Bayan H.’nin Laboratuvarı
Amerika’da
Psikiyatri Profesörü olan Otto F. Kernberg
aynı zamanda ünlü bir psikanalisttir.
Bu yazıda
“Saldırganlık” üzerine yazdığı kitaptan bir vaka örneğini bulacaksınız.
Uzun süren
bir analizde neler yapıldığı çoğu zaman merak konusudur. Bazı insanlar iki
kişinin, yani terapistin ve terapi alan kişinin, bir
odada boşuna zaman geçirdiğini düşünür. Yapılan faaliyetin bir işe
yaramadığını, aslında ortaya çıkan durumun terapiste
olan bir bağımlılıktan ibaret olduğunu söylerler. Çok uzun olmayan okunması
kolay bu yazıda bile aslında terapinin çok önemli bir
süreç olduğu anlaşılabiliyor. Terapideki temel amaç tamamlanmamış bir
aydınlama, kişinin teorik olarak kendisini tanıması, sonuç alınmamış bir
karşılıklı hoş-sohbet değildir. Kişi bir dönüşüm geçirdiğinde veya geçirmeye
karar verdiğinde bu süreç tamamlanacaktır.
İtalik
yazılar bana aittir. Bu yazıyı ilginç bulanların kitabın tamamını okumalarını
öneririm.
Otto Kernberg Sapıklıklarda ve Kişilik Bozukluklarında
Saldırganlık (Metis Yayınları)
Dr.Kubilay Boğoçlu
Otuz yaşlarındaki Bayan H, bir endüstriyel araştırma
laboratuarında uzman olarak çalışan bekâr bir kadındı. Şiddetli ve aniden
ortaya çıkan bir depresyon nedeniyle hastaneye yatmış ve ilaç tedavisine hızla
yanıt vermişti.
Bayan H, şişmanlığından ve erkeklerle iyi ilişkiler
kuramadığından da şikâyet ediyordu. Bu nedenlerden dolayı da psikiyatrik tedavi
almak istedi. Ayrıca madde bağımlılığı vardı. Otoyol ve köprülerde araba
kullanmak onun için korkutucu bir yaşantıydı. Aslında çekici bir kadındı ama balıketindeki
şişmanlığını abartacak elbiseler giyiyordu.
Erkeklerle ilişkilerinde, sadece erişemeyeceği
erkeklere ilgi duyuyordu.
Ama insanlarla iyi ilişkiler kurabiliyordu ve yakın
arkadaşları vardı.
Uzun süre duraksadıktan sonra, bir hastalık olarak ele
alabileceğimiz en ciddi yaşantısını itiraf etti. Laboratuvar
çalışmalarından çıkan sonuçları bilerek yanlış gösteriyordu. Daha sonra da bu
yanlışları ortaya çıkaracak bazı deneyler yapıyordu. Çok çalışıyordu. Geç
vakitlere kadar laboratuvarda kalıyordu. Kendi
saptırdığı sonuçların etkilerini gidermeye çalışıyordu. Bu yüzden işine olan
katkısı gözle görülür bir şekilde azalmıştı. Bayan H’nin laboratuvar
yaşantısının dışındaki diğer toplum karşıtı (anti-sosyal) eğilimlerini
sorgulayınca, önemli bir şey bulamadım. Yalnızca ergenliğinin ilk yıllarında
kısa bir dönem mağazalardan ufak tefek şeyler çalması dışında titizlik
derecesinde dürüst olduğu ortaya çıktı.
Bayan H nin tanımlamaları
(bir insanın nasıl biri olduğunu anlatması) ilginçti. Kendini anlatırken,
anlatımında çelişkiler ve karmaşıklıklar ortaya çıkıyordu. En yakın arkadaşları
ve akrabaları için de bu durum geçerliydi. Kimlik dağılması gösteriyordu
(kişinin kendini ve diğer insanları bir bütünlük içinde algılamaması). İlkel
savunma mekanizmaları ön plana çıkmıştı. Yakın cinsel ilişkilerinde karmaşık
duygular yaşıyordu...
Mazoşist ve çocuksu özellikler gösteriyordu. İlişkiye
girdiği insanlarla derinlemesine ilişkiler kurabiliyordu. Laboratuvar
belirtisi dışında başka bir hastalıklı belirtisi olmadığı için ve ben
zayıflığının sıra dışı belirtilerini göstermediği için psikanalitik
tedaviyi denemeye karar verdim.
