Dost erkeklerin öfkesi:
Columbine Lisesi katliamı (1)
(Columbine High
School massacre)
04 Ekim 2009
Pazar
Amerika Birleşik Devletlerinin Colorado eyaletinde, Denver
şehri yakınlarında bir okuldayız. 20 Nisan 1999 günü bu okulda tarihe Columbine
Lisesi katliamı olarak geçecek bir olay yaşandı.
Okulun iki öğrencisi Eric Harris ve Dylan Klebold, 11
öğrenciyi ve bir öğretmeni öldürdü. 24 kişiyi de yaraladı.
1996 yılında Eric Harris ve Dylan Klebold, topluma olan
nefretlerini anlattıkları bir internet sitesi kurdular. 1997 yılına kadar bu
web-sitesinin çok az ziyaretçisi vardı.
Eric Haris, arkadaşı Brooks Brown’a yönelik ölüm tehdidini
internet sitesinde yayınladı. Tehdit edilen öğrencinin babası durumu bölge
şerifine haber verdi. Öğrencinin babası Eric’in bomba yaptığı konusundaki
şüphelerini de anlattı. Şerif internet sitesini araştırdı. Ama soruşturmayı
tamamlamadı.
Dylan Klebold ilkokula giderken Brooks Brown ile arkadaş
olmuştu. Dylan, ortaokulda Eric Harris ile tanıştı ve yakın arkadaş oldular.
Brooks Brown, Eric’le de arkadaş oldu. Daha sonra bu üç çocuk Columbine
Lisesine gitmeyi başladı. Eric Harris, öfke ile Brooks’un arabasının ön camına bir buz
parçası fırlatmıştı. Brooks, Eric’in ailesine bu durumdan şikâyetçi oldu. Bunun
üzerine Eric, internet sitesinde Brooks hakkında ölüm tehdidinde bulundu.
30 Ocak 1998’de Harris ve Klebold hırsızlık suçundan
yakalandılar.
Harris için bir yıldan uzun süreli psikolojik tedavi
süreci başladı. Klebold’un alkol problemi olduğu bilinmesine rağmen,
alkol-madde kullanımı bölümüne alınmadı ve ikisi de iyi hal sebebiyle şartlı
tahliye oldu.
Harris ve Klebold mahkeme zamanı geldiğinde internet
sitesini masum bir şekle dönüştürdüler.
Daha sonra internet sitesinde yeniden nefret dolu yazılar,
silahlar ve patlayıcıların nasıl yapılacağı ile ilgili yazılar yayımlamaya
başladılar. Sonuçta onlara siteyi kiralayan şirket, sitelerini kalıcı olarak
internetten silmeye karar verdi.
Psikiyatri
uzmanı görüşmeler yapıyor
Harris, sinirlilik, depresyon, intihar düşünceleri
şikâyetleri ile psikiyatri uzmanına başvurdu. Uzman ona sertralin içeren bir
anti-depresan ilaç verdi. Tedavi başarılı olamamıştı. Harris huzursuzluğunun ve
dikkat dağınıklığının olduğunu söyledi. Bu defa doktor ona fluoksamin içeren
başka bir anti-depresan ilaç verdi.
Peter Breggin gibi bazı psikiyatri uzmanları, bu
cinayetlerin bir nedeninin de Harris’in kullandığı bu ilaçlar olduğunu iddia
ettiler. Bu ilaçlar kişinin saldırganlığını arttırıyor ve vicdan azabını
azaltıyordu. Ayrıca kişide bir kimlik karmaşası yaratıyor veya ruh halini aşarı
esrik bir hale getiriyordu.
Katliam
Başlıyor
Harris ve Klebold cinayetlerde ateşli silahlar
kullandılar. Ama cinayetlerin yıkıcı gücünü arttırmak için, tabanca tüfek gibi
silahların yanında propan bombası da kullanmaya karar vermişlerdi.
Öğle yemeği sırasında bombaları okulun kantinine
yerleştirdiler. Bombalar patlayınca yüzlerce öğrenci ölecekti. Kaçanları ise
Harris ve Klebold silahları ile vurmaya çalışacaklardı. Harris ve Klebold okula
iki ayrı arabayla gelmişti. Bombaları yerleştirdikten sonra kendi arabalarının
yanına gidip beklemeye başladılar.
Tam bu sırada Eric Harris’in yanına Brooks Brown geldi.
İkisi sınıf arkadaşıydı. Az önce belirttiğim gibi, Brooks ile Harris arasında
bir anlaşmazlık olmuştu. Şerif soruşturmayı derinleştirmemişti. Brooks
arkadaşını arabanın önünde kocaman çantayla görünce şaşırdı. Ona sabahki
dersten bahsetti. Harris anlatılanlarla hiç ilgilenmedi. Eric Harris, Brooks’a
şöyle söyledi; “ Seni severim! Şimdi buralardan uzaklaş, evine git !” Brooks,
bu sözlere bozuldu ve oradan uzaklaştı.
Bombalar patlamadı. Bunun üzerine Harris ve Klebold
harekete geçmeye karar verdi.
Eric Harris ve Dylan Klebold yüksek bir yere çıktılar.
Görüş alanları içinde, çimenlikte öğrenciler öğle yemeklerini yiyordu. İlk
öldürdükleri kişi, bir kız öğrenci olan Rachel Scott’tu.
