Takıntı
Hastalığı, Temizlik Hastalığı
(Obsesif Kompulsif Bozukluk)
25 Ağustos 2008 Pazartesi
Bay C mikrop bulaştığı ve kirlendiği için sürekli ellerini
yıkamaktadır. Duşta kaldığı süre uzamıştır. Bazen 45 dakika hatta bir saat
duştan çıkamamaktadır. Uzun uzun başına su
dökmektedir. Her su döktüğünde vücudunun herhangi bir yerine su değmediği
düşüncesiyle su dökme davranışını tekrar tekrar
yinelemektedir. Eğer her tarafına su değmez ise annesine kötü bir şey olacağına
dair bir inancı vardır. Her seferinde de “bu sefer her tarafıma su değecek”
diye düşünüp bir an önce banyodan çıkabilmeyi ummaktadır. En sonunda bir
şekilde kendisini ikna edip banyodan çıkmayı başarır. Banyoda kaldığı süreyi
hesapladığında 45–50 dakika olduğunu görür. Yine işe geç kalmıştır.
Bayan E AIDS virüsünün bulaşacağından korktuğu için
kimseyle tokalaşamamakta, dışarıda ellerini bir yere dokunduğunda hemen
ellerini yıkamak için uygun bir yer aramaktadır. Bir süre sonra mecbur
kalmadıkça evden çıkamaz olmuştur. Nasıl olduğunu tam olarak anlayamadığı bir
şekilde kendisine şırınga ile AIDS virüsünün enjekte edildiğini düşünmeye
başlamıştır. Bütün cesaretini toplayıp test yaptırmış ve AIDS olmadığı anlaşılmıştır.
Bayan E bu duruma sevinmiş; ama virüsten korunma çabalarına devam etmiş ve yine
AIDS virüsünün bulaştığını düşünmeye başlamıştır. Kaygısını
(anksiyetesini) azaltmak için bulaşmadığına
yönelik düşünceler üretmekte ama bu rahatlama kısa sürüp yine virüsün
bulaştığına inanmaktadır.
Bay D aklından annesi ile arasında
sanki cinsel bir ilişki olacakmış gibi düşünceler geçirmekte ve bu
düşüncelerden sürekli “tövbe” diyerek kurtulmaya çalışmaktadır. Abdest alırken istemeden
Tanrı’ya küfür ettiği için tekrar abdest almakta ve bu yineleyici davranış
yaklaşık yarım saat sürmektedir.
Bu vakalar, insanların günlük yaşamlarındaki
işlevselliğini, sosyal ilişkilerini, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen
ve kaygıyla ilgili bir hastalık olan obsesif kompulsif bozukluğun sadece üç örneğidir.
Obsesif kompulsif bozukluğu
(OKB) olan kişide sürekli zihnini meşgul eden, mantık dışı korkular ve
takıntılı düşünceler (obsesyon) vardır. Kişi bu
düşünceleri kafasından atmak ve rahatlamak için belli bir davranışı (kompulsiyon) sürekli tekrarlamak ihtiyacı duyar.
Hastalar kafalarındaki takıntıları önlemek, korku ve
sıkıntıyı yatıştırmak için kendilerini bazı şeyleri doğru sayıda yapmak zorunda
hissederler. (salon lambasını dört kez açıp kapamak, altı kere tahtaya vurmak,
yedi kere dua etmek, dört kere el yıkamak gibi).
Kişi bazı törensel davranışları
(ritüelleri) belli bir sayıda yaptığında “şimdi
her şey yolunda” diye düşünebilir. Obsesyonlar tekrar ortaya çıkana kadar bu
davranışları bırakabilir. Takıntılı düşünceler ortaya çıktığında yine kaygıya
kapılır ve törensel davranışlar başlar.
Kişi bu düşüncelerin mantıksız olduğunu düşünür ve
törensel davranışları yapmama kararı alabilir. Ancak buna bir türlü engel
olamaz.
OKB nedeniyle oluşan aile içi iletişim sorunları, duygusal
katılımın sağlanamaması, cinsel yaşamda zorluklar, boş zamanların
değerlendirilememesi, suçluluk duyguları gibi ek sorunlar hem hastanın hem de
aile fertlerinin psikolojik ve sosyal işlevselliğini etkilemektedir (5).
