Pencerenin
Arkasındaki Babaannem
Huzurevinde çalışmaya başlamadan önce huzurevinde kalan
yaşlıların mutsuz olduklarını, hayatlarından memnun olmadıklarını düşünürdüm.
Huzurevine çocukları tarafından bir anlamda zorla
yerleştirildiklerini, çocuklarıyla aralarındaki ilişkinin bozuk olduğunu,
huzurevinde kalmaktan dolayı çocuklarına karşı öfkeli olduklarını varsayardım.
Huzurevinde yoğun bir yalnızlık duygusunun olduğunu,
yaşlıların içlerine kapandıklarını, vakitlerinin çoğunu odalarında
geçirdiklerini, kurumda minimum düzeyde faaliyet yapıldığını ve yaşlıların bu
faaliyetlere katılmadıklarını düşünürdüm.
Bunun yanı sıra huzurevlerinde yaşlıların ihtiyaçlarının
düşük düzeyde karşılandığını, kaynakların çok az, hizmetlerin yetersiz olduğunu
ve yaşlıların da sürekli kurumdan şikâyetçi olduklarını düşünmüştüm.
Dört yüz elli civarında yaşlının yaşadığı bir huzurevinde
çalışmaya başlamıştım. Burada huzurevinde kalan yaşlı hakkında gözlemleyerek ve
hatta içinde yaşayarak pek çok şey öğrendim. Daha önceki düşüncelerimin tamamen
olmasa bile bir düzeyde değiştiğini gördüm.
Huzurevinde çok canlı bir atmosfer vardı. Bu canlı
atmosferi yaşlılar ve huzurevi çalışanları birlikte oluşturmuştu. Biz
çalışanlar gibi yeni gelen yaşlı da bu ortama çok çabuk dâhil oluyordu. Hangi
yaşlının üç yıl önce, hangisinin bir ay önce kuruma geldiğini anlamak kolay
değildi.
Yaşlıların huzurevlerinde kalma nedenleri birbirinden
farklıdır. Maddi zorluklar, yalnızlık, aileleri ile birlikte yaşayamama,
psikolojik ve sosyal sorunlar, fiziksel ihtiyaçlarını karşılamakta yaşadıkları
zorluklar, düşkünlük vb. sebeplerle yaşlılar huzurevinde kalmaktadırlar.*
Özellikle yaşlıların kuruma geliş nedenleri benim için
merak konusuydu. Yaşlıların çoğu kuruma kendi istekleri ile geldiklerini, hatta
bazıları kurumda kalmak konusunda çocuklarını zorla ikna ettiklerini
söylemişlerdi. Yaşlılar arasında kuruma gelmek istemeyen ve kurum yaşantısına
alışmakta zorlanan yaşlıların sayısı da az değildi.
Huzurevinde yaşıtlarıyla bir arada yaşamak, evinde olduğu
gibi yalnız olmamak, etrafında neredeyse her an vakit geçirebilecek birilerinin
olması yaşlı için kuruma geliş nedenlerinden bazılarıydı. Günlük işlerinin
kurum tarafından yapılması, sürekli sağlık hizmetlerinden yararlanmak ise diğer
nedenlerden sadece bazıları.
Yaşlıların bir kısmı çocuklarının yanında kalarak ileride
onları rahatsız etmek istemedikleri gibi çocuklarının yanında kendilerinin de
rahatsız olmak istemediklerini söylemişlerdir. Böyle düşünmekle birlikte
huzurevinde kalmanın da zorluklarını sözlerine eklemişlerdir.
66 ya da 67 yaşlarında, oldukça dinç bir yaşlı,
huzurevinde mümkün olduğunca erken yaşta kalmaya başlamak istemişti. Böylece
huzurevine daha kolay adapte olabileceğini, yeni arkadaşlar edinebileceğini
düşünmüştü.
Yaşlılar birbirleriyle güzel ilişki kurdukları gibi ilişki
kurmakta zorlanan yaşlılar da vardı. Huzursuzluk yaşayan, birbirlerinden
şikâyet eden yaşlıların sayısı da az değildi.
Yaşlılar istediklerinde izin alıp dışarıda
kalabiliyorlardı. Bazıları kendi aralarında geziler düzenliyorlar, birlikte hoş
vakit geçiriyorlardı.
