|
Derslerime
çalışamıyorum! (Erişkinde
Dikkat eksikliği) Etiket meselesi. Bazılarımız esprili bir şekilde etiket için okuduklarını
söylerler. “ Etiket için mühendislik veya işletme okuyacağım ” diyen
öğrenciler vardır. “Muhtemelen okuduğum mesleği yapmayacağım” diye düşünenler
olur. Etiket meselesi sosyal hayatımızın esprili ve artistik bir parçasıdır. Etiket meselesi psikiyatrik hastalıklarda da önemli
oluyor. Son yıllarda, damgalanma ve etiketlenme ile ilgili yazılar yazıyoruz.
Ben de yazdım. Damgalanmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatıyoruz. Toplum bir kişiyi olumsuz anlamda etiketlediği zaman,
kişi baskı altında kalıyor. Şizofreni, anti-sosyal kişilik bozukluğu, manik-depresif hastalık gibi
pek çok psikiyatrik tanı insanlarda korku uyandırıyor. Bazı insanlar ise psikiyatrik tanılardan korkmuyorlar.
Hatta bu tanılar o kişiler için “kurtarıcı” oluyor. Bazen görüştüğüm kişi şöyle söyleyebilir: Ben şu şu doktorlara gittim, benim rahatsızlığım panik
bozuklukmuş, altı ay şu ilacı kullanmam gerekiyor. Kapıdan giren biri şöyle
söyler “benim rahatsızlığım depresyon”, “benim rahatsızlığım sosyal fobi” vs. Bu insanlar bir hastalık tanısı ile görüşmeye gelirler.
Problem tanımlanmıştır ve çözüme hazır bir duruma gelmiştir. Tek yapılması
gereken şey panik bozukluk, sosyal fobi, depresyon vs. teşhisi konmuş bir
kişi için ilaç veya bir başka şekilde çözüm üretilmesidir. Bu şekilde görüşmeye gelen kişi bende bir parça
gerginlik ve engellenme hissi yaratır. Çünkü bir psikiyatrik bir problemi ele
alırken pek çok boyutta ne olduğunu anlama ihtiyacı hissederim. Çocukluk
döneminde hangi oyuncaklarla oynadığından, ailesinde sara (epilepsi)
hastalığı olup olmadığına kadar değişik boyutlarda meseleyi ele almak
gerekir. Kendine bir tanı koyarak görüşmeye gelmek veya
sıkıntılarını dar bir alan içinde ifade etmek, en başından görüşmecinin
sorunları araştırma konusunda çok istekli olmadığını gösterir. Görüşmeye gelen kişi neden, kendi kendini etiketleyerek
görüşmeye gelir? Bunun cevabı basit bir gerçeği içerir. Hepimiz hayata
güçlü bir anlam katarız. Sempati duyduğumuz siyasi parti, hayat felsefemiz,
inandığımız din, sosyal çevrimiz, insanları nasıl sevdiğimiz bütün bunlar
hayatımızı değerli kılar ve yaşanılır bir hale getirir. Psikoterapi insanın bu “anlam arayışı” özelliğinden
yararlanır. Eğer kişi kendi hakkında bir keşifte bulunursa (bu yanlış bir
keşifte olabilir) bir rahatlama ve doyum hisseder. Yani terapinin
(falcıların, yoganın, yaşam koçlarının) işe yaramasının, insanlara kendini
iyi hissettirmesinin önemli bir nedeni, insanın bu anlam arayışı ihtiyacını
doyurmasıdır. Kişi kendi teşhisini sahiplenerek (ben depresyon
hastasıyım) yaşadığı sorunların anlamını bulduğunu düşünür. Teşhis yanlış
bile olsa kişi depresyon hastası olduğuna inanarak rahatlar. Terapi sürecinde kişi sevgilisine karşı hissettiği
öfkenin aslında kendi annesi ile bir ilgisi olduğunu keşfeder. Bu keşif
kişinin anlam arayışını doyurur ve kendini iyi hissettirir. Terapistin ve
görüşmecinin buldukları bu anlam yanlış bile olsa durum değişmez. Birkaç görüşme yaptığım bir kişi, bir gün elinde gazete
ve dergi kupürleri ile odama girdi. “Ben problemimin
ne olduğunu buldum” dedi. “Ben huzursuz bacak sendromu
imişim”. Bu görüşmeden sonra bir daha randevu almadı. Kendine teşhis koymak,
onu rahatlatmıştı. Bu kişi çok yönlü kaygılı (anksiyete)
bir durum tarif ediyordu. Bana gelmişti. Ama şimdi kendi doktorluğunu kendi
yapıyordu. Hızlı bir anlam arayışına ihtiyaca vardı. Benim derinlemesine ve
çok boyutlu araştırmam onu bunaltmıştı. Yaşadığı durumun bir an önce etiketlenmesini istiyordu.
