http://psikiyatrivehayat.com

 

 Domuz gribi tartışmaları

Domuz gribi salgını ile birlikte çeşitli tartışma ve değişik yaklaşımlar gündeme geldi. Kafalarımız karıştı.

 

Bu bilgi karmaşası içinde konu hakkında bilgilenip bir karara varmamız gerekiyor.

 

İki önemli nokta:

Doktorlar,

1-Aşı yapılmasını öneriyorlar

2- Maske kullanılabileceğini ama belirli koşullarda kullanılmasının uygun olacağını söylüyorlar.

 

Çeşitli kaynaklardan derlediğimiz bu yazıları okumanızı tavsiye ediyorum.

Dr.Kubilay Boğoçlu

 

Aşağıdaki yazıda Dr.Selim Badur, domuz gribi aşısını ve grip salgınını çeşitli yönleri ile tartışıyor.

(Bu yazı Açık Radyo sitesinden alınmıştır)

Domuz gribi

Mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Selim Badur, H1N1 (domuz gribi) salgını ve önleyici aşı hakkında bilgi vermek üzere Açık Gazete'de konuğumuzdu.

 

Grip vakalarının ne kadarı domuz gribi ?

Şu andaki grip vakalarının %98’i domuz gribi. Sınır kapılarında önlemler alınıyordu. Termal kamera konuyordu, deklarasyon formu yapılıyordu, şüpheli olanlar Haseki Hastanesi’nde izole ediliyordu ilk aylarda. Ya da Eylül ayında okullar kapatılıyor vs. Hep bunlar salgını geciktirmek için, ötelemek için yapılmış yaklaşımlardı. Ama artık öyle değil. Artık salgın oturdu.

 

Okullarda ne yapmalıyız?

 

Artık okul filan kapatmaya gerek yok, ama birçok okulda, öğrencilerde bu virüsü saptıyoruz biz İstanbul Tıp Fakültesi’nde. Önerimiz şu; “Bütün dünyanın yapmaya başlayacağı gibi, -bazıları başladılar- hasta olan çocuklarınızı okula göndermeyin.” Yapılacak şey bu. Okulu kapatmanın bir anlamı yok. Okulda öğrenci kalmazsa, herkes hastalanıp evinde kalırsa da zaten eğitim aksayacağı için kapatılacaktır belli bir aşamadan sonra.

 

Grip oldum doktora gideyim mi?

 

Bu belirtiler ortaya çıktığı zaman doktora gitmeyin; çünkü ne bir poliklinik ne bir hekim hizmeti baş edemeyecek bununla. Şu anda çok hızla yayılan bir virüs var. Bu insan için yeni bir virüs. Bunun tek olumlu tarafı şu ki şu anda çok patojen değil, çok ölümcül değil. Mevsimsel gripten hiç bir farkı yok. Bu durumda korkulan ve bu kadar büyük bütçeler ayrılarak alınan aşıların nedeni ya da yapılan bütün girişimlerin nedeni şu; bu virüs eğer çok değişkenlik özelliği olan bir virüs ise olası bir mutasyona uğrama durumunda çok daha patojen, ölümcül olabilir. Bundan korkuluyor.

 

Okullardaki durumu nasıl değerlendirelim?

 

Okulların önüne televizyon kameralarının yığılmalarının bir önemi yok. Şu anda İstanbul’da herhalde 10 binlerce virüs taşıyan insan var. Bu ürkülecek bir şey değil. Bu çizmeye çalıştığım tablo çok karamsar bir tablo değil. Sadece böyle bir gerçek var. Buna ait alınacak önlemler var. Aşı ve bireysel önlemlerimiz var. Hiç de aşıdan geri kalmayacak kadar önemli bir takım önlemlerimiz var, el yıkamak, kâğıt mendil kullanmak vs. Bunlar da çok ciddi önlemler.

 

Aşının içindeki adjuvant zararlı mı?

