KENDİNE GÜVEN
Hakan,
işyerinde oluşturulan bir çalışma grubunun ilk toplantısına katılmak üzere
salona girer. Daha başlangıçta soluğu kesilmiştir ve ter içindedir. Hemen boş
bir yer bulur ve çantasını koymak üzere aceleyle oraya doğru gider.
Etrafındakileri kaçamak bakışlarla süzer. Hiç kimsenin ne kadar gerilmiş
olduğunu anlamaması için dua eder. Tavırları beceriksizcedir, sopa yutmuş gibi
durmaktadır, elleri terden sırılsıklamdır, ağzı kupkurudur. Sadece tek bir
düşüncesi vardır: Bu toplantıyı bir an önce atlatmak.
Zeynep salona
girer, daha önce gelmiş olanlara bakar ve göz göze geldiği iki kişiye birden
gülümser. Hakan bu iki kişiden biri değildir. Çünkü Zeynep’in gözlerini üzerine
hissettiğinde bakışlarını kaçırmış, tam tersi yöne bakmaya başlamıştır. Adeta
görünmez olmak istemektedir. Gene de Zeynep gelir, yanına oturur. Hakan, o
kadar sıkılmıştır ki kalemini yere düşürür. Zeynep sorar; ”Merhaba. Ben Zeynep.
Muhasebede çalışıyorum. Neden buraya toplandık? Bir fikriniz var mı?”.
Şimdi Hakan
neredeyse bloke olmuş haldedir. Cevap vermek ister ancak ağzından tek bir
sözcük bile çıkmaz. Ne diyeceğini, ellerini nereye koyacağını bilemez. Her
zamanki gibi başaramayacağından emindir. Allahtan toplantı başlar;
kurtulmuştur.
Toplantının ilk
kısmında Hakan dikkatini toplayamaz. Kafası biraz önceki saçmalığı ile
meşguldür. Zeynep gibi olmak ister. Zeynep’in tamamen rahat olduğu, kendine
güvendiği ve çaba sarf etmeden başardığı için şanslı olduğunu düşünür. Bir saat
geçmeden Zeynep’in grupta önemli bir kişi haline geldiğini görür. Halbuki kendisi daha ağzını bile açmamıştır. Neden
bahsedildiğini bilmemektedir.
Daha önce
katıldığı toplantılarda olduğu gibi Hakan, aşağılayıcı bir başarısızlığa doğru
sürüklendiğini hisseder. O mümkün olduğunca sessiz kalan bir figüran olacaktır.
Fikirlerini ifade etmekten kaçınacaktır. Niçin?
Hakan’ın
kendisine güveninin olmadığını söylemek mümkündür. Bu doğrudur ancak yeterli
değildir. Hakan’ın kendisine güvenini arttırıcı olasılıklardan kaçındığı da
söylenebilir. Bu konuda kendisini adeta sabote etmektedir. Bu nokta daha
önemlidir. Çünkü Hakan’ın çözümü görmesine olanak tanımaz.
Mitler ve Gerçek
Hakan’ın bakış
açısına göre kendine güven, biraz “sihirli” biraz da “haksız” bir şeydir. Şöyle
ki Zeynep’in hayatını çok kolay bulur. Keyfi yerindedir, hiçbir çaba göstermese
de kendinden emindir. Hakan bunun nedeni olarak Zeynep’in aldığı eğitimi ve
çocukluktaki aile ortamının olumlu etkisini görür. Eğer Zeynep’in ailesi gibi
kendi ailesi de onu destekleyip cesaretlendirseydi o da Zeynep gibi olacaktı.
Ancak gerçek
tam da böyle değildir. Zeynep için de yeni bir durum söz konusudur ve hiç
kimseyi tanımamaktadır. O da Hakan kadar gergin ve sinirlidir. Ancak kaçınmak
yerine başkalarıyla ilişkiler kurmayı tercih etmiştir. Bu, onun kendini
rahatlatma ve yeni durumla baş etme yöntemidir.