İlk ateş dalgasında, 7 kişi öldü veya ağır yaralandı.
İkili kantine doğru giderken, yaraladıkları ve kaçamayacak durumda olan iki
kişiden birinin yüzüne birinin de sırtına ateş ederek öldürdüler.
Klebold yaralı bir öğrencinin üzerine basarak kantine
girdi. Futbol sahasına ateş ettiler, öğrenciler kaçtı ve kimse yaralanmadı.
Kendilerinin yaptıkları boru bombaları fırlattılar ama bu bombalar da
patlamadı.
Kütüphanede
katliam
Olay yerine gelen birkaç polisle çatışmaya giren ikili,
daha sonra 52 öğrencinin ve iki öğretmenin saklandığı kütüphaneye girdiler.
Bir erkek sesi duyuldu:
“Bunu niye yapıyoruz biliyor musunuz? Bize dört yıl
boyunca yaşattığınız saçmalıkların (zırvalamalar, yalanlar) hesabını sormak
için”
Eric veya Dylan, ikisinden biri aşağı yukarı buna yakın
sözler söyleyerek kütüphaneye girdi.
Eric ve Dylan liseyi bitirmek üzerelerdi. Kısa bir süre sonra
diplomalarını alacaklardı.
Saklanan öğrencilerin ayağa kalkmasını istediler.
Kütüphaneye ilk girdiklerinde, ikili şöyle bağırdı “beyaz şapkalılar veya
beysbol şapkası olanlar ayağa kalksın” Bu tarz şapkaları okulun spor takımında
olan öğrenciler takıyordu.
Kimse ayağa kalkmayınca Eric Harris şöyle söyledi: “İyi o
zaman başlıyorum!”
İlk saldırıyı Klebold yapmıştı. Masalardan birinin altında
kıvrılmış ve iyi saklanamamış Kyle Velasquez’ı kendine hedef olarak seçti.
Kyle’ın tam olarak saklanması biraz zordu. İri yarı bir çocuktu 16 yaşındaydı
ve arkadaşları ona nazik dev
diyorlardı. Utangaç bir çocuk olan Kyle, Columbine Lisesine daha yeni gelmeye
başlamıştı. Bu liseye başlayalı 3 ay olmuştu. Açılan ateşle Kyle öldü.
Daha sonra ikili pencerelere gitti. Dışarıda polisi
gördüler ve polise ateş açtılar. Polis ateşe ateşle karşılık verdi.
Klebolde kütüphaneye geri döndü. Tekrar ateş etti.
Patrick Ireland, Daniel Steepleton ve Makai Hall adlı
öğrencileri yaraladı. Makai Hall, ayağa kalkmaması için Daniel’i uyardı. İlk
yaralanan Makai Hall’du. Bacağından yaralandı. Patrick, Makai Hall’un
yaralandığını gördü ve ona yardım etmek için harekete geçti. Bu sırada başından
vuruldu. Daniel dizinden yaralandı. Yaralandıktan sonra öğrenciler ölü taklidi
yaptılar.
Daniel “beyaz şapkalılar ayağa kalksın” sözlerini duyunca
ayağa kalkmak istedi. Bu davranışında arkadaşlarını koruma isteği de vardı.
Makai Hall, onun ayağa kalkmasını önledi. Eric Harris, bu üç erkek öğrencinin
olduğu yere doğru bir ev yapımı karbondioksit bombası fırlattı. Daniel kaskatı
kesilmişti. Üzerlerine atılan bombayı alıp fırlatmak istemedi. Çünkü kıpırdarsa
vurulabilirdi. Makai bombayı alarak uzak bir köşeye fırlattı.
Yangın alarmının sesi kesildi. Daniel şimdi saldırganların
gülme seslerini net bir şekilde duyuyordu. Bir ara durup çantalarına eğildiler.
Silahlarını yeniden dolduruyorlardı.
Bu sırada Harris’in açtığı ateşle 14 yaşındaki Steven
Curnow, öldü. Steven’ın babası bir futbol takımını çalıştırıyordu. Steven bu
futbol takımı ile yakından ilgiliydi. Bazen hakemlik yapıyordu.
Kacey Ruegsegger, Steven’ın yakınındaydi. 17 yaşındaki kız
öğrenci başını yere koyup kulaklarını kapatmıştı. Ateş açıldığını duydu ve
omzundan yaralandı. Ağlamaya başladı. Saldırganlardan biri bağırdı: “kes sesini
cadı”. Yere uzanarak ölü taklidi yaptı.
Harris masanın altında saklanan bir kız öğreniciye
yaklaştı (Cassie Bernall). Gizleniyorsun haa! gibi bir
ifade kullanarak masanın üzerine bir şaplak vurdu ve kızı öldürdü. Bazı görgü
tanıkları daha sonra Harris’in kıza “Allaha inanıyor musun?” dediğini, kızın da
cevap olarak “Evet inanıyorum dediğini söylediler.”
Harris’in annesi aylar sonra kızının anısına bir kitap
yazdı. Kitabın adı “O evet dedi” idi (yani Allaha inanıyorum diyerek öldü). Ama
daha sonra bu olayın böyle olmadığı iddia edildi.
Cassie Bernall kilisenin gençlik gurubuna aktif olarak yer
alıyordu. İncil çalışma grubuna da katılıyordu.