 

Adjuvant denilen bir madde var -ki bu squalen de onlardan bir tanesi-, aşının miktarını azaltabilmek için kullanılıyor, aşının içindeki ölü virüsün adjuvantı eklediğiniz zaman aşının gücü artıyor, aşının etkinlik süresini uzatıyor. Bu adjuvantlar zararlıdır. İçerisinde aliminyum hidroksit var,  sgualen vs. Bu maddeler neredeyse 70 yıldan beri kullanılıyor. Squalenle ilgili, saydım 68 tane klinik çalışma yapılmış. 1997’den beri 40 milyon kişiye ssualen içeren grip aşısı uygulanmış. Normal grip aşısında da var squalen ve hiç bir yan etki bildirilmemiş. Böyle bir durumda bu iddia biraz havada kalıyor.

 

Aşı civa zehirlenmesine yol açar mı?

 

“Vay çocuklarımızın cıva ile zehirlenmesine yol açacaksın!” Hayır. Çünkü etil merkür vücuttan süratle atılır. Vücutta yığılıp cıva zehirlenmesine yol açan metil merkürdür. Bunu uzatmak, bunun miktarlarından filan bahsetmek mümkün, ama etil merkür diye ben bunu geçen gün bir röportajda söyleyince, gazetede abartılı bir şekilde çıkmış. Çocuklarınızın bu kadarcık bile cıva ile çok kısa süreli olarak temas etmesini istemiyorsanız mesela, hiç balık yedirmemeniz lazım. Boğaz’daki tüm balıklarda var bu.

 

Aşı Gullian Barre Sendromu yapıyor mu?

 

Guillian-Barre sendromu diye bir nörolojik sendrom vardır. Size şu kadarını söyleyeyim; aşı sonrası ortaya çıkan Guillian-Barre olguları, grip gibi bir hastalık geçirdikten sonra çıkan Guillian-Barre sendromlarından daha az. Yani bütün bunlar çok spekülatif şeyler.

 

Türkiye aşıyı nasıl aldı? Nasıl uygulayacak?

 

Dünya Sağlık Örgütü sıralamasına göre belirli bir liste çıkarıldı risk grupları için ve Türkiye’de de bu risk grupları için yaklaşık 4 milyon doz aşı sağlandı. Ancak benim bunun nasıl uygulanacağı konusunda bir endişem var. Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki, normal mevsimsel klasik grip aşısı geri ödeme kapsamında, yani 65 yaş üzeri olan, ya da kronik, süregelen bir hastalığı olan, diyabetlilere, astımlılara vs. geri ödeniyor 2004’ten beri bakanlık tarafından. Bu gruba giren bir astım hastası ya da 65 yaş üzerindeki biri eczaneden para ödemeden ya da bir kısmını ödeyerek, fark ödeyerek aşıyı alabiliyor, bu geri ödeme kapsamında. Böyle bir olanak tanınmış kendilerine. Kaçı aşılanıyor biliyor musunuz? %9’u. Türkiye’deki risk grupları ve yaşlıların, ücretsiz grip aşısı yaptırma hakkı kendilerine tanındığı halde, sadece %9’u bu olanaktan yararlanıyor. Ya da bilmiyorlar böyle bir hakları olduğunu. Ya da önemsemiyorlar. Şimdi bu durumda siz, gönüllü olarak, diyelim ki 1,5 milyonluk gebeye, “gelin aşılanın” diyeceksiniz, kaçı aşılanacak? Benim endişem bu. Yani %9’larda 10’larda kalırsa aşılanma oranı, aldığımız 40 milyon aşının sadece 4-5 milyonunu kullanıp geri kalanı 35 milyonunu çöpe atacaksak, yazık olur. Onun için bunu peyderpey alsak belki daha akılcı olurdu.

 

Çocuklara test yaptıralım mı?

 

Eğer çocuğunuz hastalandıysa, grip benzeri bulgulara rastlandıysa, öksürük varsa, ateşi varsa, “acaba domuz gribi mi?” diye test yaptırmaya hiç gerek yok. Sonucu ben hemen söyleyeyim; domuz gribidir.

 

Peki biz ne yapacağız o zaman; “onu yapma, bunu yapma, test yapma, okul kapama...” Biz bu virüsü aldıktan sonra, basit bir gribal enfeksiyon şeklinde değil de, solunum yetmezliğine doğru giden olgular ortaya çıkarsa, “hospitalizasyon” dediğimiz, hastaneye yatışları gerektirecek şekilde ağır vakalar ortaya çıkarsa diye, onun için alarmdayız. Şu anda laboratuarımız, ilaç direnci çeşitli  mutasyonları aramak için donanımlı ve en ufak bir farklılık gösteren, klinik seyirle seyreden hastanın örneğini alıp inceliyoruz. İşimizi oraya yoğunlaştırdık. Acaba bir değişim oluyor mu, diye.

