Psikiyatri ve Hayat- ANASAYFA

 

 

               TÜKETİCİ ÇOCUK VE REKLÂM

 

     Son 10 senede Amerikalı çocukların obezite oranı, ikiye katlandı. Boston’da bulunan bir beslenme kliniğinin yöneticisi olan William Dietz, çocukların vücutlarındaki yağ oranı ile televizyon karşısında geçirilen zaman arasında bir ilişki olduğundan söz eder:”TV, çocuklara istedikleri kadar yiyebilecekleri hissini verir”.Böylece, özellikle,4-12 yaş arası çocuklar, Amerikan pazarlamasının son hedefi(sınırı) haline gelmişlerdir. Çocukların global satın alma güçleri,1991 yılında 14.3 milyar dolardır; bu rakam,1980 yılı rakamının iki katıdır. Ayrıca, ebeveynlerinin satın alma tutumlarını etkilemektedirler,(128 milyar dolar senede).

 

     Verilen mesajlardan en çok etkilenen grup oldukları için reklâmcılar için önemli bir hedef oluşturmaktadırlar.

     Reklâmlara karşı, yetişkinler, daha ölçülü bir tutum sergilemektedirler. Çocuklar ise TV’ye bakarlar ve hemen isterler: bu ne kadar güzel!

 

     1991’de,41000 pediatrdan (Çocuk Doktoru) oluşan Amerikan Pediatri Akademisi (APA), yiyecekle ilgili reklâmlara yasak getirilmesini önermiştir; obezite ve kolesterol seviyesinde yükselme, Amerikalı çocukların sağlığını tehdit eden iki temel problemdir. Gerçi, bu tarz bir yasak gelse bile, reklâmcılar, çocukların hayal dünyasına hitap edecek başka yollar buldular bile.

 

     Çocuklar, ebeveynlerinin satın alış tutumları üzerindeki etkileri nedeniyle modern toplumların ekonomisinin belirleyici elemanları olmuşlardır. Reklâmcılar,1980’lerde başlayan büyük ailevi çalkantıları tespit etmekte gecikmediler; alım gücünün artması, boş zaman süresinin artması ve çocuğun ihtiyaç ve isteklerine verilen önemin artması. Tüketim, günümüzde, ekonomik açıdan; büyümenin motoru, sosyolojik açıdan ise kimliğini ortaya koymak için bir araç haline gelmiştir.

 

     Yeni bir tüketim çağına girilmesiyle, reklâmcıların, özellikle, çocukları hedef almasının, bu genç tüketiciler üzerindeki etkilerinin ne olacağını sorgulamamız gerekir.1997’de yayınlanan ”The Shelter of Each Other” kitabında Marry Pipher, tüketim kültürünün çocuklarda narsistik ve memnuniyetsizlik duygularını körükleyeceğinden endişe ettiğini vurgular.

 

     Sonuçta, pazarlamacılar, bu genç nüfusa satmak için sınırları nereye kadar zorlayabilirler? Çocuklara yönelik reklâmlarla ilgili bir etik yasa oluşturmalı mıyız?

     Çocuklara etkili bir biçimde satmak için pazarlama uzmanları, onların gerçekten nelerden hoşlandığını bilmek zorundadırlar. Araştırmacı ve psikologların yardımıyla, pazarlamacılar, çocukların sosyal ve duygusal ihtiyaçları ile gelişimleri hakkında geniş bir bilgiye sahip olmuşlardır. Psikologların bu yardımı,1999’da,zihin sağlığıyla uğraşan bir grup profesyonelin dikkatini çekmiş ve bunun etik olmadığı konusunda uyarılar içeren bir açık mektubu APA’ya göndermişlerdir.

 

     Çocukların bazı özellikleri, daha fazla satmak isteyen pazarlamacılar tarafından kullanılmıştır. Örn; koleksiyon yapmayı çok seven çocuklar için değişik marka oyuncaklar üretilmiştir,(barbiler, oyun kartları, pokemon ürünleri).Çocuklar tarafından satın alınan ya da istenen ürün tipleri, sosyal sınıf ya da yaşanılan yer değişik olsa bile modern toplumlarda dikkati çeker bir biçimde aynıdır. Örn;25 ülkeden fazla ülkeye yayın yapan MTV, Mc Donald’s. Bu nedenle, reklâmlarda, Amerika ve Avrupa ile birlikte diğer tüm Asya ve Afrika ülkelerinde aynı starlar ve aynı durumlar kullanılmaktadır.