Bayan H, ana-babası ve iki kız kardeşine ilişkin
gerçekçi bir tablo çizmekte çok zorlanıyordu. Babasını uzak ve erişilmez, bir
yandan soğuk ve içedönük, diğer yandan sıcak ve kedisiyle ilgili- hatta
neredeyse açıkça baştan çıkarıcı olarak tanımlıyordu. Tedavi sürecinde,
babasına yönelik kendi baştan çıkarıcı davranışlarını anımsadı. Analiz
başladıktan oldukça kısa bir süre sonra, aslında onun mu yoksa babasının mı
baştan çıkarıcı davranmış olduğunu bilemediğini anlamaya başladık.
Birkaç yıllık analız boyunca, neredeyse efsanevi bir
varlık olarak kalan annesine ilişkin bir imge oluşturmam olanaksızdı. Buna
karşın, anne figürünün işlevlerini üstlenmiş olan çok daha yaşlı bir teyze
imgesi tedavinin erken dönemlerinden itibaren belirginleşti. Bayan H
çocukluğunda bu sıcak, anlayışlı ve verici akrabasıyla olan ilişkisine özlem
duyduğunu ifade ediyordu.
Hasta ve terapist seanslar sonucu birbirlerine belli bir duygusal
bakış açısı ile ilişkiye girmeye başlarlar. Aslında bu bütün ilişkilerde
yaşanır. Bir kişi ile ilk tanıştığınız anı ve daha sonra ise bir yıl sonrayı
hatırlayın. Bu zaman boyunca iki tarafta pek çok değişik duygular yaşar,
karşılıklı belli bir ilişki tarzı oluşur. Bu sürecin terapideki
adı “aktarımdır”. Terapistin, terapi gören kişiye karşı olan duygu ve tutumlarının adı ise
“karşı aktarımdır”.
Bayan H aktarımında
uzun süreler aralıksız şekilde oedipal (olgun, duygusal rengi olgun olan yaşantılar )
yaşantılarını paylaştı. Görüşmelerde, benim tarafımdan baştan çıkarılma
korkuları ve arzularının giderek baba figürü olarak beni baştan çıkarma isteklerine
dönüştüğü, buna paralel olarak baştan çıkarıcılıktan duyduğu derin, bölünmüş
suçluluk duygularının açığa çıktığı ve bunun, yaşamındaki diğer erkeklerle
ilişkilerinde kendine zarar verici örüntülerle ifade edildiği ortaya çıkıyordu.
Terapi
ilerledikçe terapist ve terapi alan kişi arasında
karşılıklı yoğun bir etkileşim ortaya çıkmaya başlar. Terapi alan terapiste güven duyduğu oranda ifade edilmemiş yaşantılarını
terapiste ifade etmeye başlar. Bu gizli saklı yaşantılar saçma sapan evhamlar,
yanlış kurgular, çeşitli korkular vs vs olabilir.
Bunların terapiste ifade edilmesi iyi bir şeydir. İki
tarafta terapinin güvenli ortamında bu sorunlar
üzerinde çalışma olanağı bulur.
Oedipal çatışmalarında bilinçdışı, bastırılmış, pozitif oedipal özlemler ve bunlardan duyduğu suçluluk duygularını
içeren dinamik bir denge yoktu. Bunun yerine, analiz dışındaki erkeklerle
kurduğu iyi ilişkilerden doğan bilinçdışı suçluluk duygusunun harekete geçmesiyle,
analiz ortamındaki cinsel baştan çıkarıcılığı ve reddedilme korkularının
yarattığı çatışmaların doğrudan ifadesi arasında, eşzamanlı ve karşılıklı
olarak çözülmüş veya bölünmüş oedipal çatışmalar
ortaya çıkıyordu.
Kernberg, hastanın
bir yandan terapi dışındaki ortamda erkeklerle iyi
ilişkiler kurduğu, öte yandan ise bu ilişkilerin hastada cinsel içerikli
suçluluk duyguları yarattığını anlatıyor. Analiz ortamında bu yaşadığı
karmaşayı hasta sanki test ediyor. Terapistin karşısında ayartıcı bir rolde
olarak ne kadar suçlu olup olmadığını anlamaya çalışıyor. Bütün bunları
yaparken direkt bilinçli olarak yapmıyor. Ama terapiste bu şekilde davrandığı
için de ruhu ikinci kere karışıyor …
Birkaç ay sonra, bir tema belirdi ve giderek aktarımda
önemli bir yer almaya başladı. Bayan H, laboratuvarda
kendi işiyle bir şekilde bağlantılı işler yürüten Bayan X ten söz etmeye
başladı. X, hastanın çok çekici bulduğu ve aynı zamanda mesleğinde ciddi bir rakip
olarak gördüğü bir kadındı. Giderek X e karşı güçlü eşcinsel duygular
geliştirdi. Aynı zamanda X in kendi mesleğinde ilerlemek için onun fikirlerini
çalmaya çalıştığı yolunda yoğun korkuları vardı.