 

Öncelikle kimler aşı olmalı?

 

Gebelerin, çok küçük bebeklerin, yani 6-36 aylık bebeklerin, astım, diyabet, kronik kalp, böbrek hastası olan kişilerin, 65 yaş üzerindeki kişilerin gidip aşılanması gerekli en azından. Bu engellenmesin bu dedikodular ya da kulaktan dolma bilgiler ile.

 

Prof. Dr. Selim Badur

 

 

(WHO Dünya Sağlık Örgütü Sitesinden alıntı)

Domuz gribinde MASKE KULLANIMI

 

Dünya Sağlık Örgütü hasta olmayan kişilerde maske kullanılmasını önermiyor.

 

Eğer hasta bir kişiye bakıyorsanız veya yakın temas halinde iseniz o zaman maske kullanmak uygun olabilir. Temas bittiği man hemen maskenin çıkarılıp atılması ve ellerin yıkanması önerilmektedir.

 

Hasta kişilerin, sağlam insanlarla teması sırasında maske takması yerinde bir davranış olacaktır.

 

Maskenin teknik olarak uygun olması ve kullanım şekli önemlidir. Yanlış kullanılan ve uygunsuz olan maskeler yarar değil zarar verebilir.

 

Domuz gribi olan anneler bebeklerini emzirsin mi?

 

Eğer annenin sağlığı emzirmesini engelliyorsa veya kendi doktoru uygun görmüyorsa, bebeğini emzirmesin.

Ama genel olarak annelerin bebeklerini emzirmeye devam etmeleri öneriliyor. Böylece bebeğe anneden koruyucu maddeler geçecektir. Bebeğin hastalıkla mücadele etmesi daha kolay olacaktır.

 

Aspirin Kullanalım mı?

Özellikle çocuklarda ve gençlerde Reye sendromu olasılığından dolayı aspirin dışı ağrı kesici ateş düşürücüler (Örneğin parasetemol) kullanılmalıdır.

 

*****

 

 

Bir arkadaşım bana bu maili gönderdi:

DOMUZ GRİBİNDEN KORUNMANIN YOLLARI

 

Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır.

 

Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır.

 

H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir.

 

Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonların gelişmesini önlemek için;

 

Dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok basit önlemleri uygulayabiliriz.

 

1.      Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)

 

2.     Hands-off-the-face” “Ellerinizle yüzünüze dokunmayın” yaklaşımı.

       

Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi bir yerine dokunmaktan kaçınınız.

 

3.     Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız( tuza güvenmiyorsanız listerin kullanınız). 

         

 H1N1 ‘in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3 güne ihtiyacı vardır. 

 Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. 

       

        Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.

 

 4.     Yukarıdaki 3. Önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere ılık tuzlu suyla temizleyiniz. 

         

        *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz.

        

         Bu yolla burnunuzda bulunak virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.

 

5.     Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz.

        

          Eğer ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte alınız.

 

 6.     Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden içebildiğiniz kadar çok içiniz.

        

        * Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru.

 

         Sıcak içecekler virüsleri yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak götürürler.

 

 H1 N1 virüsü mide’de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetini devam ettiremez.

 

Sağlıklı günler dileğiyle.

Dr.Vinay Goyal

 

(Bu yazı Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin Sitesinden alınmıştır)

GATA ENFEKSİYON HASTALIKLARI  
VE KLİNİK MİKROBİYOLOJİ ANABİLİM DALI

 

DOMUZ GRİBİ

     

ETKEN NEDİR:

     Eskiden beri domuzlar arasında görülen, bulaşıcılığı yüksek fakat öldürücülüğü düşük bir “İnfluenza A/H1N1 virüsü”dür. Ancak, bu güne kadarki virüs sadece domuzlardan insanlara bulaşırken, genetik bir değişim geçirmiş olup, insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmıştır. Saptanan insan vakalarının çoğunda domuzlarla temas hikâyesi bulunmaması bu varsayımı desteklemektedir.