 

     Çocuğun daha 2 yaşına doğru ailesinin alış tutumlarını etkilemeye başladığı söylenebilir. Çocuk,2 yaşında bir oyuncağı isteyip istemediğini ifade edebilir.4-6 yaş arasında giyecekleri konusunda fikir beyan edebilir.7-12 yaş arasında, artık, ailesinin ailesinin alış gücüne çok iyi entegre olmuş durumdadır ve istekleri daha belirgin hale gelmiştir. Ayrıca, annelerin de, özellikle 1980’lerden sonra çocuklarının fikirlerini sormaya başlaması ile çocuklar istedikleri markaları ifade eder hale gelmişlerdir. Odalarında kendi bilgisayar ve TV’leri bulunan günümüz “kral çocukları”nın fikirleri, istekleri, aileleri tarafından gitgide daha fazla önemsenmektedir. Değişen yaşam koşulları, ailelerin daha az çocuk yapmasına ve böylece, evde bulunan az sayıdaki çocuğa daha fazla odaklanmasına sebep olmuştur. Bugün araba almak gibi önemli alışverişlerde bile çocuğun fikri alınmaktadır.

 

     Çocukların, tüketimdeki yerini ifade eden sayılar çarpıcıdır;1998’de,10 milyon Fransız çocuğunun(nüfusun % 16’sı),satın alma gücü(satın almaya etkisi),2 milyar euro’ya yakındır.4 yaşında bile % 23’ünün harcayabilecekleri bir cep harçlığı vardır. Bu oran,6 yaşında % 60’a;11 yaşında,% 81’e çıkmaktadır. Ebeveynlere gelince;% 80’i,boş zamanlarını çocuklarının eğitimi için harcamakta ve bütçelerinden 300 euroyu(her çocuk için) sırf çocuklarına oyuncak almak için ayırmaktadırlar. Başka bir çalışmaya göre; çocuklar, ailelerinin satın alma davranışını % 43 etkilemektedirler. Ve bu istediğini yaptırma yada aldırma gücü, çok küçük yaşlardan itibaren öğrenilmekte, bu tutumlar,2-5 yaş arası kazanılmaktadır. Gene bir başka araştırmaya göre; ebeveynler, çocukları ile birlikte TV’de reklâmları izlediklerinde satın alma davranışı, yüksek bir oranda artmaktadır. Ailelerin tüketiminin % 43’ü,10 alıştan 4’ü,çocukların onayından geçmektedir. Ailelerin bunu adeta istediği bile söylenebilir; ailevi harcamalarda çocuklarla işbirliği yapmak, onlara göre, gerekli alışverişler yaparak çocuklarına hayatı öğretmektir. Bir otomobil şirketinin sloganı şudur: Çocukların ailelerine tavsiye ettiği araba”.

 

     Dolayısıyla, bu örnekler, bizi, günümüz çocuğunu ne pahasına olursa olsun etkilemek zorunda olduğumuz yeni bir tüketici fikrine götürmektedir. Ayrıca, şu soruları kendi kendimize sormalıyız: Büyük işletmeler, çocukların dikkatini kendi üzerlerine çekmek ve onların sadakatini sağlamak için hangi stratejileri uyguluyorlar? Bu stratejiler, gerçekten etkili mi ve sınırları nelerdir?

 

     Medya, çocuğa mümkün olan en erken dönemlerden itibaren tüketici imajı empoze eder. Kanada’da yayınlanan “La Presse(basın)”gazetesine göre;2.4 milyon ergenlik öncesi devredeki çocuk, her yıl 1.5 milyar harcamaktadır.”Oğlum, Ekimde 6 yaşına girecek” diye anlatır bir anne,”her yeni vizyona giren filmden ve game-boydan haberdar”.Bu çocuklar, TV ile reklamlarla ve dergilerle büyümekteler. Yirmi yıldan fazladır reklâm dünyası, ailelerinden çok çocuklara yönelmekte, çünkü çocuk, dolaylı yoldan da olsa seçimi yönlendirmektedir.