Bayan H nin X e yönelik
korkularının paranoid (aşırı şüpheci) bir niteliği
olduğunu düşündüm. X olağanüstü güçleri olan korkunç bir cadıydı ve hastanın
çalışmasını mahvederek, elektronik devreleri bozarak ve birçok şekilde zarar
vererek hastayı yok etmeye kendini adamıştı. Hastanın tüm bunları ne derece
gerçek, ne derece fantezi olarak algılandığını netleştirmeye çalıştığımda,
Bayan H anında benim tutumumdan ve niyetlerimden kuşkulandı. Benim X i tanıyor
olabileceğim ya da X in beni etkilemek için bana yanaşmış olduğu olasılıklarını
gözden geçirdi. Her durumda, Bayan H, X ile anlaşarak onun düşmanı haline gelebileceğim
düşüncesiyle, gerçekten kendini tehdit altında hissetmeye başlamıştı.
Tehdit edici, kindar bir oedipal
anne imgesinin Xe ve aktarımda bana yansıtılması
olasılığını ele aldım. Ancak burada ve şimdi ki paranoid
gelişmelerle hastanın geçmişinin önemli yanları arasında bir bağ kurmak
olanaksızdı.
Terapist
hastanın paranoid tutumu yüzünden zorlanmaya
başlıyor. Şu an gerçekleşen terapideki aşırı şüpheci-paranoid yaşantılarla hastanın geçmişi arasında bağ
kurmakta zorlanıyor.
Analizde uzun süreler boyunca, bazen haftalarca, sanki
Bayan H’nin hiç geçmişi ya da yapılandırıcı veya
yeniden yapılandırıcı bir yorum yapabileceğim kişisel bir öyküsü yokmuş gibi ve
sanki her şey X
ve benimle olan ilişkisinden ibaretmiş gibi durumlar yaşanıyordu.
Gerçekten de hastanın psikotik
(mantığını kaybetmiş, saçmalayabilir) olabileceğini düşündüğüm zamanlar oldu.
Aktarımdaki bu gelişmeleri hastanın geçmişiyle ilişkilendirme çabalarım
başarısızlığa uğradığı gibi, görüşmedeki karışıklığı da arttırıyordu. Öyle ki,
bazı görüşmelerde neler olup bittiğini anlama çabalarımı düşüncelerimin bir
bulamacına dönüştürmeye çalışan çılgın bir cadı tarafından tehdit ediliyormuşum
gibi hissediyordum.
Bion (1959) hastanın, kişiliğinin “psikotik”
parçasının bir ifadesi olarak, bir nesneyle diğer bir nesne arasında bağlantı
kurduğunu hissettiği her şeye yıkıcı saldırılarda bulunduğunu tanımlar. Durum
bu tanıma çok uyuyordu. Analiz ortamı tümüyle kaotik (karma karışık) bir hale
gelmişti ve Bayan H ye yönelik karşı aktarımımda (büyülendiğim yolundaki), onun
X ile ilişkisine dair anlattıklarını yaşamaya başlamıştım. Eşzamanlı olarak,
hem o hem de bir dereceye kadar ben, gerçekliği fanteziden ayırma yetisini
yitirmiştik.
Kernberg’in çeşitli
vakalarda anlattığı önemli bir yaşantı vardır. Terapist ve terapi
alan kişi iki kişilik bir dünya içinde birlikte “saçmalayabilirler”. Terapi
alan kişi, terapi ortamına ısrarla kendi yanlış
algılarını ve saçma yaşantılarını getirmeye başladığı zaman bir ölçüde terapist
de bu dünyanın parçası olur ve bir ölçüde o da bu saçma duyguları yaşamaya başlar.
Bu terapi açısından iyi bir şeydir aslında. Terapist
bu saçmalığı tamponlamayı başarıp terapi alan kişi ile
birlikte bu durumu yeniden gözde geçirmeyi başarırsa, mucizevi bir şey olur ve
saçmalayan kişi ilk defa bu saçma duygularla başa çıkabileceğini görmeye
anlamaya ve yaşamaya başlar.
Tedavide , “cadı avcılığı” nın
sona ermeyecek gibi durduğu, temel sorunun kimin avcı, kemin av olduğu “çılgın
zamanlar” la, Bayan H nin tipik nevrotik
bir hasta gibi davrandığı oedipal dönemler arasındaki
hızlı dönüşümlerin benim üzerimdeki akıl karıştırıcı etkilerini vurgulamak
isterim. Oedipal dönemlerinde (saçmalamaların daha az
olduğu dönemlerde) , Bayan H aktarım gelişmelerinin ışığında doyurucu çağrışımlar
yapıyor, pozitif oedipal aktarımını (daha olumlu
bulduğumuz aktarım) ve şimdi ve geçmişteki diğer insanlarla ilişkilerini
araştırıyordu.