Harris saklanacak yer bulamamış bir kız öğrenciye
yaklaştı. Ona ölmek isteyip istemediğini sordu. Bree Pasquale kendi hayatı için
Harris’e yalvardı. Harris kızla alay etti. Harris’in silahı geri teptiği sırada
kendi burnuna çarpmıştı. Burnu şiddetli bir şekilde kanıyordu. Bu sırada
Klebold ateş açtı ve Harris’in dikkati dağıldı. Bree Pasquale’ın yanından uzaklaştı.Bree’ye yara almadan kurtuldu.
Klebold bir masanın altında üç öğrenci ile karşılaştı. Üç
öğrenci okulun popüler atletleriydiler. Zenci öğrenci Isaiah Shoels, Matthew
Kechter ve Craig Scott (Rachel Scott’ın kardeşi – Rachel ilk öldürülen kişiydi)
Klebold “beyaz şapkalıları bulmuştu”, yanına Harris’i
çağırdı ve Isaiah ile alay etmeye başladılar.
“Ayağa kalk zenci
çocuk” alay ederek gülüyorlardı. “Bize çaldıklarını göster!”
Isaiah Shoels, aslında kalbinde bir hastalıkla dünyaya
gelmişti. Anne babası hastalığa karşı mücadele ederken onun spor yapmasını da
istediler. Okulun futbol takımına girdi. Popüler bir çocuktu. Komedyen olmak
istiyordu ve klavye çalıyordu.
Matthew Kechter, Isaiah gibi futbol takımında oynuyordu.
Halter sporu ile de ilgilenen sağlam yapılı bir çocuktu.
Harris Isaiah’i, Klebold ise Matthew’i yakın mesafeden
ateş ederek öldürdüler. Craig Scott’a bir şey yapmadılar.
Saldırganlar kitaplıklara yöneldi. Kitaplıkları devirmeye
çalıştılar. Cansız kitaplıklara saldırıyorlardı.
Sonra geri dönüp yeniden ateş açtılar. Doğuştan beyin
hastalığı (Cerebral palsi) olan bir erkek öğrenciyi yaraladılar.
Lauren Townsend adlı kız öğrenciyi öldürdüler. Bu
öğrencinin annesi voleybol takımının koçuydu. Lauren, popüler bir öğrenciydi,
voleybol takımının kaptanıydı.
Bu tarafa doğru açılan ateşle, iki kız öğrenci daha
yaralandı.
Yaralanan kızlardan Valeen Schnurr,
“Tanrım bana yardım et” diye ağlamaya başladı.
Klebold kızın yanına gitti “Allaha inanıyor musun”? diye sordu. Kız nasıl bir cevap verirse kendisi için iyi olacak
bilemedi. “Ailem inandığı için ben de inanıyorum” dedi. Kızla alay ettiler ama
onu öldürmediler.
Kısa zaman önce Columbine Lisesine gelmiş olan kız öğrenci
Nicole Nowlen’i yaraladılar. 16 yaşındaki erkek öğrenci John Tomlin’i
öldürdüler.
John, kiliseye bağlı bir gençlik organizasyonunda gönüllü
olarak çalışıyordu.
16 yaşındaki kız öğrenci Kelly Fleming’i öldürdüler. Kelly
utangaç bir kızdı. Şarkı sözleri ve kısa hikâyeler yazıyordu. Ailesi ile
birlikte 18 ay önce bu bölgeye gelmişti.
John Savage adlı öğrenci, Klebold’un yanına geldi. Ne
yapıyorsunuz? diye sordu. John, Klebold’un
arkadaşıydı. Klebold “sadece insanları öldürüyoruz!” dedi. John “beni de
öldürecek misiniz diye sordu?”. Klebold “git buradan” diye cevap verdi. John
Savage sağlam bir şekilde kütüphanenin kapısından çıktı.
John çıktıktan hemen sonra, Harris, 14 yaşındaki erkek
öğrenci Daniel Mauser’ı öldürdü. Daniel utangaç bir öğrenciydi. Klebold ve
Harris’i daha önce görmemişti.
Saldırganlar çok yönlü bir sporcu olan 17 yaşındaki Corey
DePooter’ı öldürüp iki arkadaşını da yaraladı.
Klebold, Harris’e “insanları bıçaklayarak öldürseydik daha
eğlenceli olurdu” dedi.
Harris bir molotov kokteyl fırlattı. Ama kokteyl ateş
almadı.
Joker şapkası olan bir öğrenci ile alay ettiler. “Seni
öldürelim mi” diye sordular. Ama onu öldürmediler.
Saldırganlar, kantine gitti, bazı odalara girdi, etrafa
bombalar fırlattılar. Bu sırada ağır yaralı öğrencilerin dışında herkes
kaçmıştı. Sonunda kendilerini vurdular ve yan yana öldüler.
Nefretin
odaklandığı noktalar
Bu öyküde, nefretin odaklandığı öğrenciler.
1-Hıristiyanlıkla ilgili öğrenciler
2-Sporcu ve popüler öğrenciler
3-Okula yeni gelmiş öğrenciler
4-Utangaç öğrencilerdir.
Nefretin odaklandığı mekanlar
1-Yemekhane
2-Futbol sahası
3- Kütüphanedir.
Nefretin odaklandığı yaşantılar (durumlar)
1-Yemek yiyen insanlar
2-Spor yapan insanlar
3-Kütüphanede çalışan insanlardır.