Bu anlamda etiketlenmenin olumlu bir anlam içerdiğini düşünüyorum. Bu kişi
bana, her durumda derinlemesine bir araştırma yapmaya çalışmanın uygun olmadığını
da öğretmiş oldu. İlaç ağırlıklı çalışan psikiyatri uzmanı bir arkadaşım,
zaman zaman bazı insanları terapi
alması için bana yönlendiriyor. Bir konuşmamızda bana esprili bir şekilde
takıldı. Sen de dedi “hep dinliyormuşsun” “hiçbir şey söylemiyormuşsun”.
Benimle görüşen kişiler bazen bu şekilde bana şikayette
bulunuyorlar. “Hep dinliyorsunuz” “hiçbir şey söylemiyorsunuz”. Bu boşluk ve anlamsızlık yaşantısı terapi
sırasında ortaya çıkar. Ben görüştüğüm kişiye sorunun (problemin) ne olduğunu
tanımlayamamışımdır. Sorunları çözebileceğimizi ama zaman ihtiyacımız
olduğunu söylemişimdir. Görüştüğüm kişi bir süre sonra kendini boşlukta
hissedebilir. Kişi bir anlam arayışına, bir etikete tutunma ihtiyacı
hisseder. Kendini etiketlemek bir rahatlama duygusu yaratır. “Benim dikkat eksikliği sorunum var.” Kişi
huzursuzluğuna geçici bir çözüm bulmuştur. Ama bir süre sonra bütün bu etiketler çöp kutusu haline
gelebilir. Karımla ilişkimi yürütemiyorum çünkü panik bozukluğum
var. Derslerim iyi değil çünkü panik bozukluğum var. İnsanlarla sorun yaşıyorum çünkü ...
Bir arabam yok çünkü ... Bir etiket sizin için her kapıya açan bir anahtar haline
gelmişse bir yanlışlık olduğunu anlamaya başlarsınız. Dikkat eksikliği sorunu yanlış bir etiketleme mi? Bir üniversite öğrencisi kendini şöyle anlatabilir. “Dikkatim dağılıyor, bir türlü derslerime çalışamıyorum.