O halde Zeynep
ile Hakan arasındaki en temel fark, yeni bir durum karşısında kullandıkları
stratejilerin farklılığıdır. Birisi ilişki kurmaktan kaçınırken diğeri ilişki
kurmaya yönlenmektedir. Bir kere bu tercih yapıldıktan sonra kimin bu
toplantıdan kendini geliştirmiş ve memnun, kimin ise kendisiyle ilgili olumsuz
bir imaj geliştirmiş olarak ayrılacağı bellidir.
Zeynep kendini
iyi hissetmek için yapabildiği kadar “açık” ve “doğal” olmayı seçmiştir.
Gerginliğini saklamakla uğraşmamış, tam tersine gerginliğini eyleme
dönüştürmeyi başarmıştır. Hatta gerginliğinden Hakan ile bir konuşma başlatarak
yararlanmıştır. Başkalarını etkilemek gibi bir niyeti yoktur. Bu yeni durumdan
sadece yeni insanlar tanımak ve grup ile beraber çalışmayı öğrenmek için
yararlanmak istemektedir. Böyle amaçlarla büyük olasılıkla başaracaktır.
Hakan ise
başkalarını etkileyecek parlak fikirleri olmadıkça susmayı ve gerginliğini
gizlemeyi seçmiştir. Bu tercihi yaparak kendisini başarısızlığa mahkum etmiş
görünmektedir. Çünkü takındığı bu tutumlar gerçekdışıdır ve kendisini saklama
taktiği onu bloke edecektir.
Eğitimin Etkisi
Hakan,
Zeynep’in kendine olan güvenini geçirdiği mutlu çocukluğa bağlamakta haklı
mıdır? Bir ölçüde evet. Neticede ebeveynleri tarafından sevilen, saygı duyulan
ve önemsenen bir çocuğun kendine güven konusunda iyi bir başlangıç yaptığı
kesindir. Ancak kendine güven konusunda ailelerin bu tutumunun tek etken
olduğunu söyleyemeyiz.
Çoğunlukla
aileler, çocuklarını başarısızlıktan ya da acıdan koruyarak onların kendilerini
geliştirmelerine engel olurlar. ”Yara almaman için sana yardım edeceğim” ya da
“senin yerine yapabilirim” tarzı yaklaşımlar, kendine güven konusunda atılması
gereken tohumları öldürebilir. Bu yaklaşımlar özellikle iki açıdan zararlıdır:
1-
Çocuğun
kendisini yetersiz bir birey olarak algılamasına yol açar.
2-
Çocuklar
”başarısızlığın”, amacına ulaşmak için güçlük çekmenin ya da kendini kötü
hissetmenin dayanılamaz, katlanılamaz olduğuna inanırlar. Bu nokta ilkinden
daha önemlidir. Çünkü ileride telafisi daha zordur.
Kendine güveni zedeleyen bir başka yaklaşım da ”çocuğa
fazla katlanmaktır”. Bunu yapmanın iki yolu vardır:
1-
Her
şeyi hiç ayırmadan onaylamak,
2-
Her
zaman performansının en üst seviyesine ulaşması için çocuğu cesaretlendirmek.
Birinci durumda çocuk, hayatında başarısızlığa yer
olmadığını öğrenir. Her şeyi hiç çaba göstermeden başarmalıdır ve başarısızlık
kabul edilemez bir durum olarak algılanır. Bu durumda çocuk, kendilik imajını
algılamada gerçekçi davranamaz. Güçlü ve güçsüz yanlarını, başarılı ya da
başarısız olduğu durumları ayırt etme yeteneği gelişemez.
İkinci durumda başarısızlık korkusu, çocuğu bloke eder.
Çocuk içgüdüsel olarak yaşayacağı bir başarısızlığın ailesi için tolere edilemeyecek bir durum olduğunu hisseder. Ailesinin
hayallerini yıkmamak adına neye mal olursa olsun başarmak amacındadır. Dahası
ailesinin sevgisini kaybetmemek için yaşıtlarından üstün olması gerektiğine
inanır.