Yukarıda bahsettiğim Bay C ellerini yıkamak için banyoda
uzun süre kalmakta ve bunun normal olmadığını düşünerek arkadaşlarına belli
etmemeye çalışmaktadır. Sosyal ortamlarda kaygı düzeyi artmış ve arkadaşlarıyla
görüşme sıklığı azalmıştır.
Bayan E hem evden çıkmakta yaşadığı güçlük hem de
derslerine konsantre olmakta zorlanması nedeniyle
okula devam edememektedir. Ailesi Bayan E’nin okula
devam etmesini istemekte ve bu konuda ısrar etmektedir. Bu sebeple Bayan E ve
ailesi çatışma yaşamaya başlamıştır.
Bay D’nin banyoda uzun süre kalması
hem ailesini üzmekte hem de çok su tükettiği için öfkelendirmektedir. Bu
sebeple Bay D ailesiyle tartışmaktadır.
Freud, obsesif kompulsif bozuklukta anal döneme (tuvalet
terbiyesi dönemi) gerileme olduğunu söylemiştir.
Gerileme, zorlanma durumlarında ruhsal gelişimin vardığı
noktadan daha önceki dönemlere geri dönülmesidir.
Anal sadistik evrede cinsel içgüdüler (libidinal
dürtü), nesnesine karşı hem sevgi hem de nefreti birlikte taşır. Jones da anal erotizm ve nefretin birlikteliğinin obsesif kompulsif nöroza özgü olduğuna dikkat çekmiştir.
Freud, bu hastalıkta ayrıca süperegonun
da gerilemeye uğradığından ve katı, acımasız bir yapıya büründüğünden söz eder.
Ego kendini serbest hissetmez; belli şeyleri yapmak, düşünmek veya yapmamak
zorundadır (1).
Freud kişiliği oluşturan üç temel yapıdan söz
eder. Bunlar id, ego ve süperegodur. İd haz ilkesine
göre çalışır. Süperego 3-4
yaşlarında ailenin ve çevrenin de etkisiyle öğrenilen toplumsal ve ahlak
kurallarını temsil eder. Ego idden gelen istekleri süperegoya
uygunluğuna göre doyuma ulaştırmaya çalışır. Bir çeşit köprü görevi görür.
OKB’de katı, yasaklayıcı bir
süperego vardır. Ego, idden gelen yoğun saldırgan ve
cinsel dürtüleri, zaten katı olan süperego karşısında
doyuma ulaştırmakta zorlanır. Bu dürtüleri bastırmak, zihinden uzaklaştırmak
için bazı yöntemler uygular. Bay D’nin sürekli
“tövbe” demesi gibi…
OKB’nin genetik geçişli olduğunu
düşündüren aile ve ikiz çalışmaları vardır.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’nde
yapılan bir çalışmada OKB tanısı konan çocuk ve ergenlerin annelerinde anlamlı
düzeyde OKB (25 çocuktan 6 annede), babalarda ise tik (25 çocuktan 6 babada)
bulunmuş. Kardeşlerle ilgili anlamlı bir psikopatoloji gözlenmemiş (2).
Aile çalışmaları OKB’li bir
hastanın birinci dereceden yakın akrabalarının arasında obsesif
kompulsif bozukluğun çok olduğunu göstermektedir.
Ancak bu bulgu OKB’nin genetik geçişli olduğunu kesin
olarak göstermez (3).
Çocuklar ana babalarının davranışlarını bilinçdışı
aktarımla edinmiş olabilirler.
Bir tanıdığım annesinin sürekli temizlik yapmasından
şikâyetçiydi.
Okumak için şehir dışına yerleştiğinde evi temiz ve
düzenli tutmak için çok çaba harcamaya başlamıştı. Bu duruma şaşırıyor; ama
temiz ve düzenli olmayan bir evde yaşayamadığını söylüyordu. Hatta ev
arkadaşlarıyla yeteri kadar temizlik yapmadıkları gerekçesiyle tartışıyor ve
sık sık ev arkadaşı değiştiriyordu.
Çoğunlukla çocuklar OKB özelliği gösteren anne ya da
babaların semptomlarından (hastalık belirtisi) farklı semptomlar göstermektedir. Örneğin;
kontrol obsesyonları (ütüyü fişten çektim mi, kapıyı
kilitledim mi…) olan anne ya da babanın çocuğunda temizlik obsesyonları
olabilir.