Bunun için ne yapabilirim. Dikkatimi toparlamam için bir ilaç var mı?” Bu tür şikayetlerde bir
tuhaflık vardır. Genellikle bu şikayette bulunan
kişinin başka sorunları da vardır. Üniversite öğrencisi, sanki tek sorunu dikkat eksikliği
imiş gibi kendi durumunu anlatır. Ama bu şikayetinin
yanında kaygılanması, depresyonu veya başka bir sıkıntısı olma ihtimali
yüksektir. Ama öğrenci yukarıda da belirttiğim gibi (anlam arayışı ihtiyacından dolayı) sorunu dersleri ile ilgili
olarak tanımlar ve çözümü de dersleri ile ilgili olarak algılar. Dikkat eksikliği erişkinlerde genellikle tek başına
bulunmaz. Erişkinlerde dikkat eksikliği (1) Tek başına dikkat eksikliğinin bulunma oranı %14 Sürekli olan endişe ile (yaygın anksiyete) birlikte bulunması %53 Alkol ve madde kullanım bozukluğu ile birlikte olması
%34 Duygu durum bozukluğu ile birlikte olması %25 Panik bozukluğu ile birlikte olması %15 Erişkinde tek başına (başka bir psikiyatrik problem
olmadan) dikkat eksikliği % 14 oranında bulunuyor. Bu çalışmada görüldüğü gibi erişkin insanda izole bir
şekilde dikkat eksikliğinin bulunması az rastlanan bir durumdur. Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı
tavuktan? Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
hastalığı ömür boyu süren bir hastalıktır. Genetik bir yatkınlıktan ve
biyolojik bir düzensizlikten söz etmek yanlış olmaz (2). İkizlerle yapılan çalışmalarda dikkat eksikliği
hastalığı % 76 oranında bulunmuştur. Bu çok yüksek ve anlamlı bir rakamdır
(2). Ama bu tür çalışmalarda yanıltıcı özellikler bulunur. Anne ve babadan aktarılan davranış kalıpları, sanki
genetik bir özellikmiş gibi yanlış bir şekilde değerlendirilebilir. Anne ve baba örneğin, yemek hazırlama faslını kısa
geçer. Elleri ile yemek yer. Acıkır acıkmaz bir şeyler yiyip kendini
doyurmaya çalışır. Yani açlık duygusunu erteleme ve sofra saatini bekleme
konusunda bir zorluk yaşar. Bu anne ve babanın, çocuklarının davranışı nasıl
olacaktır? Kuşkusuz çocuklar yeme alışkanlığı konusunda denetimsiz (hiperaktif) ve fevri (impulsif)
davranacaktır. Kişilik bozuklukları hayat boyu süren rahatsızlıklardır.
Kişilik bozukluklarına çoğu zaman bir dikkat eksikliği de eşlik eder. Örneğin
bir çalışmada borderline kişilik bozukluğu olan
erişkinlerin, % 59,5 unun çocukluk döneminde dikkat eksikliği olduğu
saptanmıştır (2). Dikkat eksikliğinin tek başına (izole) ele alınmasının
ne kadar yanıltıcı olabileceğini tartışıyoruz. Dikkat eksikliği
bozukluğu olan yetişkinlerde kişilik bozukluklarının yüzdesi (4) Paranoid
10.3 Anti social
27.6 Histrionic – Schizoid – Impulsive 27.6 Obsesif Kompulsif
– Anxious 6.9 Dependent 6.9 Borderline 3.4 Bu kişilik bozukluğu oranları,
psikiyatrik tanı almış grupla kıyaslanmış: Psikiyatrik tanı
almış kişilerde kişilik bozukluklarının yüzdesi (4) Paranoid
23.1 Anti social
15.4 Histrionic – Schizoid 3.8 Impulsive 30.8 Obsesif Kompulsif
7.7 Anxious 11.5 Dependent 3.8 Borderline 7.7 Görüldüğü gibi, bu çalışmada
dikkat eksikliği grubu ile diğer psikiyatrik hastalıklar grubu arasında
kişilik bozuklukları kıyaslanmıştır. Aşağı yukarı iki gruptaki
kişilik bozuklukları aynı oranda çıkmıştır. Yalnız dikkat eksikliği
olanlarda obsesif kompulsif
ve şizoid kişilik bozukluğu hiç çıkmamıştır. Belki de, obsesyon ve
kontrol duygusu dikkat eksikliğini bir şekilde azaltıyor. Kontrol duygusunun
yoğun olduğu paranoid kişilik bozukluğu da, dikkat
eksikliği olan kişilerde nispeten daha az çıkmıştır. Kontrol duygusunun az olduğu,
anti sosyal kişilik bozukluğu ise dikkat eksikliği olan grupta nispeten fazla
çıkmıştır. Psikiyatrik hastalığı
olan kişilerde dikkat eksikliği hangi oranda oluyor? (3) İlaç bağımlılığı olan kişilerin, Distimi (uzun süreli düşük şiddetli
depresyon) hastalığı olanların, Bipolar hastalığı olanların (manik depresif hastalık) Agorafobililerin (Yalnız
kalmaktan, tek başına sokağa çıkmaktan, sinema vs kalabalık ortamlara
girmekten korkma) % 20 si veya daha fazlasında dikkat eksikliği görülüyor. Duygudurum bozukluğu Yaygın anksiyete
bozukluğu (günün çoğu zamanını kaplayan endişe) Travma sonrası stres bozukluğu (travmatik bir olay sonrası oluşan endişe) Panik bozukluk (panik ataklarla
giden hastalık) Sosyal fobi Alkol madde kullanım bozukluğu ; Problemi olan kişilerin % 10-15 oranında
dikkat eksikliği tanısı konuyor. Obsesif kompulsif
bozukluk (takıntı hastalığı) Problemi olanların %5 ile 10
arası dikkat eksikliği tanısı konuyor. Dikkat eksikliğinin
görülme sıklığı Okul öncesi çocuklarda dikkat
dağınıklığı- hiperaktivite oranı %3,2 - % 15,8
arasında değişir. Erişkinde görülme sıklığı ise %1- %7,3 arasındadır (2).