Esas ölüm mekânı olarak yemekhane seçilmiştir. Ama
bombalar patlamamıştır. Şimdi saldırganlar için seçilecek ilk hedef işte
Rachel’dir.
İlk kurbanın önemli olduğunu düşünüyorum.
İlk seçilen kişi kız öğrenci Rachel Scott’tır. Kardeşi
atletizm takımındadır. Kız o sırada yemek yemektedir. Rachel’in babası rahiplik
yapmış bir insandır. Rachel Hıristiyan kültürü içinde yetiştirilmiştir. Okulda
yaptığı bir gösterinin adı, Watch the Lamb (Kuzulara mukayyet olmak, korumak)
idi. Bu gösteriyi sunarken Dylan Klebold, Rachel’e yardım etmiş ve bu
yardımından dolayı övgü almıştır.
Sosyal
algı
Toplum ve medya Eric ve Dylan’ın yaptıkları katliamı nasıl
algılamıştır?
Neden bu iki genç, kendi okul arkadaşlarını yoğun bir
nefret duygusu ile öldürmüş veya yaralamıştır?
1-
Bu
katliam Hıristiyanlığa yönelik bir saldırı olarak algılanmıştır.
Saldırganların en azından bir öğrenciye “Allah’a inanıyor
musun? ” diye sorduğu anlaşılmıştır. Bu soruyu sordukları öğrenciyi (belki
birden çok) öldürüp öldürmedikleri kesin değildir.
Öldürülen öğrencilerin bir kısmı kilisenin derneklerinde
ve gençlik kuruşlarında çalışmaktadır. Bütün bunların sonucunda toplum bu
saldırganlığı, dine karşı bir saldırı olarak algılamıştır.
2- Hitler hayranlığı bu katliamın nedenlerinden biridir:
Öğrenciler hobi dersleri alırlar. Eric ve Dylan hobi dersi
olarak bowlingi seçerler. Bowling dersine giden iki kız öğrenci, Eric ve
Dylan’ın aslında öylesine bu derse geldiklerini, topu öylesine attıklarını
söyler. Eric ve Dylan bazen topu atarken Hail Hitler! diye
bağırırlar.
Harris ırkçı görüşleri savunur ve Hitler’e olan
hayranlığını gizlemez. ‘”Nazilerin inançlarını seviyorum, kim olduklarını ve ne
yapmaya çalıştıklarını”
“Eğer Alman Tarihini hatırlarsan, Naziler iktidara
geldiklerinde Yahudi sorununu kesin olarak çözmek istediler. Hepsini öldür!
Şimdi kesin çözüm ne olacak? Kesin çözüm insan soyunun öldürülmesidir. Hiç kimsenin yaşamaması.”
3- Gotik kültür ve metal müzik bu katliamın nedenlerinden
biridir.
“Bu gençler marjinal gruplar
oluşturuyordu. Öfke dolu müzikler dinliyordu (Rammstein, Marilyn Manson, KMFDM
müzikleri ).”
“Harris ve Klebold saldırıyı gerçekleştirirken uzun siyah
trençkot giymişti. Muhtemelen silahlarını saklamak için böyle yaptılar. 1996
yılından beri bir grup arkadaşları ile birlikte Eric ve Dylan’a trençkot mafya
(çetesi) deniyordu. Aslında gerçek bir çete değillerdi. Ama bu gençlerin hepsi,
aynı şekilde giyinip aynı müziği dinliyorlardı. Bu gençler uzun siyah
trençkotlar, postallar, siyah tişörtler giyiyor, ağır ve kasvetli metal
müzikler dinliyorlardı. ”
Arkadaşların
ve ailelerin algısı
Eric ve Dylan’ın arkadaşları ve aileleri tam bir şaşkınlık
içindedir. Onlar çevrelerinde “normal gençler” olarak bilinir. Dylan’ın annesi
oğlunun mutsuz olduğunu epey bir süre sonra kabul edecektir.
Daha önceki yazılarımda pek çok kere egonun (benliğin)
parçalanmasını tartışmaya çalıştım. Bu iki genç insanın da egolarında ciddi bir
bölünme vardır. Egolarının bir kısmı “normal” diğer gençler gibi davranır. Aile
ve arkadaş çevresinde sosyal kural ve davranışları orijinal bir şekilde
uygularlar. Bu gençler bundan dolayı ucube, tuhaf, yabancı veya öteki olarak
algılanmazlar.
Ama yakın arkadaşlar bir araya geldiklerinde ortaya
bambaşka bir manzara çıkar:
Harris ve Dylan birlikte silah eğitimi yaparlar. Bomba
imal ederler. Yangın çıkarırlar. Hırsızlık yaparlar.
Harris bir video kaydında şöyle söyler:
“Yakında geliyorum. Herkes için geliyorum. Dişlerime kadar
silahlanacağım, her şeyi, herkesi öldüreceğim. Kuralları ben koyacağım (yasa
benim). Bu kuralları beğenmezsen ölürsün! Eğer senden hoşlanmazsam veya benden
istediğin şeyden hoşlanmazsam seni öldürürüm. Benim sizlerle olan problemleri çözme
yolum bu; öldürmek!”
“Bütün kaz-kafalıların (salakların)
öldüğünü görmek istiyorum.”