Bu açıklamalar kendine güven eksikliğini tanımlamakta
yetersizdir. Çocukluk dönemleri elbette ki çok önemlidir. Ancak bir yetişkine
kendine güven kazandırmada ya da o güveni zedelemede tek etken değildirler. O
nedenle geçirdiği mutlu çocukluk dönemi nedeniyle Zeynep’in kendine güven
geliştirdiğini düşünen Hakan haksızdır. Neticede kendi hareket tarzımız ve tutumumuz
en önemli etkenlerdir. Her ikisi de bu yeni durumdan, kullandıkları hareket
tarzlarına göre farklı güven seviyeleri geliştirerek çıkacaklardır. Bunu daha
iyi anlayabilmek için kendine güven ile ilgili daha çok bilgiye ihtiyacımız
var.
Kendine güven 5 temel özelliğe sahiptir:
1-
Öngörü:
Kendine güven her zaman bir öngörüdür. Doğuştan gelen bir özellik değildir.
Güven ilk önce zihinde başlar ya da var olur. Kişi bir öngörü yapar, gelecekte
aniden karşılaşabileceği şeyleri öngörür. Kendine güvenen bir insanı dışarıdan
gözlemlediğimizde gördüğümüzün tersine, bir kesinlik değil bir öngörü söz
konusudur.
2-
Gerçekçi:
Her zaman sanılanın tam tersine sonsuza dek ya da körü körüne bir güven söz
konusu değildir. Kendine güven gerçekçidir. Kişinin gerçek deneyim ya da
yaşantılarının birikmesiyle oluşur. Yoksa bu güven, tehlikeli olabilir ve ciddi
başarısızlıklara götürür. Allahtan geçmişte elde ettiğimiz sonuçlar (olumlu ya
da olumsuz olmalarına göre) bizi gelecekte neyin beklediğini kurgulamamıza
(öngörmemize) yol açar.
3-
Yeterli
kaynaklar: Yeni bir görev üstlenen ya da bilinmeyen bir durumla karşılaşan bir
kişi, elde edeceği sonuçları tahmin edemez. Eğer gerçekçiyse birçok durumun
varılacak sonuçları etkileyeceğini düşünür. Kendine güven, sonuçları öngörmeye
kadar gidemez: kişinin gerçekçi bir biçimde öngörebileceği, yeni durumla baş
edebileceği kaynaklarının var olduğudur. Kendisini yarı yolda bırakmayacak
çözümler bulabileceği inancı öngörülebilir. Kişi, amaçlarına ulaşıp
ulaşmayacağını bilemez ancak en iyisini yapmak için uygun yol ya da yöntemler
bulacağına inanır.
4-
Özel
bir alanda: Yapılan tüm öngörüler, özel bir alana işaret etmelidir: Kayakçı
olarak kendime güvenim olabilir ama tenisçi olarak değil. Her iki alanda
yaşamış olduğum deneyimlerin birikimi en önemli kriterdir: bir eş olarak
kendime güvenim olabilir ancak ebeveyn olarak değil.
Dıştan bakıldığında kendine güven genel bir durum olarak
görülür ancak belli bir alana özgüdür. Örneğin; Hakan’ın bir grup üyesi olarak
kendine güvenmediği açıktır ancak bir baba olarak çocuklarını iyi yetiştireceği
konusunda kendine güveni tam olabilir. Her şey bu alanla ilgili deneyimlerimize
ve bunlardan çıkardığımız sonuçlara bağlıdır.
5-
Geçici:
Son olarak kendine güvenin sonsuza dek kazanılmadığını eklemek gerekir.
Geçicidir çünkü gerçekçidir. Eğer birkaç yıl tenis oynamazsam bu alandaki
güvenim sarsılabilir. Şüphesiz kaybettiğim yeteneğimi tekrar kazanabileceğime
dair güvenim tamdır ama deneyimlerimle bu yeteneğimi tekrar kazanmam için
düzenli olarak tenis oynamam gerektiğini bilirim.
Kendine Güven Nasıl
Oluşturulur?