Gördüğünüz gibi çok geniş ve bulanık bir tanımlama aralığı vardır. Bu kadar
değişik oranların bulunması, hastalığı saptamak için farklı ölçüler
kullanılmasından kaynaklanır. Dikkat eksikliği erkek
çocuklarda, kız çocuklarına göre iki veya dört kat daha fazla görülür (2). Türkiye’de üniversite
öğrencileri ile yapılan bir çalışmada: Dikkat eksikliği olan öğrenci
grubunun daha yüksek sıklıkta fiziksel/duygusal/cinsel istismara maruz
kaldığı, ciddi yaralanma veya kaza geçirdiği, bilinç kaybı yaşadığı
saptanmıştır. Bu sonuç, Dikkat eksikliği, hiperaktivite
olanların genel sağlık durumlarının bozulma riski altında olduğunu, fiziksel
ve ruhsal travmaya maruz kalma olasılıklarının da yüksek olduğunu bildiren
genel literatür bilgileri ile uyumludur (5). Sonuç Dikkat eksikliği-hiperaktivite hastalığı, biyolojik (bedenimizle ilgili)
veya genetik bir rahatsızlık mı? Bu günkü bilgilerimize göre
dikkat eksikliği ile ilgili birtakım biyolojik-genetik izler, ipuçları var.
Buna rağmen kesin olarak bu hastalık biyolojik veya genetik diyemiyoruz. Dikkat eksikliği daha çok endişe
ve kaygı ile ilgili hastalıklarla birlikte oluyor. Madde kullanımı ve alkol kullanımı
dikkat eksikliğine yüksek oranda eşlik ediyor. Bütün bu tablo, dikkat eksikliği
olan bir gence sadece bir uyarıcı ilaç veya depresyon ilacı verip göndermenin
uygun olmadığını gösteriyor. Eğer gelen kişi terapiye
açıksa, çok yönlü bir çalışma dikkat eksikliğini azaltmak için verimli
olacaktır. Dr.Kubilay Boğoçlu Psikiyatri Uzmanı Kaynaklar: 1 (Treatment of Adult ADHD and Comorbid Disorders/Joel L. Young, MD/CNS Spectr. 11:10 (Suppl 11):10-12) 2 Developmental
psychopathology: Attention
Deficit Hyperactivity Disorder (ADHD)/ Sören Schmidt and Franz Petermann / Published: 17 September 2009:BMC Psychiatry
2009 3 Unrecognized
Attention-Deficit/ Hyperactivity Disorder in Adults Presenting with Other Psychiatric
Disorders / By Russell A. Barkley, PhD, and Thomas E. Brown, PhD / CNS Spectr 13:11 November 2008 4 Comorbidity
and psychosocial profile
of adults with Attention Deficit Hyperactivity Disorder / Susan Younga,, Brian
Tooneb, Carolyn Tysonc / Personality and Individual Differences 35 (2003) 743–755 5 üniversite öğrencilerinde
dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirti
sıklığı ve belirti düzeyi ile ilişkili gelişimsel, akademik ve psikolojik
etmenler / Sultan Doğan, Bedriye Öncü, Gamze Varol-Saraçoğlu, Suat Küçükgöncü /
Türkiye’de Psikiyatri Cilt 10 - Sayı 3 - 2008 |
Çocukta hiperaktivite: DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE SENDROMU Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu son on yıl içerisinde ailelerin
çocuk psikiyatrisi kliniklerine danışma nedenlerinin başında gelmektedir.
