerini onlarla birlikte yapmazlar.
Normal
bebeklerde birinci yaşın sonlarına doğru başlayan olağan konuşma seslerinin
tonlama örüntüsü ve çeşitliliği gelişmez
Sosyal
iletişimde eksiklikler;
Mesafeli
olanlar başka insanlar yokmuş gibi davranırlar, seslenildiğinde kendileriyle
konuşulduğunda yanıt vermezler.
Yüzlerinde
duygu ifadesi azdır, dokunursanız geri çekilebilirler.
Ulaşamadığı
bir şey istediklerinde sizi çekerek götürüp, istediğini aldıklarında yeniden
görmezden gelebilirler.
Acı
çektiğiniz ya da sıkıntıya düştüğünüzde size ilgi ve anlayış göstermezler.
Oyun
grubunda arkadaşlarına kayıtsız kalır, onların yanına gitmek ve oyuna katılmaya
isteksizdirler.
Edilgen grupta olanlar ise bu derece kayıtsız olmayabilirler.
Toplumsal etkinlik başlatmazlar ancak diğer insanlardan da uzaklaşmazlar.
İletişimle
ilgili bozukluklar;
Otistik
bozuklukları olan tüm çocuklar ve yetişkinler iletişim sorunları yaşarlar
Konuşma
gelişiminde gecikme ve anormallik çok sık görülür. Konuşma güçlüklerinin
şiddeti değişkendir. Yaygın gelişimsel bozukluğu olan her beş çocuktan biri
yaşam boyu sessiz kalır. Bunların dışında kalanlarda konuşma gelişir.
Konuşmada
başkalarının söylediği sözcükleri tekrarlama davranışı olabilir. Bu boş papağan
gibi yinelemeye “ekolali” denir. Zamirleri tersine çevirebilirler.
Konuşmaların içeriği yineleyici şekilde olabilir ve karşılıklı sohbet havasında
değildir. Yanıtları dinlemeden aynı şeyleri defalarca sorabilirler
Konuşmayı
anlama yeterli değildir; mecaz, şaka anlama güçlüğü yaşarlar. Seslerin
vurgusunda güçlük yaşayabilirler.
Taklit
etme oyunları ve hayal gücüne dayanan etkinlikler diğer çocuklar gibi gelişmez.
Oyuncakları amacına yönelik kullanamazlar. Örneğin bebeğe yemek verme, sallama,
uyutmak gibi. Ya da arabaları park etmek, yarıştırmak, ses çıkararak sürmek
yerine onları dizmek, tekerleklerini çevirmek gibi.
Basit ve
yineleyici etkinlikler gösterebilirler. Mekanik sesler dinleme (tencereye kaşıkla
vurma)elleri ya da nesneleri gözün yakınında bükme, döndürme, ışıkları açıp kapama,
çevrede dönen ya da kendi çevresinde dönen şeyleri izleme. Bazılarının kendi
uydurdukları etkinlikler olabilir, aynı oyunu aynı şekilde defalarca
oynayabilirler.
Değişime
dirençli olabilirler. Mesela her gün aynı yoldan eve gitme,aynı
yatağa yatma ,devamlı aynı videoyu seyretmek gibi.
STEROTİPİLER
Kolları
ve elleri kanat çırpar gibi sallama
Sallanma
Aşağı
yukarı zıplama
El
şaplatma
Parmak
ucunda yürüme
Kendi
etrafında ya da nesnelerin etrafında dönme
Ellerde
garip hareketler
Normal
bebekler yüz ifadeleri de dahil olmak üzere başka
insanların eylemlerini taklit etmeye yaşamın ilk yıllarında başlarlar. Otistik
çocuklar taklit etmede gecikme ve eksiklik görülür.
Dışarıdan
işitmiyor izlenimi verebilirler ancak ilgisini çeken bir nesnenin sesine hemen
yanıt verebilirler. Ya da yüksek seslerde kulaklarını tıkayarak tepki verebilirler.
Görsel
uyarılara da duyarlılıkları olabilir. Hareket eden parlak ve ışıltılı şeylere büyülenebilir,
ya da karanlıkta korkusuzca dolaşıp yollarını bulabilirler.
İnsanları
da eşyaları da dokunarak, koklayarak, yalayarak tanıma yolunu seçebilirler.
Soğuğa ya da sıcağa duyarsız ya da aşırı duyarlı olabilirler.
Yemek seçme,
katı ya da sıvı gıdaları reddetme olabilir.
Yaygın
gelişimsel bozukluk belirtilerine çocuğunuzda gözlemliyorsanız durumu ertelemek
çocuğunuz açısından tedavi başarısını ve gelecekteki hayata uyumunu azaltır.
Beyin gelişiminin en hızlı olduğu beş yaşına kadar olan dönemde erken bir
eğitim programı ile var olan yapısal eksikliklerin yerine konması, ileride bu hastalıkla
birlikte görülebilecek psikiyatrik hastalıklarında ortaya çıkmasını azaltır.
Çocuk ve ergen psikiyatrisi tanı ve tedavinin düzenlenmesinde devreye girer.
ANKSİYETE BOZUKLUKLARI
Çocukluk çağında korkular oldukça yaygındır.
Oyun döneminde ortaya çıkan canavarlar, oyun hatta latent
dönemde görülen karanlık ve hırsız korkuları gibi bu korkuların bir kısmı belli
dönemler için normal sayılmaktadır. Diğer yandan bazı psikiyatrik bozukluklar
çerçevesinde ortaya çıkan korku koşullara göre şiddeti ve yol açtığı kaçma ve
kaçınma davranışlarının özellikleri bakımından normal ölçüyü aşabilir. Çocukluk
dönemlerinde bu korkuların değerlendirilmesi ve başa çıkma stratejileri
korkuların ileri yaşama büyüyerek taşınmasına engel olur.
SOSYAL FOBİ
Kaygıya yol açan sebep sosyal bir
ortamda olduğunda ve yoğun utanma duygularına yol açtığında sosyal fobi akla
gelmelidir.
Sınıfta arkadaşlarının önünde konuşma,
tahtaya yazı yazma, toplum içinde yemek yeme, birileriyle tanıştırılma, okul
tuvaletlerini kullanma, öğretmen ya da karşı cinsten arkadaşlarıyla konuşma
sırasında yaşanan yoğun kaygı belirtileri gösterirler. Bu ortamlara girmek istemezler.
Girdiklerinde ise yoğun bir sıkıntı yaşarlar. Bu sıkıntıya kalp çarpıntısı terleme,
kızarma, ses tonunda titreme, boğazda düğümlenme, ateş basması, dona kalma gibi
bedensel belirtiler eşlik edebilir.
Sosyal fobide kişinin başlıca
korkusu başkalarının yanında küçük düşeceği sıkıntı ya da utanç duyabileceği
şeklinde davranacağı ile ilgilidir. Bu yoğun kaygı çocuk ve ergeni bu
durumlardan uzak durmaya yöneltir. Sonuçta uzak durduğu ortamlardan kazanacağı
deneyimleri kazanma şansını kaybeder ve sosyal becerileri de gelişemez. Derste
hak ettikleri başarıyı kendilerini sözlü olarak ifade edemedikleri için
gösteremeyebilirler.
PANİK BOZUKLUĞU
Panik bozukluğunda beklenmedik bir anda ortaya çıkan panik nöbetleri görülür. Bu ataklarda nefes darlığı çarpıntı, göğüs ağrısı, sersemlik, çevreyi olduğundan daha farklı algılama, sı