     Değişikliğe uğramış bu virüs ile daha önce ne domuzlarda ne de insanlarda karşılaşılmamıştır.

     

NASIL BULAŞIR?

     Hasta insan veya hayvanların sekresyonlarının veya bu sekresyonlara ait damlacıkların duyarlı insanların solunum yolları mukozası veya konjuktivalarına teması ile bulaşır.

     

Bulaşma, sekresyon veya damlacıkların direk teması ile olabileceği gibi, bu sekresyon veya damlacıklar ile kirlenmiş ellerin yıkanmadan solunum yolları mukozalarına veya konjuktivalara sürülmesi ile de olabilir.

     Dünya Sağlık Örgütüne göre domuz eti yenmesi ile bulaşmamaktadır.

    

 NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR VE DÜNYADAKİ YAYGINLIĞI NEDİR?

     Meksika hükümeti 18 Mart 2009’dan itibaren üç ayrı bölgede insanlarda domuz İnfluenza enfeksiyonları bildirmiştir. Vaka sayısı, insandan insana bulaşma nedeniyle çok hızlı artmış ve halen artmaya devam etmektedir. Meksika’dan bildirilen hastaların yaklaşık %5-10’u ölüm ile sonuçlanmaktadır. Meksika’dan kısa bir süre sonra ABD, Kanada, Yeni Zelanda ve Avrupa ülkelerinden de vakalar bildirilmeye başlanmış olup, Meksika dışındaki hastalarda henüz ölüm olmamıştır. Bu güne kadar İspanya, Fransa, İsrail ve Brezilya'dan şüpheli vakalar bildirilmiştir.

    

 NEDEN ÖNEMLİDİR?

     Bu güne kadar bilinen domuz gribi virüsü normal şartlarda insanları hastalandırmamıştır. Ancak, geçmiş yıllarda domuzlarla yakın teması bulunan çiftlik çalışanları gibi bireylerde nadir vakalar bildirilmiş olup, insandan insana yayılım olmadığından herhangi bir salgın ortaya çıkmamıştır. Oysa güncel olan virüs genetik bir değişim geçirmiş olup, insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmıştır ve daha önce ne domuzlarda ne de insanlarda tespit edilmemiş bir virüstür.

     Grip normalde küçük çocuk-bebek ve yaşlılar gibi uç yaşlardaki popülâsyonu etkilemekte iken, bu salgındaki vakaların çoğunun sağlıklı erişkinler olması dikkat çekicidir. Vakaların hayvan kaynaklı İnfluenza virüsü ile ortaya çıkması, farklı bölgelerden baş gösteren salgın karakteri arz etmesi ve alışılmadık yaş gruplarını etkilemesi nedeni ile konu oldukça önemlidir ve izlenmesi gerekir.

     İnsandan insana bulaşma hızının yüksekliği ve kıtalar arası seyahat kolaylıkları nedeniyle hastalığın kısa sürede tüm dünya ülkelerini etkileyeceği tahmin edilmekte olup, bu kapsamda ülkemiz de risk altındadır.

    

 HASTALIĞIN BELİRTİ VE BULGULARI NELERDİR?

     Normal grip vakalarıyla benzer belirti ve bulgular ortaya çıkar. Aniden yükselen ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas-eklem ağrıları, boğaz ağrısı ve kuru öksürük ile seyreder. Ancak, bunların dışında aşırı kusma ve ishale de neden olabilir. Domuz gribinden ölümler çoğunlukla alt solunum yolu enfeksiyonları (pnömoni) nedeniyle gerçekleşmektedir.

     

TANISI NASIL KONUR?

     Belirti-bulguların görüldüğü hastalardan, hastalığın ilk 4-5 gününde alınan solunum salgılarında (boğaz, burun sürüntüleri veya trakeal aspirat gibi) virüsün gösterilmesi ile konuyor. Ancak vakanın kesin teyidi dünya çapında belirlenmiş olan referans laboratuarlar tarafından yapılabiliyor.

    

 TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?

     Diğer grip virüslerinin tedavisinde kullanılan oseltamivir ve zanamivir adlı ilaçların bu virüse de etkili olduğu gösterilmiştir. Bu ilaçlar ülkemizde de Tamiflu® ve Relenza® ticari isimleri ile piyasada bulunmaktadır.