Çocuk psikiyatrisi uzmanları tarafından da en çok araştırma yapılan
konulardan biri haline gelmiş, oluşum nedenleri, belirtileri, uzun dönemde
nasıl bir gidişat izlediği, diğer hastalıklarla ilişkisi ve tedavisi en fazla
araştırılmış hastalıklardan birisidir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat
sorunları ve istekleri erteleyememe(dürtüsellik) belirtileri ile ortaya çıkan
psikiyatrik bir bozukluktur. Amerikan Psikiyatri Birliğinin yayınlarında okul
çağı çocuklarının % 3–5 inde görüldüğü bildirilmektedir. Bir çocukta, gençte ve erişkinde
dikkat eksikliği hiperaktivite (DEHA) var
denilebilmesi için bu belirtilerin yedi yaşından önce başlamış olması, en az
6 ay süreyle devam ediyor olması gerekir. Bu belirtiler normal bir çocukta
beklenenden daha şiddetli olmalı ve çocuğun okul, ev ve yaşıt ilişkileri gibi
birçok alanda mevcut ve günlük yaşamını etkiler boyutta olmalıdır Örneğin çocuğunuz evde zapt
edilemez ve çok hareketli iken okulda yerinde oturabiliyorsa bu durum bize ev
içi yaşanan iç dinamikleri örneğin sınır koyma problemlerini düşündürebilir. Belirtilerin erken yaşam
evrelerinde başlayabilir. Çocuğunuz girdiği ortamlardan kısmen etkilenebilir.
Bu durum yapısal ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite
Bozukluğu açısından mutlaka incelenmesi gereken bir durumdur. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri göz önünde tutularak
üç alt grupta incelenebilir. 1)Hiperaktif
İmpulsif Tip 2)Dikkat eksikliği 3)Kombine tip Hiperaktivite belirtileri sıklıkla yaşamın
ilk yaşlarından itibaren görülmeye başlanır. Bazı aileler anne karnında dahi
çocuğun hareketlerinin fazlalığını anımsayabilirler. Genellikle bebeklik
dönemlerinde huzursuz, yeme problemi yaşayabilen, uyku sorunları olan ve öfke
nöbetlerinin kontrol altına alınması sizler tarafından zor olan çocuklardır. Öncelikle ayırt edilmesi gereken
şey her hareketli çocuk hiperaktif değildir. Bazı
çocukların doğuştan hareketlilik düzeyi yüksek olabilir. Hiperaktif olmayan hareketli çocuğun
hareketliliği uyumlu, amaca yönelik ve devamlılığı olan bir hareketliliktir.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda ise
keyfi bir hareketlilik söz konusudur. Bir anne çocuğunu şöyle
tanımlıyordu “futbol maçında en fazla koşan benim çocuğumdu ancak topun
peşinden koşmuyordu”. Ortam ne kadar sınırlayıcı ve
dikkat yoğunlaştırılması gerekiyorsa çocuğun hareketliliği o kadar artar. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun en önemli belirtilerinden
birisi de düşünmeden hareket etmektir. Örneğin topun ardından caddeye koşma,
soruyu bitmeden cevabını yapıştırma, söz kesme, ilk aklına geleni söyleme
gibi. Bu çocukların disiplini daha
zordur. Sizler tarafından söylenilenleri dinleyemedikleri için kendilerinden
ne istendiğini de bilmezler. Yeterince bilgi edinmeden, bilgiyi gözden
geçirmeye vakit ayırmadan karar vermeye kalkışırlar. Sonuç olarak
kararlarında ve cevaplarında başarısız olurlar. Bu zekâlarının yetersiz
olmasına değil dikkat ve sabırlarının eksik olmasına bağlıdır. Okul öncesi çocukta aileler
çocuklarının hiç yerinde duramadıklarını, sürekli bir koşturma halinde
olduklarını ve onları durdurmanın çok zor olduğunu ifade ederler. Aileler bu
çocuklarla çoğunlukla yetersiz hissedip kendi öfkelerini kontrol etmekte
zorluk yaşayabilirler. Aslında yaramazlıklarından öte yapısal zorluklarından