“Los Angeles ayaklanması gibi, Oklahoma’daki bombalama
eylemi gibi, ikinci dünya savaşı gibi, Vietnam savaşı gibi, Doom bilgisayar
oyunu gibi veya bütün bunların hepsi gibi küçük bir ayaklanma veya devrim
başlatmak istiyorum.”
Harris ve
Dylan
Katliam yaparken, Harris üzerinde “doğal seçim” yazan bir
tişört giyer. Harris, Darwin ve Hitlerin görüşlerini kendi kafasında ilginç bir
şekilde bir araya getirmiştir. Dylan’ın tişörtünde ise “öfke” yazmaktadır. İki
saldırgandan teorisyen olan Harris’dir. Dolayısıyla onun tişörtünde amaca
yönelik bir ifade vardır. Dylan ise daha duygusal bir ifadeyi tercih etmiştir.
Dylan’ın annesi Yahudi’dir. Kadın sakat insanların rehabilitasyonu için çalışmaktadır. Dylan sesiz ve utangaç
bir çocuk olduğu için, ailesi tarafından okul değiştirmesine sıcak bakılmaz.
Bir kız arkadaşı Dylan’ın dans etmekten hoşlanmadığını
söyler
Harris’in babası hava kuvvetlerinden emekli bir pilottur.
Harris birkaç yıl önce bir kız arkadaşına şöyle söyler “Ben Tanrıyım!”.
Harris beklide kullandığı depresyon ilacı sebebi ile manik
bir atak geçiriyordur.
Bu düşünce bir yere kadar bu katliamı açıklayabilir. Ama
manik hastalığa yakalanan birinin bu kadar organize bir şekilde davranması çok
olası değildir. Ayrıca Dylan da bu işin içindedir.
İki
erkeğin patolojik dostluk ilişkisi ve şiddet
İki erkeğin birlikte oluşturdukları (patolojik) hastalıklı
bir dünyayı anlamaya çalışıyoruz.
Özellikle ergenlik döneminde, bu şekilde nefret ve
sapkınlıkla sonuçlanabilen, iki erkek tarafından oluşturulmuş bir ruhsal durum
tanımlanabilir (sanırım).
Bir durumu bir vaka (fenomen)
olarak tanımlamak kolay ve mümkündür. Ama olayların nedenlerini açıklamak,
kişileri analiz etmek bir hayli zordur.
Bu analizi yapmak zordur, çünkü cinayetleri işleyen
gençlerin hayatlarını yeteri kadar bilemeyiz.
Hayat öyküleri genellikle kamuoyu algısına göre
şekillenir. Psikolojik – analiz açısından çok değerli bilgiler önemsenmez ve
yazılmaz. Örneğin pek çok biyografide kişilerin aile içi yaşantıları ve
çocukluk dönemi, öylesine yazılır. Bunun önemli bir nedeni bilgi eksikliğidir
ama önemli bir başka nedeni de aile içi mahremiyettir.
Aile içinde örneğin bir cinsel taciz vakası olsa bile
dışarıya yansıtılmak istenmez. Kol kırılır yen içinde kalır.
Dost
erkeklerin öfkesi:
Leopold
ve Loeb vakası
İki erkeğin patolojik dostluk ilişkisini anlamak için bir
başka örnek Amerika Birleşik Devletlerinde 1924 yılında iki gencin işledikleri
bir cinayettir.
Leopold ve Loeb’un İkisi de okumuş ve varlıklı gençlerdi.
Leopold 19 yaşında ve Loeb 18 yaşındaydı. Bu iki genç 1924 yılında kusursuz bir
cinayet işlemek istediler. 14 yaşında bir erkek çocuğu, Bobby Franks’ı
öldürdüler.
Leopold ve Loeb Nietzsche’ci “üstün insan” düşüncesine inanmışlardı.
Cinayeti işlemeden önce Leopold, Loeb’e yazdığı mektupta üstün-insanı anlatır:
“Üstün kişi, insanlar tarafından oluşturulmuş sıradan
yasalardan muaftır. O istediklerini
yapma konusunda özgürdür (bir şeye
bağlı kalmak zorunda değildir) “
Leopold sosyal çevresinde entelektüel bir dahi olarak
biliniyordu. Konuşmaya çok erken yaşta başlamıştı. Okul derecesi mükemmeldi. 15
dili bildiği söyleniyordu.
14 yaşında üniversiteye girmişti. Çok başarılı bir
öğrenciydi, başarısından dolayı sınıf atlamıştı. Hukuk fakültesinde okuyordu,
felsefe ile ilgileniyordu ve kuş-bilimi (ornitoloji) konusunda uzmandı.
Üniversitenin en genç, en başarılı öğrencilerinden
biriydi. Zekâsının olağan üstü yüksek olduğu düşünülüyordu. 200 lük bir zekâ
seviyesi ile dahi bir çocuktu.
Nispeten ufak tefekti. Nathan Leopold’un bu sıra dışı
özelliklerinden, dolayı sınıf arkadaşları ona “pire” veya “Deli Nathan”
diyorlardı.
Leopold bu saldırılara şöyle yanıt vermiştir.
Şüphesiz ben Büyük
Nathan’ım, ağzımı açtığımda havlayan köpekler susar!
Leopold’un babası oğluna yüksek miktarda harçlık
veriyordu. Oğlu yasal olmayan bir şekilde kuş veya balık avlamak isterse,
babası park görevlileri ile konuşup özel bir izin alıyordu. Babası oğlunun
isteklerini yakınmadan yerine getiriyordu.