      

VİRÜSE ETKİLİ DEZENFEKTANLAR NELERDİR?

     Çamaşır suyu (%10’luk) ve alkol (%70’lik) etkilidir. Cansız yüzeyler için her ikisi de kullanılabilir. Eller için%70’lik alkol tercih edilmelidir.

     

BU HASTALIKTAN KORUNMADA KİŞİSEL ÖNLEMLER NELERDİR?

     Virüse karşı aşı geliştirilmiştir ve aşın TC Sağlık Bakanlığı tarafından ithal edilerek, başta risk grupları olmak üzere toplumun büyük çoğunluğuna uygulanması planlanmaktadır.

      Mevsimsel grip aşılarının içeriğinde H1N1 suşu bulunsa dahi, domuz gribindeki H1N1 suşunun genetik ve antijenik yapılarındaki farklılıklar nedeniyle bu virüse karşı koruma sağlayamaz.

     Merkezi ABD’de bulunan Hastalık Kontrol Merkezi (CDC), tedavide kullanılan oseltamivir ve zanamivir adlı antivirallerin korunmada da kullanılabileceğini bildirmiştir. Ancak bu ilaçların kontrolsüz olarak kullanımı; kısa sürede direnç gelişimine, ilaç yan etkilerine, gereksiz maliyete ve gerçek hastalık esnasında hayat kurtarabilecek ilaç stoklarının hızla tükenmesine neden olabileceğinden, belirli endikasyonlarda ve ancak doktor önerisi ile kullanılmaları gerekir.

     Dolayısı ile, mevcut koşullarda en etkili kişisel önlemler şunlardır:

Virüs içeren (veya içermesi muhtemel) sekresyon ve/veya damlacıklardan sakınmak: Bunun için özellikle hastalığın sık görüldüğü bölgelerde toplu yaşam alanlarında maske takmak en temel önlemdir.

El yıkamak: Enfeksiyonu taşıyan sekresyon ve damlacıklar cansız yüzeylere bulaştığı zaman buralara sürülen ellerin yıkanmadan solunum yolları mukozalarına veya konjuktivalara sürülmesi ile veya ellerin direk olarak kontamine olmaları sonrası aynı hareketin yapılması ile bulaşma olabileceğinden, ellerin sık sık yıkanması çok önemlidir. Özellikle şüpheli materyallere temastan ve toplu yaşam alanlarından çıktıktan sonra bol sabun ve su ile ellerin yıkanması şiddetle önerilmektedir.

Laboratuar çalışanları ve diğer sağlık personeli, kesin vakalarla veya bunlara ait materyal ile temas durumunda gözlerini de korumalıdırlar. Laboratuarlarda materyaller uygun biyogüvenlik önlemleri altında işleme tabi tutulmalıdır ve hastanenin diğer birimlerindeki işlemlerde risk durumuna göre; N95 maskeler, çift kat eldiven, özel giysiler ve ayakkabı örtüleri gibi aparatlar da kullanılmalıdır.

Sağlık personelinde korunmasız şüpheli temas durumunda, temas sonrası 7 gün boyunca oseltamivir veya zanamivir profilaksisi önerilebilir.

 

DOMUZ GRİBİ

(Bu yazı Türk Tabipler Birliği Sitesinde yayınlanmıştır)

 

Türk Tabipleri Birliği, domuz gribi ile ilgili güncel gelişmeler doğrultusunda, Prof. Dr. Murat Akova ve Doç. Dr. Alpay Azap’ın katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi. Akova ve Azap’ın domuz gribi hakkında en çok sorulan sorulara verdikleri yanıtlar şöyle:

 

Domuz gribi hakkında kısa bilgi

 

Pandemik İnfluenza A (H1N1) virüsünün neden olduğu domuz, kuş ve insan grip virüslerinin bir karışımı olarak karşımıza çıkmış olan yeni grip türüdür. İlk defa Mart 2009’da Meksika’da insanlar arasında görülmeye başlayan grip salgını hızla dünyaya yayılmış ve hatırlanacağı üzere Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Haziran 2009’da pandemi (faz 6) alarmı vermiştir.  