 

     8–12 yaş arası çocukları hedef kitle olarak almak, çocuklara yönelik reklâm alanında yeni eğilimlerden birisidir. Ne küçük çocuk ne de ergen olan bu yaş grubu, kimliklerini geliştirmeye başlamakta ve imajlarına daha büyük önem vermektedirler. Pazarlamacılar, ergenlik öncesi çocuklara ergen gibi davranarak, daha çok para kazanabileceklerini keşfettiler. Pazarlama endüstrisi, ergenlik öncesi çocukları çabuk büyümeye özendirdi. Araştırmalar,11 yaş ve daha üstü çocukların kendilerini çocuk olarak görmediklerini ortaya koymaktadır.

 

     TV’deki reklâmlar, bu grubu etkilemek için iyi bir araçtır. Basın, radyo ve TV’deki reklâmları klasik yöntem olarak niteleyebiliriz. Bugün başka stratejiler de mevcuttur. Öncelikle,”çevre reklâmcılığı ”diye bir kavramdan söz edebiliriz. Bu reklâm formu, genel yerlerde mesajların varlığına işaret eder. Otomobiller, taksiler, otobüsler, birer anons elemanlarıdır. Çevre reklâmı, dükkânların döşemelerini, tuvalet kabinlerini, asansör duvarlarını, parklardaki bankları, telefonları vs. ele geçirmiştir. Bu tarz reklâm, henüz eleştiri yeteneğine sahip olmayan çocukları etkileyecek güce sahiptir.

 

     Çocukları, bir sözcü kullanarak da etkilemek mümkündür. Ünlü bir kişiyi, bir starı, klasik reklam anlayışı (TV, radyo)içinde kullanmak, bu starları idol olarak gören ve ”onun gibi yapmak” düşüncesinden etkilenen çocuklar için geçerli bir yöntemdir. Pazarlama uzmanları, ünlülerin bu tarz geleneksel kullanılışını bırakmak eğilimindedirler, çünkü halk, ünlülerin promosyonunu yaptıkları ürünleri gerçekten kullanıp kullanmadığını merak etmekte ve bundan şüphelenmektedirler. Dolayısıyla, şimdiki eğilim, ünlülerin tanıttıkları ürünleri, halkla bir araya geldiklerinde ya da basın toplantılarında kullanmaları yönündedir.

    

     Gene, internet yoluyla reklâm da pazarlama uzmanları için çok çekici bir alandır:

İnternet, çocukların günlük yaşamında önemli bir yer tutmaktadır.

Çocuklar, çoğu zaman ailelerin gözetimi dışında internette gezinmektedirler.

Öteki medya ajanlarının tersine internet üzerinden reklâm, düzen altına alınmış değildir. İnternet, interaktif bir alandır, çocuklar, ticari içeriklere dolaysız yoldan ulaşabilirler ve kendileri için yaratılmış alanlarda gezinebilirler.

 

Marka yada ürünleri ile ilgili ilgi çekici ve interaktif ortamlar hazırlayarak işletmeler,gelecekteki müstakbel müşterilerini daha çok genç yaşlarda markalarına bağlayabilirler.

Ayrıca, çocuk, internette, her şeyi “kolaylıkla” ve “hemen” bulabilir. Yunanistan’da yapılmış bir ankete göre(8-15 yaş arası),çocukların yaklaşık dörtte üçü, internet üzerinden reklam ile ilgilendiğini ifade etmiştir. İngiltere’de neredeyse çocukların yarısı, kendilerinde satın alma arzusu uyandıran sitelere girdiklerini ya da reklâm kuşaklarıyla karşılaştıklarını belirtmişlerdir.

Eğitim alanlarında, okullarda da, çocuklar, reklâm ile karşılaşmakta ve tüketim mesajları almaktadırlar. İşletmeler, okulların onlara sunduğu potansiyelin çabuk farkına varmışlardır. Örn; Pizza X’ın okuma programında, bir ayda öngörülen kadar kitap okuyan çocuklara Pizza X’ta bedava pizza kuponu vermek gibi.

İşletmelerin yeni bir reklâm yaklaşımı da şudur: Bir grubun içindeki en “cool” çocuğu bulmak ve ona ürünleri taşıtmak ya da kullandırmak.

 

Kısacası, reklâm, çocukları etkiler, İsteklerini ve seçimlerini yönlendirir.

Tüm çocuklar için geçerli bir etkiden söz etmek zordur: etkileme mekanizması, çocuğun yaşına, ürün ile çocuğun ürüne verdiği öneme, mesajı algılama şartlarına göre değişir. Reklâmın etkileri, çocuğun verilen mesajla ne yaptığına göre değişir; ama çocuğun yaptığı, yapabileceği ve yapmak istediğine göre değişir.

 

Reklâm, ihtiyaçların yaratıcısı

 

TV’deki reklâmlar, çocuklarda ihtiyaç yaratırlar ve bu ihtiyaç aileleri de etkiler. Aileler, çocuklarını reddedemezler ve ürünü satın alırlar. Eğer çocuklarının isteklerine boyun eğmezlerse, kaçınılmaz sonuç, ebeveyn-çocuk arasında oluşabilecek muhtemel çatışmadır. Reklâmlar, istekler yaratırlar, çünkü genç izleyiciler, reklâmı anlamazlar ve ondan etkilenirler. Bir çok ebeveyn, daha reklam yayınlanır yayınlanmaz ürünü istediklerini duymuşlardır. Bu durum, reklâmın “direk” ve ”hemen” bir etkiye sahip olduğunu gösterir.

 

Ürünlerin ambalajlanması

 

Paketleme, çocuklar için çok önemlidir, çünkü markanın ismi unutulsa bile görsel tanıma en önemli unsurdur. Aynı zamanda, duygusal bir yönü de vardır, çünkü; çocuklar, orada, tanıdık kişilikleri bulabilirler.3-5 yaş arası çocuklar, keşfetme dönemine girerler. Bu dönem, topluluk içinde yaşamanın kurallarının öğrenildiği(grup oyunlarının başladığı dönem)bir dönemdir. O halde, üreticiler için değiş tokuş ve kendini ifade etmeyi destekleyen kişisel formatlar geliştirmek çok önemlidir. Ancak, bu yaşta çocuk henüz okuma ve yazmayı bilmez. Resim ve renk, iletişimin yegane öğeleridir.6-8 yaş arası çocuklar için macera önemlidir. Çocuk, video oyunlarıyla,”dış dünyayla”,arkadaşlarıyla ve sporla ilgilidir.”Süper kahramanlar” ın varlığı, bu yaş için önemlidir.9-11 yaş arası otonomi dönemidir. Oyunların, sporun, sinemanın ve güncel hayata ilginin yavaş yavaş gelişmeye başladığı bir dönemdir. Paketlemede, artık, dille ilgili öğeler,”güçlü bir dünya”nın kişilikleri kullanılabilir. Çocuk için farkını ortaya koyan ürünler önem kazanmaya başlar.

Dolayısıyla, paketlemenin, çocuğun yaşına göre değişen bazı kodları vardır. Görünen odur ki; stratejiler, iyi işlemektedir, çünkü çocuk, kendisini markalarla özdeşleştirmekte ve bunları tanımaktadır. Bu sayede çocuklar, daha fazla satın alırlar. Anneler mutludur, çünkü çocukları etkilenmiş ve bir şeyden adeta büyülenmiştir.

 

Reklâmın sınırları, manipüle edilmiş çocuk-eleştiren çocuk

 

Bu tür stratejiler, iki tür yaklaşımdan etkilenirler:

Manipüle edilmiş çocuk: Çocuk üzerinde reklâmın etkisinin yaygın olan bu algısı, çocuğun iki şekilde davrandığını varsayar: a) Öğrenme,

b)Bilinçdışı yoluyla.

İlkinde,etki,tekrarla ve şartlı refleksler ile elde edilir.Burada,genellikle çocuk,zihinsel savunma kapasitesinin eksik olduğu “küçük bir hayvan” olarak kabul edilir;çocuk,yaşına uygun bir “tekrarlar programı” ile etkilenebilecek boş bir kara kutu olarak algılanır.Küçük yaşlarda çocukların zihinsel yapıları henüz yeterince gelişmediğinden,verilen mesajlarla ilgili doğru değerlendirmeler yapamayabilirler.Bu nedenle,özellikle 8 yaş öncesi reklamın manipülatif etkisine oldukça açıktırlar.

 

Eleştiren çocuk: Bu yaklaşıma göre çocuk, yetişkinin küçülmüş bir modeli olarak kabul edilir. Yetişkinlerle aynı silahlara ve savunmalara sahip olduğu, dolayısıyla reklâmla ve onun kendisinde yarattığı heyecanlarla başa çıkabileceği varsayılır.

Bu yaklaşımı savunanlar, Bazı reklâmlarla ilgili mülakat yapılan çocuklardan elde edilen verilere dayanırlar. Bu veriler, çocukların tüm reklâmlara hemen inanmadığını, kanmadığını göstermektedir. Bu modelde, reklâm iki tip tepkiye neden olur: Birincisi, duygusal; ikincisi, zihinsel tepki.