Loeb Atletik, zeki, popüler bir gençtir. Leopold’dan uzun
boyluydu ve sosyal ışıltısı (çekiciliği) daha fazlaydı. Arkadaşı gibi Loeb da
başarılı bir öğrenci olduğu için sınıf atlamıştı. Üstün bir zekâ seviyesi (160)
vardı.
Loeb Katolik bir anne ve Yahudi bir babadan doğmuştu.
Loeb’in babası Albert, Chikago’un en ünlü avukatlarındandı. Çok zengin bir
adamdı. Adam oğlunun kaprislerine teslim olmuştu. Oğluna çok yüksek miktarda
harçlık veriyordu.
Leopold ve Loeb 14 ve 13 yaşlarında arkadaş oldular. Bu
iki küçük ve başarılı çocuk kendilerinden daha büyük öğrencilerle birlikte
okuyordu.
Chicago Üniversitesinde arkadaşlıkları pekişti. Suç
ortaklıkları önce küçük hırsızlıklar yaparak başladı.
Loeb ve Leopold arasında homoseksüel bir ilişki olduğu
söyleniyordu. Loeb’un öncelikle suç işlemekten doyum aldığı; Leopold için ise
bedensel bir ilişkinin doyum verici olduğu şeklinde yorumlar yapılmıştı.
Dört yıllık ilişkileri Leopold’un Avrupa seyahati ile
ayrılma noktasına geldi.
Leopold öğrenimine Avrupa’da devam etmek ve Amerika’dan
ayrılmak istiyordu.
Bu sırada ikili kusursuz bir cinayet işlemeye karar verdi.
Bu cinayet belki onların ayrılıklarını engelleyecekti.
Leopold kurban olarak bir kızı seçmelerini teklif etti.
Önce tecavüz edip sonra öldüreceklerdi. Loeb bunu kabul etmedi.
Harris ve Klebold gibi Leopold ve Loeb de cinayet için
ciddi bir hazırlık yaptılar.
Kurbanlarının kim olacağına dair uzun uzun düşündüler.
Loeb’un bir arkadaşını öldürmeyi düşündüler. Loeb,
öldükten sonra arkadaşının cenazesine katılmak ve onun tabutunu taşıyanlardan
biri olmak istiyordu. Böyle bir fantezisi vardı.
Loeb’un babasının çalıştığı yerden bir adamın oğlunu
öldürmeyi düşündüler. Başka kişileri de düşündüler.
Sonuç olarak cinayeti daha iyi yönetebilmek için bir
çocuğu öldürmeye karar verdiler. Çocuğu arabalarına almaları ve öldürmeleri
daha kolay olacaktı. Loeb kızların daha iyi korunduğunu düşündüğü için, çocuğun
erkek olmasını istiyordu.
Kurbanı seçtiler: 14 yaşındaki Bobby Franks.
Bobby Franks’ın anne ve babası Yahudi kökenliydi.
Bobby ve Loeb’in aileleri birbirlerini biliyorlardı
(tanışmışlardı).
İkili çocuğu öldürdü. Çocuğun cesedi arabadayken, yemek
yediler. Daha sonra tanınmasın diye çocuğun cinsel organına ve yüzüne asit
döktüler.
Çocuk Yahudi ve sünnetliydi. Çocuğun sünnetli olduğunun ve
yüzünün şeklinin nasıl olduğunun anlaşılmasını istemiyorlardı. Böylece ceset
bulunsa bile polis kurbanın ailesine ulaşamayacaktı.
Benzerlikler
1-Harris ve Klebold vakası
2-Leob ve Leopold vakası
Birçok bakımdan birbirine benzer
1.Benzerlik:
Ağız (oral) doyumu
İki vaka yemek yeme (ağız doyumu) açısından özel bir önem
kazanmıştır.
Harris ve Klebold nefretlerini öncelikle yemekhaneye
yöneltirler. Saldırı için öğle yemeği zamanını tercih ederler. İlk
saldırdıkları öğrenciler öğle yemeği yemektedir.
Leob ve Leopold, öldürdükleri çocuğun cesedi arabadayken
(öyküyü anlatanlardan bazıları “eğlenceli” ifadesini kullanır) “eğlenceli” bir şekilde yemek yerler.
2.
Benzerlik: Öldürülecek kişilerin seçimi
Kişisel bir cinayette öldürülecek kişi bellidir. Nefret
duygusu öldürülecek kişiye “yapışık” gibidir. Örneğin, bir adam oğlunu öldüren
bir başka adamı öldürür. Bu durumda öldüren adam için öldürme eylemi önemli değildir. “O kişiyi yok etmek” önemlidir.
İdeolojik cinayetlerde kişiler önemini yitirir. Davalar ve
büyük amaçlar ön plana çıkar. Önemli olan öldürme
eylemi ve bu sırada kamuoyunda oluşan psikolojik etkidir. Çünkü herkes
bilir ki öldürülen kişinin yerine aynı görevi yapacak başka biri gelecektir.
İdeolojik cinayetlerde kişisel nefret birinci planda
değildir.
Bu iki vaka ise daha farklıdır. Katiller, öldürecekleri
kişiler konusunda ısrarcı değillerdir. Eylemleri bu bakımdan ideolojik
cinayetlere benzer. Ama eylemlerinin devamlılığı yoktur. Yani öldürecekleri
kişinin onlara vereceği patolojik doyum ile olay sonlanır. Bu bakımdan ise
kişisel cinayetlere benzer.