 

Geçen dönem güney yarı kürede görülen hastalık, kış mevsiminin gelmesiyle birlikte son haftalarda kuzey yarı kürede yayılmaya başlamıştır.

 

Hastalığın klinik seyri nedir?

 

Hastalığın klinik belirtileri mevsimsel gripten farklı değildir. Pandemik grip (H1N1) şu aşamada mevsimsel influenzadan daha ağır seyretmemektedir. Ancak hızlı yayılma özelliğine sahiptir. Mevsimsel influenzadan en önemli farkı toplumun büyük kesiminin daha önceden bu ve benzeri olan viruslerle karşılaşmamış olmasıdır. Bu nedenle dünya nüfusunun önemli bir kısmı hastalığa açıktır. Pandemik H1N1’in öldürme hızı binde 3-5 arasındadır. Bu normal influenzadan daha düşük bir orandır. Ancak hastalığa yakalananlar arasında belli gruplarda ölüm oranı normal influenzaya göre daha yüksektir.

 

Kimler daha çok etkileniyor?

 

Hastalığın bugüne kadarki seyri incelendiğinde, 6 ay-24 yaş arası çocuk ve gençlerin daha çok etkilendiği görülmüştür. Hamileler, hasta olan kişilerle ilk temas edebilecek hizmet grupları hastalıktan etkilenecek gruplar arasında sayılmaktadır. Hastalık 65 yaş üzerindeki kişilere kolay bulaşmamaktadır. Bunun 1918’de meydana gelen büyük salgın ile ilgili olduğu düşünülüyor. 1918’de meydana gelen grip salgınındaki virus bugünkü viruse çok benziyor. O virus 1950’lere kadar dolaştığı için 65 yaş üzerindeki kişilerin kısmi bağışıklık geliştirdiği kabul ediliyor.

 

Endişeli olunan nokta nedir?

 

Endişeler influenza A virusunun çok kolay yapı değiştirmesinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda, ilerleyen süreçte hastalığın seyrinin daha ağır olup olmayacağı hakkında kesin bir şey söylenememektedir. Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan grip salgınlarında, başlangıçta hafif enfeksiyona neden olan virüsün sonradan daha öldürücü hastalık yapma yeteneğine kavuştuğu izlenmiştir.

Hasta olmamak için ne yapmalı?

Öncelikli risk grubu olarak ifade edilen çocuk-genç yaş grubunu hastalıktan korunması için kişisel hijyene dikkat başta gelmektedir. Okullarda hijyene, özellikle el hijyenine maksimum önem verilmeli, eller sık sık yıkanmalıdır. Küçük yaş gruplarında eğer çocukların sık sık ellerini yıkamaları sağlanamıyorsa alkollü el dezenfektanları kullanılmalıdır. Okullarda, çocukların bir arada bulunmalarının zorunlu olmadığı sınıf dışı faaliyetler sınırlanmalıdır. Ne kadar çok farklı gruptan çocuk bir araya getirilirse riskin o kadar artacağı unutulmamalıdır. Okul gezileri sınırlanmalıdır.

 

Hastalık görüldüğünde, okulların kapatılması için bir ölçüt var mıdır?

 

Bunun için geliştirilmiş rakamsal bir ölçüt ne yazık ki yok. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), okul kapatma ve benzeri uygulamaların salgının başlangıcında yapıldığı takdirdeinfeksiyonun yayılmasını yavaşlatacağını dolayısıyla sağlık otoritelerine gerekli hazırlıkları yapmak için zaman kazandıracağını belirtmektedir. Bugün için ülkemizde gerçekleştirilen okul kapatma uygulamaları da aşı sağlanana kadar infeksiyonu olabildiğince sınırlı tutabilmek amaçlıdır.

 

Beraber çalıştığımız birisinde ya da çocuğumuzun sınıf arkadaşında hastalık olunca ne yapmalı? Koruyucu ilaç almalı mı?

 

Hasta olduğu düşünülen kişilerle temas etmiş olanların rutin olarak bu virusun varlığı yönünden taranmasına gerek yoktur. Hastanın grip semptomları yönünden takip edilmesi yeterlidir. Ancak semptom çıkması durumunda hasta tedavi yönünden değerlendirilmelidir. Semptom gözlenen hastaların önemli bir kısmında da tedaviye ihtiyaç duyulmayacaktır. Uluslararası bilimsel kurumların hastalığa yakalanan herkesin tedavi edilmesine yönelik önerisi bulunmamaktadır. Belli bir takım risk faktörü taşıyan kişilerin tedaviye alınması gerekecektir.