dolayı çoğu yaşantıda olumlu geri bildirim almaktan mahrum kalan bu
çocukların yetersizlik duygularının çekirdekleri küçük yaşlarda oluşmaya
başlar ve küçük yaşlarda ailelerin öfkeleriyle tanışırlar. Bu öfke
gelecekteki kişisel hayatlarına da taşınır. Bu çocuklar grup içi ve kurallı
oyunlarda daha hareketli, saldırgan ve oyun bozucu olabilirler. Kendi
davranışlarının sonuçlarını sıklıkla değerlendiremezler. Yani yaptıklarından
ders çıkartmalarıyla ilgili güçlük yaşarlar Örneğin sırasını beklemek,
paylaşmak gibi sosyal olgularda zorluk yaşar, kaybetmeye tahammül edemez,
istekleri olmayınca oyunu terk edebilir veya kavga edebilirler. Davranışlarını kontrol
edemedikleri (impulsivite) için hem kendileri sık
kaza geçirebilir, hem de etrafındaki insanlara zarar verebilirler.
Dürtülerini engellemekteki zorlukları arkadaşları tarafından dışlanmalarına,
oyuna alınmamalarına sebep olurken gitgide çocuğun özgüveni azalır ve bu
durum depresyon için zemin yaratabilir. Davranışlarının sosyal ahlaki
sonuçlarını umursamamaları, başkalarının duygularına eşyalarına saygı
göstermemeleri umursamaz görünümün altında aslında doğruyu yanlıştan ayırt
etme güçlükleriyle ilişkilidir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun sıklıkla erken çocukluk
evrelerinde gözden kaçabilen ve okul yıllarında kendisini çoğunlukla ders
çalışmaya ilgisizlik ve beraberinde başarısızlık olarak gösteren belirtisi
dikkat eksikliğidir. Ailelerin sıklıkla söylediği ilgi duyduğu alanlarda
çocuğun algılamasının çok iyi olduğu ama iş derslere gelince bunun böyle
olmadığıdır. Dolayısıyla bu çocuklar tembel, sorumsuz olmakla suçlanabilir.
Çoğunlukla aileler aslında gerçekten denemediğini düşünerek çocuklarına
öfkelenebilirler. Böyle bir durumda ilk yapılması gereken şey bu konuda
çocuğun bir zorlanma yaşayıp yaşamadığını tespit etmek olmalıdır. Karşı tepki
olarak çocuğun yaşadığı “başarısızım” hissi çocuğun başa çıkması gereken
ekstra bir sorun olarak durumu daha da güçleştirir. Oyunun keyifli topraklarından
okul sıralarına geçen çocuklarınızın işi artık zorlaşmıştır. Artık onlardan
bilgileri almaları, depolamaları ve gerektiği zaman ve yerde çıkarabilmeleri
talep edilmektedir. Sınıfta oturma, dikkatini toplama, kurallara uyma, iç
tepkisel davranışları engelleme, düzenli olma, arkadaşlarıyla yardımlaşma ve
iyi ilişkiler kurma gibi çocuğun okula uyumunu ve başarısı için gerekli olan
özelliklerin pek çoğu Dikkat Eksikliği Hiperaktivite
Bozukluğu olan çocuklarda yapısal olarak eksiktir. Bilgiyi alabilmek için
öncelikle ona odaklanmaları gerekirken bunun ülke koşullarında kalabalık
sınıflarda yapılıyor olması onlar için daha da büyük bir engeldir. Dikkat
problemi yaşayan çocuklar bu durumu daha büyük bir sıkıntıyla yaşarlar, çünkü
yapısal olarak duyduklarına, gördüklerine odaklanmaları çok zordur. Ancak
onlardan beklentiler yüksektir. Dolayısıyla bu zorlukla derse karşı
ilgilerinin az olması çok anlaşılır bir durumdur. Sınıflar ilerledikçe işler
daha da güçleşir. Bu çocuklar dikkatlerini belli bir konuya vermekte zorluk
çektiklerinden, dikkatlerini vermeye çalışırken başka düşünceler görüntüler,
sesler onları alıkoyar. Çocuğunuza bir konuyu anlatırken sıklıkla alakasız
bir konu hakkında soru sorarken bulabilirsiniz. Dikkatini topla dediğinizde
çoğunlukla işe yaramaz. Okul ödevlerini tamamlamakta
zorluk çekerler Dersin başından kalkmak için çok çeşitli sebepleri olabilir.