3.
Benzerlik: Erkekler arasında yakın ilişki
Burada önemli olan ilişkinin homoseksüel bir ilişki olup
olmaması değil. Bu iki insanın birbirlerini hayatlarının merkezlerine koymuş
olmasıdır.
İki kişi birbirlerini çok beğenirler, dış dünyayı
küçümserler. Birbirlerine sığınırlar. Dış dünyadan nefret eden iki kişilik bir
dünya oluştururlar.
İki kişi narsistik bir bütünlük oluşturur ve libido
enerjilerinin önemli bir kısmını bu ilişki için kullanır.
4.Benzerlik:
Saldırganlık ve ayrılık kaygısı
Şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum; İki olayda da bu
cinayetler iki kişinin ayrılma olasılığının olduğu bir ana denk gelmiştir.
Leopold belki Avrupaya gidecektir ve Leob ile ilişkisi
zayıflayacak veya bitecektir.
Eric ve Dylan ise kısa bir süre sonra üniversiteye
gideceklerdir. Bu gençler hem okullarından ayrılacaklar hem de belki
birbirlerinden ayrılacaklardır.
Bu cinayetler ayrılığı önlemeye karşı bir eylemdir aynı
zamanda.
Bu katliamdan sonra on yıllar geçecek dünya değişecek ama
Harris ve Klebold’un adı birlikte anılacaktır. Bu iki insanın adı daima
Columbine Lisesi ile birlikte anılacaktır. Yani patolojik arzu doyurulmuştur.
Gerçek hayatta bu iki insanın Liselerinden ve
birbirlerinden ayrılmak istemeyen bir arzuları olduğunu varsayıyorum. Bu ancak
ölümüne gerçekleşebilecek bir arzudur. Sembolik düzeyde biz bu iki insanın ve
lisenin adını birlikte telaffuz ettikçe onların isteklerini yerine getirmiş
olacağız.
5.Benzerlik:
Kendine karşı nefret
Klebold ve Harris’in ölüm listesinde çekingen öğrenciler vardır. Çekingen öğrencileri öldürürler.
Bu seçimi bilinç-dışından yaparlar.
Bilinçli olarak biz çekingen öğrencileri öldürelim diye
düşünmezler.
Klebold ve Harris ikisi de çekingen öğrencilerdir.
Leob kendine yakın insanları, arkadaşlarını öldürmeyi
düşünür. Seçtiği çocuk tanıdık biridir ve bir Yahudi’dir.
Bu saldırganlıkları kabaca, kişinin kendi içindeki
değersiz ego parçasını yok etmeye yönelik bir hareket olarak
değerlendirebiliriz.
Saldırgan, kendi değersiz egosundan kurtulmak için, kendi
içindeki değersizliği dış dünyada temsil eden kişilere saldırır ve onları yok
eder.
6.
Benzerlik: Ana-babaya yönelik saldırganlık
Harris şöyle demiştir: Anne ve babam inanmayacak, allak
bullak olacak, biliyorum. Bununla başa çıkamıyorum. Bu kadar... Üzgünüm, hoşça
kalın (3) .
Bu gençler, cinayetleri işledikten sonra, ailelerinin
büyük bir toplumsal baskı altında kalacaklarını biliyorlardı.
Kendilerinin topluma karşı duyduğu nefreti, toplumun
ailelerine karşı duyduğu nefrete dönüştürdüler.
Bu gençler değer verilerek ve özen gösterilerek
yetiştirilmeye çalışılmıştı.
Leob ve Leopold’un şımartılarak büyütüldüklerini
biliyoruz.
Harris ve Klebold’un ailelerinin çocuklarının
yaramazlıklarını çabuk affettikleri anlaşılıyor.
7.
Benzerlik: Şımartılan çocuklar
Ana-babalar niye çocuklarını şımartıyorlar?
Burada önemli bir soru işareti var.
Ana-babalar çocuklara farkında olmadan yoğun bir
değerlilik-değersizlik duygusu ve çatışma aktarıyorlar.
Bu noktada ana-babaları suçlamanın bir anlamı yok. Çünkü
onlarda bir önceki kuşaktan aldıkları ruh dünyasını çocuklarına aktarıyor.
Bu gençler baba ile özdeşleşme yerine babadan (ve anneden)
olumsuz bir aktarım almışlardır. Babalarla oğullar arasındaki “aktarma kayışı”
kopmuştur.
Harris donanmaya girmek ister. Ama giremez. Babası hava
kuvvetlerinden emeklidir. Böylece babasını kabul eden ordu, Harris’i kabul
etmez. Bu hayal kırıklığı Harris’in içindeki öfkeyi tetikler.
Leob’un babası ünlü bir hukuk adamıdır, ama Leob suç
işlemekten, hırsızlık yapmaktan patolojik bir zevk alır. Leob babasının
savunduğu hukuk yasalarını delik deşik eder.
Babaları tarafından şımartılan bu çocuklar, babaları gibi
olmak istemezler. Olmaya gayret etseler bile yine de olmak istemezler.
8.
Benzerlik: Çatışmanın aktarılması
Anne-babaya karşı hissedilen bilinçdışı sevgi ve öfke,
arkadaşa aktarılır.