 

Belirtileri neler ve görülünce/hasta olunca ne yapılmalı?

 

Pandemik grip (H1N1) in belirtileri mevsimsel griple aynı olup ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrıları ve daha geri planda kalan burun akıntısı, ishal, bulantı-kusma gibi belirtilerdir. Hastalanan çocuklar okula gönderilmemeli, veliler bu konuda uyarılmalıdır. Hastalanan çocuklar hastalık tamamen iyileşene kadar -ki bu süre genellikle 7 gündür- evde tutulmalı, hastalığın daha uzadığı durumlarda ise ateş düştükten en erken 24 saat sonra okula gönderilmelidir. Hastalanan çocukların iyi beslenmesi ve bol sıvı alması sağlanmalıdır.

 

Halen var olan grip aşısı yeterli mi? Domuz gribi aşısı farklı mı?

 

Pandemik grip (H1N1) için geliştirilen aşı şu anda ABD, İsveç ve Macaristan’da kullanılmaktadır. Şu an Türkiye’de var olan aşı bir yıl öncesinin influenza virusüne karşı geliştirilen mevsimsel grip aşısıdır. Pandemik grip (H1N1) aşısının üretim çalışmaları Temmuz ayı başından bu yana devam etmektedir. Yaklaşık 5 bin civarında çocuk ve erişkinde denendiğini ve belirgin bir yan etkisinin izlenmediğini biliyoruz.

 

Tek bir aşı mı var, farklı aşılar mı var? Hangisi tavsiye ediliyor?

 

ABD ve Avrupa’da üretilen iki tip aşı var. Bu iki tip aşının etken maddeleri birbirinden farklı. Birinde zayıflatılmış canlı virüs var diğeri ise ölü virüs içeriyor. Aşılar içerisinde üç önemli madde var. Bunlardan birisi, antijen denilen vücutta esas bağışıklığı sağlayacak olan virüsün parçasını içeren kısım. İkinci madde ise ABD'de olmayan ve Avrupa'da olan adjuvan denilen ve aşının bağışıklık yapma gücünü artıran madde.

 

Aşılarda bu amaçla uzun yıllar alüminyum kullanılmıştı. ABD, var olan ancak bilimsel olarak kanıtlanmış bulunmayan iddialar nedeniyle, aşıların içinde adjuvan madde kullanılmasına izin vermiyor. Adjuvanların çok nadir olarak alerjik reaksiyonlara yol açtığı, bazı romatolojik hastalıklar gibi istenmeyen bazı yan etkilere yol açtığı öne sürülüyor. Bu nedenle de ABD'de hukuki olarak sorumlu tutulan çok sayıda dava olduğu için bu maddenin aşılara konulmasına izin verilmiyor.

 

Avrupa'daki aşıların içinde adjuvan maddesi var. Bu aşılar 5 büyük firma tarafından üretiliyor. Türkiye'ye gelecek aşıların içerisinde büyük olasılıkla bu madde olacak. “Bunun bulunmasının bir zararı var mı” sorusuna kesin bir yanıt verilemiyor ancak Avrupa Birliği’nde adjuvanlı (sequalen veya alüminyum) aşılar yıllardır uygulanıyor ve ciddi bir yan etki hali hazırda bildirilmiş değil. Ama bu sadece Türkiye'ye özgü bir şey değil, ABD dışındaki tüm ülkelerdeki aşıların içerisinde adjuvan maddesi olacak. Üçüncü madde ise cıvalı bir bileşik. Aşının, başka mikroplarla kontamine olmasını, bulaşmasını engelleyen koruyucu bir madde. ABD'deki aşıların içerisinde bu da bulunmuyor. Civa olması çok da bir önem taşımıyor. Çünkü, arka arkaya çok dozda aşı yapıldığı takdirde, vücutta birikip özellikle çocuklarda bir takım rahatsızlıklara yol açabiliyor, ancak tek doz yapımında bir sorun bulunmuyor.