Duygusal tepki, reklâmların içeriğine(mizah, ritm, müzik, kişilikler) bağlı olarak yaratılan haz alma tepkisidir. Bu haz alma tepkisinin hatırlanması, reklâmlara yönelik dikkatin sürmesini sağlayacaktır. Aileler için tekrar eden bu dikkatin gözlenebilen sonuçları, sloganların, müziğin, cingılların hatırlanmasıdır.

Önemli olan nokta, çocuğun reklâmla ilgili enformasyonu zihinsel analize tabi tutmasıdır; çocuk, seçer, mesajın sözel ve görsel içeriğini analiz eder. Eğer bu içerik eleştirilerinin süzgecinden geçerse, çocuk ürünle ilgilenir ve ailesinden o ürünü satın almasını ister. Bu yaklaşım, çocuğun iletişim sırasında aktif bir rol oynadığını öngörürken, bir önceki yaklaşım onun reklâmla ilgili mesajlar karşısında pasif bir rol oynadığını öngörür.

 

Reklâmın sınırlarından konuşulabilir mi?

 

Bir yaklaşıma göre; reklâm, ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilen bir olgudur, çünkü çocuğu tamamen manipüle eder. Çocuk, zevklerini, isteklerini kontrol edemez;”her şeye”,onu yapılandıran reklâm tarafından karar verilmektedir.

 

Diğer bir yaklaşıma göre ise, reklâm, çocuğun, kendi kendine ilgilendiği alanlarla ilgili sorular sormasını sağlayan yeni bir yoldur, yani; reklâm, çocuğun eleştiri yeteneğini geliştirir.

Bu iki yaklaşımın birbirini tamamladığı söylenebilir. Bir yandan, çocuk, bazı durumlarda manipüle edilmektedir. Diğer yandan da, çocuklar, saf değildirler; reklâmı eleştirme kapasiteleri vardır.

 

Reklâmın aşağıdaki sonuçlara neden olmaması gerekmektedir:

Bir ürünün çocuk tarafından aşırı ya da kötüye kullanımı teşvik edilmemelidir.

Kötü ya da tehlikeli bir kullanım öngörülmemelidir.

 

Bir ürüne sahip olmanın ya da onu kullanmanın çocuğun yaşıtları arasında fiziksel, zihinsel ve psikolojik bir üstünlüğe sahip olacağı yönünde bir fikir akla getirmemelidir. Ayrıca, bir ürüne sahip olmamanın, çocuğun yaşıtları arasında aşağı ya da güçsüz kılacağı gibi telkinler yapılmamalıdır.

 

Bir ürünün kullanılması için gereken fiziksel ve zihinsel yetenekler hesaba katılmalıdır.

Ailelerin onayı olmadan kredi kartı ile satış, posta ile satış gibi öneriler sunulmamalıdır.

 

Reklâm, aynı zamanda, hayal kırıklıkları da yaratmaktadır

 

Ürün ne olursa olsun, TV’de reklâmı görülüyorsa, daha fazla tanınmakta ve daha fazla satın alma, ona sahip olma isteği uyandırmaktadır. Bu marka ürünleri, ekonomik nedenlerle satın alamayan çocuklar, diğer marka ürünleri istemeye istemeye satın almaktadırlar. Bu durum, çocukları, reklâmı yapılan ürüne erişemedikleri için hayal kırıklığına uğratmaktadır. Eğer çocuk, hala ailenin kontrolü altındaysa, bu hayal kırıklığının da kontrol edilebileceği varsayılabilir.

 

Sonuç

 

Günümüzde, çocuklar da, yetişkinler kadar tüketmektedirler. Ancak, tüketim tutumları farklıdır ve bunun için pazarlama stratejileri çocuklara göre uyarlanmalıdır. Artık çocuk,”kral-çocuk”tur; tüm arzu ve istekleri dikkate alınmakta ve yerine getirilmektedir.

Stratejilerin iyi işlediğini söyleyebiliriz, ancak, bazen etik bazı problemler ortaya koymaktadırlar. Bu nedenle, cevabı hala tartışılan bazı sorular gündemdeki yerini korumaktadır.

 

     

Çeviri: Figen Nas Sağlam

Psikolog

 

 

Psikiyatri ve Hayat- ANASAYFA