Bu aktarım gelişmeleri aylar içinde netleştikten
sonra, Bayan H nin X in düşüncelerini çalmaya, işini ve
geleceğini mahvetmeye çalışan ve gücünü hastanın ona yönelik yoğun hayranlığı
ve çekiciliğinden alan deli bir “cadı” kadın olduğuna dair iç gerçekliğini, X
in gerçekten nasıl davrandığından bağımsız olarak, X e yansıtmış olduğunu
yorumlayabildim.
Bu noktada Kernberg önemli bir şey yapıyor. Terapi alan kişiye saçma
ve mantıksız düşündüğünü söylüyor. Ama bunu terapide
bir kişiye söyleyebilmeniz için onunla sevgi ve güven dolu bir ilişki kurmayı
başarmalısınız. Yoksa bu söyledikleriniz karışınızdaki insanı üzmekten başka
bir işe yaramaz. Zaten bu noktaya gelinmişse terapiden
sarsıcı ve büyük sonuçlar alınabilecektir artık.
Aynı “cadı” kadın, onu, laboratuvardaki
yaratıcı çalışmalarını bozmaya çalışıyordu. O noktada çok erken dönemlere
ilişkin anıları aklına gelmeye başladı. Bayan H annesini hem aşırı koruyucu,
hem de saldırgan olarak algılıyordu. Hastaya hükmediyor ve düşüncelerini
okuyordu. Kendi bedeni, hareketleri, konuşması ve niyetlerine artık
güvenemezdi, çünkü bunlar gerçekte annenin niyetlerini temsil ediyor
olabilirdi.
Hasta Bayan X
ve annesi arasında güçlü bir ilişki kuruyor. Ama annesine bu kadar olumsuz
duyguyu direkt yakıştıramadığı için bir ara özneyi (Bayan X i) bu duygularını
tamponlamak için kullanıyor. Hem annesine ilişkin duygularını yeniden yaşayarak
“içini döküyor” hem de annesine direk kötü bir şey söylememiş oluyor.
Bundan sonra, müdahaleci olmadan seven, kızını
saldırganca cezalandırmadan uzaklığa dayanabilen ideal annenin bölünmüş bir
imgesi olarak, idealleştirilmiş teyze figürü ortaya çıktı. Bayan H çocukluk yıllarında,
gerçekte veya fantezide, annesinin onun bağımsızlığına veya özerkliğine tahammül
edemediği algısıyla yaşamıştı. Otoyollarda veya köprülerde araba kullanma
korkusunun nedeni de artık berraklaşmıştı. Bu otoyolda veya köprüde yarışarak
kendisinden kaçmaya kalkıştığı için onu ölümle cezalandıracak bir anneye
yakalanma korkusuydu. Artık Bayan H nin annesiyle
ilişkisini benimle nasıl yinelediğini birlikte irdeleyebiliyorduk. Beni, hem
görüşmelerde, hem de işinde ona karışan, saldırgan cadı anne olarak algılıyor
ve bazen de farkında olmadan, onu anlamaya yönelik özerk yorumlarımı sürdürmemi
ve bağımsız düşünmemi engellemeye çalışarak, saldırgan anneyle özdeşleşiyordu.
Bayan H artık
kendini kavrayışında, mucizevî bir dönüşümün eşiğine gelmiştir. Aslında hiç
farkında olmadan yaşadığı bir yaşantıyı terapisti ile
birlikte zihninin derinliklerinden tutup çıkarmıştır. Bu yaşantı ona kişisel
“kurtuluşunun” anahtarını verecektir. Herhangi bir ilişkide birden karşısındaki
insanda müdahaleci annesini görüyor. O insana karşı (bir zamanlar annesine
karşı olduğu gibi) bir dizi duygusal refleks oluşturuyor. Bu basit ve karışık
mekanizmayı keşfetmek terapinin de başarılı olduğunu
gösteriyor.
Analizin ileri aşamalarında, kendi kendiliğini
onunkinden ayırt edemediği bir anneye içsel ve bilinçdışı boyun eğmesinin,
aktarımda oedipal suçluluğun, bilinçli oedipal fantezilerin ve isteklerin bölünmüş olan diğer
parçasının eyleme koyulmasının temsil ettiği açıklık kazandı. Artık Bayan H
bana yönelik cinsel fantezilerini ifade ederken daha fazla ketleniyordu.
Erkeklerle ilişkileri onu bilinçli şekilde daha fazla korkutuyordu. Analiz, oedipal çatışmaların ve hem anne hem de babaya yönelik zıt
duyguların değerlendirilmesi ve derinlemesine çalışılmasına dönüştü.