Sosyal hizmet uzmanları ve psikologlardan oluşan sosyal
servis bol miktarda gezi ve faaliyetler düzenliyordu. Bu faaliyetlere yürümekte
zorlanan, Alzheimer hastalığı olan yaşlılar da katılıyordu.
İlginç, aslında hoş denilebilecek durumlar yaşanıyordu.
Genellikle gezi ve faaliyetlere katılan yaşlılar aynıydı.
Bazıları hiçbirine katılmıyordu.
Yaşlıların çoğunluğu vakitlerinin büyük bir kısmını
televizyon izleyerek geçiriyorlardı.
Bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar da bunu
doğrulamaktadır. “Huzurevinde kalan yaşlıların psikososyal
yönlerinin incelenmesi isimli çalışmada da bu sonuç elde edilmiş. Çalışma
yaptıkları huzurevinde, yaşlıların %91,7’sinin televizyon seyrederek vakit
geçirdikleri saptanmış.”
Hepimizin de bildiği gibi yaşlıların birçoğu anılarını
anlatmak konusunda oldukça isteklidir.
Yaşlıların anlattığı deneyimler, kültürler çok ilgimi
çekmiştir. Tabi bazıları aynı yaşantılarını defalarca anlatırlar. Bay E. her
gün odama gelip ilk defa anlatıyormuş gibi anılarını, aynı sözcüklerle başlayıp
aynı sözcüklerle sonlandırırdı.
Yaşlıların büyük bir kısmı iki kişilik odada kalmak
konusunda çok isteksizdi. Onlar için bu durum büyük bir sorun olurdu. Bazen
bizim için de oda arkadaşlarının tartışmaları sorun haline gelirdi. Hatta bazı
yaşlıların sürekli odalarını ya da oda arkadaşlarını değiştirirdik.
Yaşlılar çocuklarından güzel bir şekilde bahsederlerdi. Çocuklarının
başarılarını ve onlarla kurdukları güzel ilişkileri anlatmaktan çok
hoşlanırlardı.
Çocukları ziyaret ettiklerinde çok mutlu olurlardı.
Özellikle bayramlarda sabırsızlıkla çocuklarını beklerlerdi.
Yaşlıların ziyaretçileri çok seyrek olurdu. Hatta
bazılarının hiç ziyaretçisi olmazdı. Ziyaretçisi olmayan yaşlılar özellikle
bayramlarda diğer günlere oranla daha öfkeli olurlar ya da odalarından pek
çıkmayıp içlerine kapanırlardı. O günlerde bedensel şikâyetleri de artardı.
“Huzurevinde kalan yaşlıların psikososyal yönlerinin
incelenmesi isimli çalışmada, yaşlıların %48,3’ünün ziyaretçisinin gelmediği
saptanmış.”
Bir yaş
grubunun sosyal statüsü, genellikle sosyal etkisine ya da üretimdeki işlevine
bağlıdır. Tarım toplumlarında yaşlıların saygın bir statüsü vardır; özellikle
bilginin sözlü olarak aktarıldığı toplumlarda yaşam deneyimleri çok değerlidir.
Bu toplumlardaki etkinliklerin kapsamı da yaşlıların üretken üyeler olarak
kalmasını sağlar.**
Sanayileşmiş
toplumlarda ise, teknoloji öne çıktıkça yaşlıların statüsü geriler. Ayrıca
değişen aile ilişkileri içinde çekirdek ailenin yaygınlaşması, zamanının çoğunu
aile çevresine ayıran yaşlıların hem birbirlerinden hem de genç aile
üyelerinden uzaklaşmasına yol açmaktadır. Yaşlılığın önemli bir toplumsal yönü
de; bu kuşağın değerleri ve eğitimiyle ilgilidir. Değişimin çok hızlandığı
sanayi toplumlarında 65 yaşına gelmiş biri, kendi gençliğindekinden çok farklı
ahlaki değerlere, beklentilere ve rol tanımlarına uyum sağlamak zorunda
kalır.**
Özlem Boğoçlu
Sosyal Hizmet Uzmanı
*Huzurevinde yaşayan sakinlerin kuruma yönelik düşünce ve
beklentileri / Sevginar Vatan, Tülin Gençöz / Kriz Dergisi 2004; 12(2):19-32
**Huzurevinde kalan yaşlıların psikososyal
yönlerinin incelenmesi/ Nurgül Bölükbaş, Hatice Arslan / Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler
Dergisi 2003; 16(4):235-239