Okulda eşyalarına sahip çıkamazlar ve sıkça eşya kaybedebilirler. Zamanı
ayarlamakta sorun yaşayabilirler ve sıklıkla bir işi tamamlamak çok zordur ve
uzun süre alır. El yazıları bozuk olabilir, yazma sırasında sık imla hatası,
eksik yazma, harf karıştırma görülebilir Bilişsel olarak öğrenme
açısından diğer çocuklardan zekâ farkları yoktur, ancak dikkat gerektiren
işlemlerde başarısızdırlar. İşitsel hafızaları görsel hafızalarına göre
yetersiz olabilir dolayısıyla komutları birkaç kez tekrar etmek gerekebilir. DE belirtileri sıklıkla
öğretmenleri tarafından sürekli geç kalan, organize olamayan, eşyaların
kaybeden, hayallere dalan, işlerini bitiremeyen, dersi takip edemeyen,
düzensiz, ders anlatılırken konuşan ya da başka şeylerle ilgilenen
çocuklardır. Dürtüselliğin eşlik etiği dikkat
eksikliğini en iyi en büyük ve yetenekli sanatçılarla dolu bir orkestraya
benzetebilirsiniz ancak şefi olmayan kontrolden çıkmış bir orkestra. Parlak
düşünceler olabilir ancak sürecin devamlılığı ve tamamlanması zorlanır. Çocuğunuz sizlerden ve
çevresinden geri bildirimler alarak yaşayarak büyüyor ve hayata bir duruşu ve
bakışı oluyor. Anne ve babalar olarak ilk yapmanız gereken şey bir yerlerde
bir sorun olabileceğini erken fark etmek. Bizler geçmiş yaşantılarımızdan
öğrendiklerimizle hissettiklerimizle bugüne geleceğe bakıyoruz. Erken
çocukluk yıllarımızda ailelerimizle arkadaşlarımızla olan ilişkilerimiz
bugünkü ilişkilerimizin çatısını oluşturuyor. Şimdiki iş yaşamımızın izleri
okul yıllarında şekilleniyor. Bu alanda yapılan araştırmalar ileriki yıllarda
başka psikiyatrik sorunların da oluşma olasılığının sağlıklı gruplara göre
çok daha sık olduğunu göstermiş. Örneğin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite
Bozukluğu olan çocukların üçte birlik kısmında ileriki yıllarda alkol madde
kullanım bozukluğu, anti sosyal kişilik özellikleri, depresyon ve kaygı
bozuklukları görülmüştür. Eğer sizler çocuğunuzda Dikkat Eksikliği
Hiperaktivite Bozukluğu veya davranış sorunları
olduğu konusunda şüphe içindeyseniz acaba yakında geçer mi? diyerek kendinizi
oyalamayın. Bu belirtileri çocuğunuzda gözlemliyorsanız bir çocuk ve ergen psikiyatristine başvurun. Çünkü zaman çocuklarımız için
gerçekten önemli. Dr. Işılay Altıntaş Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı |