Kıskançlık
21 Nisan 2010 Çarşamba
Monte Kristo Kontu (1,2)
Edmond Dantes, Akdeniz'de bir
ticaret gemisinde 2. kaptan olarak çalışır. Seferden geri dönerken kaptan
hastalanır ve ölür. Dantes geminin kaptanı olur.
Kaptanları hastalığı sırasında eğer kendisine bir
şey olursa, Dantes'den Elbe
Adası'na uğramasını ve kendisinin yapacağı işleri tamamlamasını ister. Dantes kaptanın ölüm döşeğindeki son isteğini karşılamakta
tereddüt etmez. O zamanlar Napoleon Elbe adasında sürgündedir. Elbe
adası Napoleon taraftarlığı ile bilinir. Dantes bu adaya gider ve kaptanın isteklerini yapar.
Tecrübeden yoksun olmasına rağmen gemisini Marsilya
limanına demirlemeyi başaran Dantes, kendisini büyük
bir özlemle bekleyen babasına ve nişanlısına kavuşmak için sabırsızlanmaktadır.
Geminin sahibi, Dantes’in
patronu Bay Morrel’dir. Morrel
gemi kaptanının başına neler geldiğini öğrenir. Bu zor durumda bile başarılı olan
Dantes’e çok iyi bir iş teklifinde bulunur. Dantes muhtemelen bir sonraki seferde geminin kaptanı
olacaktır. Yıllardır maddi sorunlar yaşayan ve evlilik planları yapan Dantes ve nişanlısı bu habere çok sevinir.
Dantes yıllardır, Katalan bir ailenin kızı olan
Mercedes'i sevmektedir. Mercedes de onun bu ilgisine karşılık vermektedir ancak
kardeş bildiği amcasının oğlu Fernand onları kıskanmaktadır.
Dantes'nin gemisinde çalışan bir muhasebeci olan Danglars, yolda aralarında çıkan bir tartışma yüzünden Dantes'den nefret etmektedir.
Danglars gemilerinin Elbe adasına
çıkışının sebebini çok iyi bildiği halde, bunun arkasında başka şeyler varmış
gibi patronu Morrel'e anlatır ve ona Dantes'nin adadan Paris'e teslim etmek için aldığı bir
mektuptan söz eder.
Danglars ve Fernand birleşerek Dantes’e tuzak kurarlar. Dantes’i
Kraliyet düşmanı ve Bonapartçı olarak suçlarlar
Dantes yıllardır beklediği düğününün olduğu akşam,
anlamını tam olarak çözemediği bir iftiranın pençesinde, kendisini savcının
karşısında, krala karşı Napoleoncularla işbirliği yapmakla
suçlanıyorken bulur.
Savcı, Elbe Adası'nda
sürgünde olan imparatorun destekçilerinin Paris'e yolladıkları bir mektuptan
söz etmektedir.
Tek suçunun "kaptanının son isteğini yerine
getirmek için Elbe'ye gitmek" olduğunu söyleyen Dantes, savcıya tüm bildiklerini anlatır.
Elbe'de bizzat Napoleon'la
görüşmüş ve imparatorun adamlarından, Paris'teki arkadaşlarına teslim edilmek
üzere, bir mektup almıştır. Mektubu aynen savcıya teslim eder.
Savcı, eski bir Napoleon
destekçisinin oğlu olan Villefort'tur. Savcı artık
Kral'a hizmet etmektedir. Babasının Napoleon’u
desteklemesi savcının üzerinde utanç duyduğu izler bırakmıştır. Savcının ve
babasının farklı siyasi tercihleri olmuştur. Dantes'in
verdiği mektup, yakında Kral'a karşı ayaklanma başlatacak olan Napoleoncuların planlarını içermektedir. Savcı bunu gidip
bizzat Kral'a söyleyerek Kralın güvenini kazanmak ve bu sayede kariyerinde
ilerlemek istemektedir.
Mektupta savcının babasının adı geçer. Savcı kendi
babasının adının geçtiği bu mektubu Krala teslim edemeyecektir. Dolayısıyla, Dantes'den onu sorgulayacak olanlara asla mektuptan söz
etmemesini ve yakında kendisini bu beladan kurtaracağına söyleyerek Dantes’i kandırır. Dantes’i İf Şatosu denilen bir adaya hapseder.
Önceleri savcının kendisine vereceği sözü tutarak, İf'teki günlerinin kısa olduğunu düşünen Dantes, adada tam 14 yıl boyunca kalacaktır. Bu sürede, Napoleon üç aylık kısa bir dönemin ardından Kral'a karşı
kaybedecek ve bütün iddialarından vazgeçerek ölecektir.
İmparatorun kısa iktidarında da Dantes
hapishaneden kurtulamaz. Babası imparatorun destekçisi olan Villefort,
bu dönemde de gücünden bir şey kaybetmez. Dantes'ye
tüm bu olanlardan sonra bile destek vermeyi sürdüren patronu Morrel ve Mercedes tüm çabalarına rağmen, onu hapsolduğu
adadan kurtaramazlar.
İf adasındaki hapishanede Dantes,
Abbe Faria adlı bir
bilge-din görevlisi ile tanışır. Gerçek hayatta (romanın dışında) Abbe Faria diye bir Katolik rahip
vardır. Alexandre Dumas bu
karakteri romanına uyarlamıştır. Gerçek hayatta Abbe Faria 1797 yılında İf şatosuna
kapatılmıştır. Ama oradan sağ salim çıkıp Parise geri
dönmüştür (4).
Romanda Abbe Faria, Dantes'in hocalığını
yaparak ona pek çok şey öğretir. Hazinesini ona bırakarak Dantes’in,
Kont Monte Kristo olmasını sağlar.
Abbe Faria 'da tıpkı Dantes gibi haksız yere hapse atılmıştır. O da hapishaneden
kurtulmak için elinden geleni yapmıştır. Hatta gizli hazinesini bile açıklayıp,
gardiyanlara bundan pay vaat etmiştir. Fakat ona kimse inanmaz ve deli yerine
koyarlar.
Abbe Faria ile hücrede
geçirdiği zamanlar saf, tecrübesiz Dantes için adeta
bir okul olmuş, hayatı, onun gerçeklerini tanımasında mühim rol oynamıştır. Bu
uzun süren dostluktan sonra yaşlı Abbe Faria bir gün hastalanır ve ölür.
Bir denizin ortasındaki şatodan yapılmış hapishanede
ölüler çuvala konularak denize atılmaktadır. Dantes’in
aklına basit ama etkili bir fikir gelir. Abbe Faria yerine çuvalın içine Dantes
girecektir. Gardiyanlar yaşlı adamın cesedini denize attıklarını sanacaklar,
ama denize atılan kişi Dantes olacaktır.
Denize atılan Dantes'i
bir kaçakçı gemisi bulur ve gemilerine alırlar. Kaçakçı gemisinde kendine güven
duyulmasını sağlar ve ona duyulan bu itimatla zaman zaman
sözünü de dinletir. Gemisi batmış bir kaptan olduğunu söyler. Denizcilik
bilgileri çok iyi olduğu için ona inanırlar.
Bu arada Dantes Mercedes'i
nikâh masasında bırakmıştı. Mercedes, nişanlısı gelmeyince, bir yolunu bulur ve
kraliyet başsavcısı muavini Wilfor'a ulaşır. Nişanlısının
ahvalini sorar. Wilfor'sa çıkarları uğruna yalan
söyleyerek Dantes'in bir kraliyet düşmanı ve Bonapartçı olduğunu söyler. Mercedes de çaresiz bir şekilde
evine döner.
Faria ölmeden önce kendisine Monte Kristo
adasında çok büyük bir hazinesinin var olduğunu söylemiş ve yerini de
belirtmiştir. Dantes de şimdi oraya gitmek için
gemidekileri, bir yolunu bulup ikna eder. Buraya gelince bacağı kırılmış gibi
yaparak adada kalmak ister. En sonunda buna gemidekileri ikna eden Dantes, burada kalır.
Yaptığı araştırmalardan sonra hazinenin yerini
bulur ve hazineyi alır. Dantes artık bu hazine
sayesinde, istediği her yere gidebilecek, her şeyi yapabilecektir. En önemlisi
de onu bu duruma düşürenlerden öcünü
alabilecektir. Dantes hazineyi elde edince, adı
da artık Kont Monte Kristo'dur. Dantes
zaten kaçakçı gemisine ilk çıkışından itibaren farklı isimler kullanacaktır.
Dantes ilk olarak babasının evine gider. Onun öldüğünü öğrenir.
Nişanlısı Mercedes ise ortada yoktur. Burada kendisini Lord
Vilmor olarak tanıtır.
Daha sonra eski düşmanları Danglars,
Fernand ve onu suçsuz olduğunu bile bile hapse attıran Kraliyet savcı muavini Wilfor'u bulup kazandığı hazine sayesinde onlardan öcünü
almak için uğraşır.
Bu arada ise eski patronu Mösyö Morrel
iflas etmiş zor bir duruma düşmüştür. Hapse girince ona yardımcı olmak için
uğraşan patronuna o da bu durumda yardım eder.
Monte Kristo sonuçta
bütün düşmanlarından teker teker öcünü alır
Masumiyet
Romanda, Dantes “masum”
bir insan olarak tasvir edilmiştir. Dantes bir
geminin kaptanlığını yapacak kadar sosyal yeterliliği olan bir insandır.
O dönemde Fransa’da büyük bir iktidar kavgası
vardır. Bir tarafta Kralcılar bir tarafta Napoleoncular
birbirleri ile çekişirler. Dantes’in bu büyük siyasi
gerilimi bilmemesi söz konusu olamaz. Romana göre Dantes
bir suç işlememiştir. Dantes Napoleon’la
görüşmüş ve ondan bir mektup almıştır. Buna rağmen Dantes
masumdur.
Ama objektif olarak bakıldığında Dantes’in bir “suç” işlediğinin farkında olmasını bekleriz.
Dantes için, kendi babası, gemi kaptanı, Bay Morrel ve Abbe Faria “iyi baba”
modelleridir.
Fernand, Danglars, Villefort “kötü
insanlardır”.
Bu üç kötü adamı Dantes
saflığından (masumiyeti) dolayı yanlış değerlendirir.
Dantes’in bir gemi kaptanı olacak yeterliliği vardır. Ancak
ruhsal masumiyetine bakılırsa olgunlaşma yaşı küçüktür. İyi adam ve kötü adamı
bir birinden ayıramaz.
İyi baba kötü baba
İyi babayı kötü babadan ayırmak, Dantes’i olgunlaştıracak ve güç sahibi yapacaktır. Dünyada
kötü insanların olduğunu acı bir tecrübe ile öğrenecektir.
Romanda kariyerler (mevkiler) el değiştirir.
Dantes birinci kaptanın yerine geçer.
Napoleon Kralın yerine geçer.
Villefort ise babasının yerine geçer.
Bu üç ilişkide, iktidarı olan otoriter erkeğin,
ikinci adam (çocuk) tarafından iktidarının elinden alınışı vardır.
Kaptanın ölmesi Dantes’in
bilinç dışı arzusudur. Baba sembolü öldüğü için Dantes babanın yerini alabilir. Kaptan olabilir. Artık
gemiyi yönetmesi için önünde bir engel kalmamıştır.
Ama bu bilinç dışı arzusunun bir cezası vardır.
Napoleon da Dantes gibi Fransa
“Gemisinin” kaptanlığını ele geçirmek ister. Ama Napoeon’un
iktidarı ele geçirme arzusu Dantes gibi bilinçdışı
(farkında olmadan) değildir. Açıkça ve planlı bir şekilde iktidarı ele geçirmek
ister.
Dantes’in romanda bu kadar masum gösterilmesinin nedeni
babayı “öldürme” arzusunun üzerini kapatabilmek
içindir.
Babayı öldürme arzusu “Kralı öldürme arzusu” (Kralı
iktidarından etme) şekline bürünür.
Kötü babayı öldürmenin dayanılmaz cazibesi
Kötü baba ve iyi baba temelde aynı (bir) baba
imajından türer. Oğul babayı öldürme arzusunu direkt ifade edemez, vicdanı ve
sevgisi buna müsaade etmez. Babayı öldürme arzusu kılık değiştirir. Kötü adam
veya “kötü baba” imajı üzerinden kendi babasını öldürmeyi arzular. Böylece oğul
çok derindeki babayı öldürme arzusunu gerçekleştirir.
Bu sembolik öldürme eylemi, genç ergeni erişkin,
iktidar sahibi bir insan yapar. Bazı kültürlerde bir adamı veya güçlü bir
hayvanı öldürmek “erkekliğin ispatı” için gereklidir.
Fernand, Dantes’in âmâcısının
oğludur. Amcanın oğlu, Amca ve baba üzerinden bir “geçişme” (iletme) özelliği
gösterir. Hamlet’in amcasının Hamlet’in
babasını öldürdüğünü hatırlayalım. Hamlet’in amcasını
öldürme arzusu, aynı zamanda kendi babasını sembolik olarak öldürme arzusudur.
Amcasını öldürürse Hamlet Kral olacaktır.
İyilerin ve kötülerin savaşı
Savcı Villefort’un babası
Napoleoncudur.
Napoleon, Dantes, Bay Morrel, Savcının babası iyiliği romantizmi ve masumiyeti
sembolize eder.
Fernand, Danglars, Villefort ve Kral ise, rasyonel (duygusuz) akılcılığı,
bencilliği, kötülüğü, iktidar hırsını, entrikacılığı sembolize eder.
Bu kötü insanlar, iyi insanlara karşı haince
planlar yaparlar.
Bir kadın bütün krallığı etkiledi
Bütün bu çekişmenin odak noktasında “güzel bir
kadın” vardır. Dantes’in başına bu belaların
gelmesine amcasının oğlu neden olur. Amcasının oğlu Mercedes’i sevmektedir.
Mercedes’in Dantes’le değil kendisi ile evlenmesini
ister.
Amcasının oğlu “hastalıklı bir kıskançlık”
duygusuna sahiptir.
Kıskançlık, Crabb’e göre,
“nesnesine bağlı olarak, soylu ya da aşağılık bir duygu olabilir. Soylu
kıskançlık, korkuyla bilenmiş bir rekabettir. Aşağılık kıskançlık ise korkunun
körüklediği açgözlülüktür”.(3)
“Ben babamın kendisiyim”
Dantes’i iktidara (güçlü bir erkek olmaya) götüren Abbe Faria’nın hazinesidir.
Dantes ölen Abbe Faria’nın cesedini çuvaldan çıkarır. Kendi bedenini çuvala
sokar. Romanın en önemli sembolik anlatımı bu noktada gerçekleşir. Baba
sembolünün cesedinin yerini oğlun yaşayan-canlı bedeni alır. Baba sembolünün
ölüsü (cesedi) oğlu hapisten kurtarır. Bu babanın sembolik ölümünün
bilinçdışında “arzulandığının” bir başka kanıtıdır.
Baba sembolü ile yer değiştiren oğul, boyun eğen,
vicdan sahibi iyi baba ile iyi ilişkiler kuracaktır.
Baba sembolü iktidara karşı bir tehlike
oluşturduğunda ise onunla savaşacaktır.
Kıskançlık haset ve açgözlülük
Kıskançlık üç kişi arasında yaşanan bir duygudur. Fernand, Dantes’i kıskanır. Bu
iki adam da Mercedes’i severler. İki adam birbirleri ile özdeşleşir. Sevgi
nesnesi olarak aynı kadını seçerler ve bu kadın için rekabet ederler.
Haset ise kıskançlığın daha arkaik bir şeklidir.
Bütün bu duygular hepimizin ruhunda şu veya bu
şekilde bulunur.
Haset iki kişi arasında yaşanır. Haset duyan kişi,
haset duyulan kişi ile özdeşleşir.
Örneğin, Bayan A uzun boylu olduğu ve sesi güzel
olduğu için Bayan B yi “kıskanabilir”. Bu kıskançlık
duygusunun takıntı düzeyinde ve yoğun bir şekilde yaşandığını düşünelim. O
zaman bu duyguya “haset” diyebiliriz.
Haset duygusu kıskançlığa göre daha fazla yıkıcı
(negatif) öğe içerir.
Kıskançlık anne baba çocuk ilişkisine gönderme
yapan bir duygudur.
Haset ise anne ve çocuk ilişkisine gönderme yapan
(baba öncesi) bir duygudur.
Kıskançlık cinsel-aşkın çekirdeğinde olan bir
duygudur.
Haset anne-bebek ilişkisinin çekirdeğinde olan bir
duygudur.
Melanie Klein,
haset, açgözlülük ve kıskançlığı şöyle anlatıyor: (3)
Haset, arzulanan bir şeyin başka birine ait olduğu
ve bize değil de ona haz verdiği inancının yol açtığı kızgın bir duygudur;
Hasetli itki (etkilenme), o istenen şeyi sahibinden
çekip almaya ya da bozmaya, kirletmeye yönelir. Haset öznenin sadece bir
kişiyle olan ilişkisiyle ilgilidir ve kökeni anneyle o herkesi dışlayan en eski
ilişkide yatıyordur.
Kıskançlık da hasede dayanır. Ama öznenin en az iki
kişiyle ilişki içinde olmasını gerektirir. Özne, kendi hakkı olan sevginin
rakibi tarafından elinden alındığına ya da alınma tehlikesiyle karşı karşıya
bulunduğuna inanıyordur.
Açgözlülük özneyi sürekli uyaran ama doyurulması
imkânsız bir istektir. Hem öznenin ihtiyacında hem de nesnenin verebileceğinden
fazlasına yönelen bir istek. Açgözlülük, bilinçdışında memeyi boşaltmaya,
kurutuncaya kadar emip tüketmeye ve tümüyle yutmaya yönelir. Başka bir deyişle,
amacı yıkıcı içe yansıtmadır. Oysa haset sadece böyle bir gaspla sınırlı kalmaz.
Aynı zamda anneye ve öncelikle memesine kötülük yapmak, kötü dışkıları ve
benliğin kötü parçalarını anneye ve memesine yerleştirmek ister. Bunun anlamı
annenin yaratıcılığının bozulması tahrip edilmesidir.
Açgözlülük içe yansıtma ile
Haset yansıtma ile ilgilidir.
Dr.Kubilay Boğoçlu
Psikiyatri Uzmanı
21 Nisan 2010 Çarşamba
1- tr.wikipedia.org
2- edebiyatsanat.com
3- Haset ve Şükran Melanie
Klein / Metis Yayınları/ Ötekini dinlemek dizisi
4-
en.wikipedia.org