Yaşantıların
birikmesi
Yeni bir durum
söz konusu olduğunda güvensizlik yaşarız. Bizi tam olarak neyin beklediğini ve
bu yeni duruma nasıl uyum gösterebileceğimizi bilemeyiz. Gene de bu özel alanla
ilgili kendimize güvenimiz olabilir ancak tuzaklarını düşünmeden bu alana
kendimizi atmak tehlikelidir.
Bu alanla
ilgili diğer kişilerin kendine güvenleri daha fazla olabilir çünkü
alışmışlardır, tehlikelerini ölçüp biçmişlerdir ve genellikle bu alanda ne olup
bittiğini bilmektedirler. Ayrıca bu alanla ilgili karşılaşabilecekleri birçok
durumla nasıl baş edebileceklerini de bilirler. Duruma uygun yollar
bulabileceklerini öngörebilirler.
Kısacası bir
alanla ilgili tecrübe edinmek ve bu alanda aktif olmak çok önemlidir.
Sonuçlara Değer
Biçme
Tecrübe
biriktirmenin yanı sıra bu tecrübelerden dersler çıkarmak da son derece
önemlidir. Yoksa sonsuza dek sadece aynı hataları yapar dururuz.
Başarısızlıklarımıza
değer biçerek, onları anlamlandırarak, nedenlerini anlayabiliriz. Hatalarımızı
bir kez anladığımızda onları, farklı davranarak düzeltebiliriz. Bu anlayışa
ulaşmadan istenilen çözüme ulaşmak tesadüflere kalmıştır.
Ancak bazen
daha iyi sonuçlar vereceğini umduğumuz farklı davranış şekillerini seçmek kolay
olmayabilir. Bu açıdan bakıldığında aynı hataları tekrarlama eğilimimiz
şaşırtıcı değildir: çocuklarımla sürekli iletişim sorunları yaşıyordum, ta ki
bir arkadaşım onları hiç dinlemediğimi ve çabuk sinirlendiğimi söyleyene dek. O
andan itibaren davranış tarzımı değiştirdim (artık onları daha çok dinliyorum
ve çabuk sinirlenmemeye çaba sarf ediyorum). Bu yeni tarzımı otomatik hale
getirmeyi başarmam iyi sonuçları da beraberinde getirdi.
Hesaplanmış Riskler
Bazıları
yüzmeyi öğrenmenin en iyi yolu kendini suya atmaktır derler. Maalesef bunu
yapanlar fena halde ıslandıkları gibi boğulma tehlikesiyle de yüz yüze
gelebilirler. Dolayısıyla yaşadığımız deneyim kendimize güvenimizi azaltmamalı,
arttırmalıdır.
Deneyimlerimizin kendimize duyduğumuz güveni geliştirmesi için en etkili
strateji, aldığımız riskleri seçmektir. Başka bir deyişle tolere
edebileceğimiz riskleri almak gerekir.
Son olarak çok
fazla kendimizi sınırlandırmadan risk almak ama bizi çok zorlayacak durumlara
da körü körüne atılmamak uygun olur diyebiliriz.
Hakan’ın bu
yazıyı okuduğunu düşünelim. Kendine güven azlığının geçici olduğunu
düşünebilir. Kendine güvenini arttırmak üzere ikinci çalışma grubu toplantısından
yararlanabileceğini düşünür. Zeynep’in kullandığı ve kendisinin de
başarabileceğini düşündüğü bir şeyi gözlemler: Zeynep doğrudan doğruya
insanlarla ilişkiye girmektedir. Kendisi de bunu yapmayı istemektedir ancak
alışık olmadığı için beceriksiz davranmaktan korkmaktadır.
Sonunda
kendinden nispeten daha emin olabileceği durumlarda denemeler yapmaya ve
böylece ikinci toplantıya hazırlanmaya karar verir. Bu amaçla işyerindeki
arkadaşlarından yararlanmayı düşünür. Arkadaşlarıyla kendi inisiyatifiyle
ilişki kurmaya karar verir: bir gazete haberiyle ilgili kısa bir konuşma
başlatma, işle ilgili sorular sorma, bir durum karşısında kişisel tepkisini
ifade etme, asansörde merhabalaşma gibi. Hakan karşılıklı ilişkiyi sağlayan
inisiyatif alma alışkanlığını kazanmak istemektedir.