OKB’de yoğun bir suçluluk duygusu
vardır. Örneğin; aklından annesiyle arasında sanki cinsel bir ilişki olacakmış
gibi düşünceler geçiren OKB’li hasta yoğun bir
şekilde suçluluk duygusu da yaşamaktadır. Bu suçluluk duygusunun kaynağı şu an
içinde bulunduğu zaman diliminde değil çocukluk yıllarında saklı olabilir.
Yukarıdaki örnekten yola çıkarsak OKB’li hasta 3
yaşında iken babasını ortadan kaldırmak, annesiyle evlenmek ve annesiyle çok
yakın olmak istemiş olabilir. Evlenme arzusunu dile getirdiğinde anne ve babası
ona çok kızmış hatta onu cezalandırmış olabilirler.
OKB’de çok yakın olmak arzusuyla buna
karşılık uzaklaşmak arzusunun kişinin içsel süreçlerinde çatıştığını
düşünüyorum.
Aşırı kibar ve sakin tabiatlı olan OKB özelliği gösteren
insanlara çok sık rastlarım. Bu özellik Freud’un da dediği gibi agresyonun (saldırganlık) tersine çevrilmiş halidir. Yani
kişi bilinçdışında yoğun bir agresyon hissetmekte;
ama bunu bilincine tam tersi bir şekilde taşıyıp çok sakin bir insan olarak
ifade etmektedir. OKB’de tersine çevirme sık
kullanılan bir savunma şeklidir. Kişi çoğu kez aşırı kibarlığının arkasında agresyon olduğunu fark etmez bile.
OKB’de en çok kullanılan tedavi şekli
ilaçtır.
Son 20 yılda obsesif kompulsif bozukluğun ilaç tedavisinde büyük gelişmeler
olmasına karşın, hastaların %40-60’ı ilaçlara yeterli yanıt vermemektedir (4).
Yapılan bir çalışmada 43 hastadan 27’si ilaç tedavisine
olumlu yanıt vermiş (4).
OKB’nin yaşam kalitesi (psikolojik
sağlık, fiziksel sağlık, sosyal ilişkiler…) üzerinde olumsuz etkisinin olduğunu
belirtmiştim.
OKB’nin ilaçla tedavisi sonucu yaşam
kalitesinde düzelme olup olmadığıyla ilgili araştırmalar yapılmıştır. İlaç
tedavisi ile OKB semptomlarında düzelme gözlenen
hastaların, yaşam kalitesinde düzelme olup olmadığı araştırılmıştır.
OKB’nin olumsuz bireysel ve sosyal
etkileri karşısında psikososyal yaklaşımları eksik
tedavi süreçlerinin hastalığın olumsuz etkilerini yeterince azaltmadığı
düşünülmektedir (5).
Özlem Boğoçlu
Sosyal Hizmet Uzmanı
Kullanılan Kaynaklar:
(1) Obsesif kompulsif bozuklukta
psikanalitik görüşler Yrd. Doç. Dr. Volkan Topçuoğlu (Klinik psikiyatri 2003;6:46–50)
(2) Obsesif kompulsif bozukluğu
olan çocuk ve ergenlerin birinci derece akrabalarında psikopatoloji
Yasemen TANER, Ender TANER, Emel ERDOĞAN
BAKAR, Şahin BODUR (Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007; 8:126-131)
(3) Psikiyatri temel kitabı Prof. Dr. Cengiz Güleç, Prof.
Dr. Ertuğrul Özkök
(4) Obsesif kompulsif bozuklukta
ilaç tedavisine yanıtın öngörücüleri Faruk UĞUZ, Rüstem AŞKIN, Ali Savaş ÇİLLİ (Anadolu
Psikiyatri Dergisi 2006; 7:5-12)
(5) Obsesif kompulsif bozuklukta
psikofarmakolojik tedavinin yaşam kalitesine etkisi
Dr. Lütfullah BEŞİROĞLU, Dr. Faruk UĞUZ, Dr. Ertan YILMAZ,
Dr. Mehmet Yücel AĞARGÜN,
Dr. Rüstem AŞKIN, Dr. Adem AYDIN
(Türk psikiyatri dergisi2008; 19(1):38–45)