Aşıların yan etkileri söylendiği gibi mevcut grip aşılarından daha fazla mı?

 

Grip aşısı dünyada 50 yıldan daha uzun süredir üretilen bir aşı. Üretme tekniği teknolojinin de gelişmesiyle çok daha iyileşmiş olmakla birlikte temel olarak üretim basamakları on yıllardır hep aynı. Embriyonlu tavuk yumurtasından üretiliyor. Son yıllarda doku kültürlerinden de üretilse de bunların sayısı çok az. Dolayısıyla dünyada bu konuda ciddi bir deneyim ve birikim var. Domuz gribi aşısının mevsimsel influenzadan daha fazla bir yan etkisi olduğu bugüne kadar tespit edilmedi. Ancak lokal yan etkiler olabiliyor; aşı yerinde hafif kızarıklık, aşı yerinin hafif ağrıması gibi. Buna karşılık ciddi yan etkiler çıkması olasılığı son derece düşük ve mevsimsel grip aşısında beklenen yan etki oranından daha fazla değil. Ancak dünyada ilk kez böyle büyük bir kitlesel aşılama faaliyeti olacağı için milyonda bir ya da daha nadir görülen yan etkilerin de ortaya çıkma olasılığı da ihmal edilmiyor. Dünya Sağlık Örgütü bunları takip ediyor. Aşının kanser yaptığına dair söylenceler kesinlikle doğru değil.

 

Söylendiği gibi geçmiş yıllarda, 1950-60 larda yaşanmış olumsuz tecrübeler var mı?

 

Grip aşılarının üzerine haksız bir şekilde yapışıp kalan kötü şöhret, 1976 yılında ABD’deki aşılama sırasında sinir sistemini tutan bir hastalık olan Guillain-Barre hastalığının sıklığında bir artış tespit edilmesinden kaynaklanıyor. Ancak bu artışın aşıdan kaynaklandığı kesin olarak gösterilemediği gibi sonraki on yıllar boyunca grip aşılarının bu hastalığa neden olduğu ispatlanamamıştır. Arada doğrudan bir nedensellik ilişkisi kurulamamıştır. Bu hastalık her toplumda 100.000’de 4-5 sıklıkta görülmekte ve viral infeksiyonlar tarafından da başlatıldığı düşünülmektedir. ABD’de aşı yan etkilerini takip eden kuruluş yıllar içerisinde yüz binlerce aşı uygulamasını değerlendirdikten sonra grip aşılarının bu hastalık riskini artırmadığını tersine bir miktar azalttığını belirtmiştir.

 

Aşı yapımı nasıldır? Adjuvan etki nedir?

 

Aşı adjuvanla birlikte yapıldığı zaman bağışıklık potansiyeli çok daha yükseliyor. Birisi yüzde 70 bağışıklık kazandırıyorsa, birlikte olduğunda bu oran yüzde 90'a çıkıyor. “Adjuvana bağlı yan etki görülebilir mi” sorusuna da kesin yanıt verilemiyor, çünkü dünyada hiç bu kadar çok yaygın bir aşılama uygulanmadı. Nadir olasılıklar olacak diye insanların aşıdan mahrum kalması doğru değildir. Böyle bir yan etkinin olup olmayacağını şu anda bilmeden bu konuda spekülasyon yaratmak doğru bir yaklaşım değil.

 

Aşı olunmasını öneriyor musunuz?

 

Evet. Aşının faydası olası yan etkinin yaratacağı zarardan çok daha büyüktür. Bu nedenle yan etki olabileceği endişesiyle aşı yaptırmamak büyük hata olur. Çünkü aşının alternatifi hastalığa yakalanmaktır. Bunun sonuçları ise daha kötü olabilir.

 

Kimler aşı olmalı? 

 

65 yaş altı tüm nüfusun belli bir öncelik sırasına göre aşılanması gerekmektedir. Sıranın başında hastalığa en açık kesim olarak nitelenen 6 ay - 24 yaş arasındaki kişiler, hamileler, altta yatan kronik hastalığı olanlar, hastalıkla öncelikli karşılaşabilecek hizmet grupları; sağlık çalışanları, itfaiye, güvenlik görevlileri vs. yer alıyor.

 

 

 

http://psikiyatrivehayat.com