Aşağı yukarı
bir hafta sonra Hakan’a bunlar basit gelmeye başlamıştır. Bu davranışlar, artık
neredeyse doğal olmuştur ve arkadaşları ile ilişkileri daha ilginç bir hal
almıştır; eskiden yalnız kalmayı tercih ederken şimdi onlarla konuşmak için
istek duymaktadır. Hakan ikinci toplantıya bir ay kala insanlarla ilişki kurma
sanatını geliştirmenin başka yollarını aramaya başlar. İki olasılık tespit
eder: ekip şefine yaklaşmak ya da yeterince tanımadığı insanlara yaklaşmak. Ekip
şefiyle başlamaya karar verir. Çünkü geçerli bir neden olmaksızın başkalarıyla
konuşmak yerine ekip şefiyle iletişimi geliştirmek daha doğal görünür. İki
hafta boyunca her gün bir şekilde şefiyle iletişime geçer; onu selamlar, nasıl
olduğunu sorar vs. Ancak daha fazlasını istemektedir. 12 gün sonra, iki yıldır
kendisini meşgul eden bir sorunu konuşmak için ekip şefinden randevu istemeye
karar verir.
Ve böylece
düzenli olarak yaptığı alıştırmalar (zorluk seviyesini gitgide arttırarak)
sayesinde amacına doğru yol alır. Aldığı olumlu sonuçlar, Hakan’ı yeni
yöntemler deneme konusunda isteklendirir. Hatta işe gidip gelirken metroyu
kullanmaya başlar; geçerli bir nedeni yokken yabancılarla konuşup
konuşamayacağını görmek ister. Bu deneyimden de yüzünün akıyla çıkar. Eskiden
böyle durumlarda başını yerden kaldıramayan Hakan, iki kişiyle bir gece önceki
maçtan konuşur, göz göze geldiği güzel bir kadına gülümser.
Sıra ikinci
toplantı için hazırlığa gelir. Her grup üyesiyle onların hoşuna gidecek bir
ilişki kurabilirse, grup çalışmalarına katılımının daha kolay olacağını
düşünür. Bu amaçla önceden, her grup üyesine söyleyebileceği bir şeyler
tasarlar. Bunları, kendi kendine yüksek sesle tekrarlar. Böylece toplantıda
kendisini gergin ve kötü hissetmesi olasılığına karşı bir tedbir almıştır. En
azından her biri için söyleyebileceği geçerli bir şeyleri vardır.
Toplantı günü
gene de Hakan’ın gergin olduğunu tahmin edersiniz. Salona erken gelir ve daha
önce gelmiş olan üç kişiyle konuşma fırsatı bulur. Kurduğu bu ilişkilerden
aldığı cesaretle toplantı sırasında kendisini oldukça iyi hisseder. Özellikle
bu üç kişiden birine yönelerek bir konu hakkındaki fikrini söyler. Daha sonra
istediği gibi fikrini geliştiremese de bu durum onu mutlu eder. Cesaret etmiş
olmaktan, içinden yavaş yavaş yükselen güven
duygusunun varlığından dolayı çok mutludur.
Gelecek
toplantının bir an önce olmasını ister. Çünkü öğrenmeye devam edecektir.
Sonuç
Deneyim
kazanmaya karar verdiği için Hakan, kendisini güvenini arttırabileceği
durumlara (ortamlara) sokmuştur.
Seçtiği
zorlukların derecesini gitgide arttırdığı için kendine olan güveninin hızla
geliştiğini görmüştür (bu şansı kendisine tanımıştır).
Deneyimleri
üzerine düşündüğü, başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini anladığı için
insanlarla olan ilişkileri gelişmiştir.
Figen Nas
Sağlam
Psikolog