1936 yılında Leob, hapishanede bir mahkûm tarafından
bıçaklanarak öldürülür.
Leopold ve Leob aynı hapishanede kalmaktadır.
Leopold, bu en yakının arkadaşının kana bulanmış vücudunu
yıkar.
Leop çarşafa sarılır.
Leopold çarşafın tekrar açılmasını rica eder. Onun yüzünü
son bir kez daha görmek ister.
Arkadaşının ölü bedenine bakar ve şunları söyler:
“İçimdeki bir duyguya göre o benim en yakın arkadaşımdı.
Ama başka bir duygu onun benim düşmanım olduğunu söylüyor. Onunla arkadaşlığım
benim hayatıma mal oldu. Cinayeti planlayan, yapmamız için ısrar eden o oldu.”
9.Benzerlik:
“Ben Tanrıyım”
Bu dört genç adamın ortak özelliği kendini çok büyük gören
egolarının olmasıdır (büyüklenmeci kendilik).
Hepimizin büyüklenmeci kendiliği vardır. Buradaki sorun bu
gençlerin “büyük egoları” ile gerçek hayat arasındaki bağların kopmuş
olmasıdır.
Harris ve Klebold’un güçlü ve Tanrısal bir egoları vardır
ama aynı zamanda çekingen ve arka planda kalan alay edilmeye razı egoları da
vardır.
Bu kişilerin bir yerden sonra kendilerini “normal”
yollardan gerçekleştirmeleri imkânsız hale gelir. Büyüklenmeci kendilik kendini
patolojik şekilde ifade eder.
Dr.Kubilay Boğoçlu
Psikiyatri Uzmanı
Oklahoma federal binasının
bombalanması olayı nedir?
: 11 Eylül saldırısı (İkiz kulelerin yıkılması) hariç, ABD tarihinin en büyük
terörist saldırısı olarak nitelendirilmiştir. 1995 yılında Oklahoma City
kentindeki federal binada 168 kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalama olayıdır.
Bombalamayı gerçekleştiren Timothy McVeigh, zehirli
iğneyle idam edildi. İnfaz işlemi, cezaevinde kurulan kapalı devre televizyon
sistemi aracılığıyla Oklahoma saldırısı kurbanlarının yakınlarından oluşan 300’den
fazla kişi tarafından izlendi. Terre Haute cezaevinin müdürü, iğne vurulduktan
14 dakika sonra hayata gözlerini yuman McVeigh’in tüm süreç boyunca çok sakin
olduğunu açıkladı. McVeigh’in hayata şu dizelerle veda ettiği ifade edildi:
“Kaderimin efendisi benim, ruhumun kaptanı benim”. (NTV-MSNBC-Arşiv)
Amerika Birleşik D’deki
cinayet olayları hakkında kısa bir bilgi verir misiniz?
Eric H.Monkkonen’in New York’taki cinayetleri analiz
ettiği bir kitabı var (*).
Yazar, iki yüzyıldan uzun bir sürede şehirde işlenen
cinayetleri anlamaya çalışmış. Yazarın bu cinayetleri nasıl yorumladığı
aşağıdaki satırlarda özetleniyor:
Önyargı: Cinayet daha çok şehir yaşantısında ve şehirlerde
ortaya çıkar.
Cevap: 1958 yılından önce 20.yüzyılda, New York şehri
bütün Amerika’dan daha düşük oranda cinayet sonucu ölüm vakalarına sahipti.
Önyargı: Şehirlerde giderek artan sayıda nüfusun
toplanması, cinayet gibi sapkınlıkları arttırır.
Cevap: New York şehri kalabalıklaştıkça daha güvenli bir
yer olmuştur. 20.yüzyılın sonlarında ise şehirdeki insan sayısında azalma
olmaya başlamış ama buna rağmen cinayet sayıları artmıştır.
Önyargı: Cinayet yoksulluğun bir sonucudur.
Cevap: New York şehrinin bazı yoksul zamanlarında cinayet
oranları daha düşük olmuştur.
Önyargı: Yozlaşmış yargı sistemi ve ahlaki çöküş şiddete
yol açar.
Cevap: Yozlaşmanın ve ahlaki bozulmanın belirgin olduğu
bazı zamanlarda cinayet oranları düşük olmuştur.
Önyargı: Savaştan dönen askerler, sivil toplum içinde
şiddet ve ölümlere neden olmuştur.
Cevap: Bazı savaşlardan sonra toplumda şiddetin en az
olduğu dönemler yaşanmıştır.
Önyargı: Toplumsal kargaşa şiddeti doğurur.
Cevap: Kargaşa zaten şiddetin yoğunlaştığı bir toplumda
ortaya çıkar.
Kitaptan küçük notlar:
Katil olarak karşımıza hep 18-50
yaş arası bir erkek çıkıyor.
20.yüzyıldan önce kafaya bir cisimle vurarak öldürme daha
yaygınken, daha sonra yüze bir cisimle veya yumrukla vurarak öldürme daha
yaygın oluyor. Yazar bunu boksun popüler olmasına bağlamış.
Silahların teknolojik olarak gelişmesi ile öldürme
şekilleri değişiklik kazanıyor.
1958’den sonra New York’ta cinayet oranlarında büyük bir
artış oluyor.
2-Leopold ve Leob ile ilgili bölüm crimemagazine.com ve
en.wikipedia.org sitelerinden çeviridir.
3- uludagsozluk.com