Psikanaliz ve modern tıp
Freud bir düşünce sistemi bir felsefe oluşturmuştur.
Oluşturduğu düşünce sistemi, kendisinin hastaları ile kurduğu ilişkiye
(uygulamalara) dayanır. İnsanın tuhaf ve saçma görülen davranışlarının analiz
edilebileceğini ispatlamıştır.
Freud’a karşı çıkan terapistler
bile Freud’un düşüncelerinin gölgesinde varlıklarını sürdürüyorlar. Bu terapistler Freud düşüncesine, yine Freud’un temel
kavramlarını kullanarak karşı çıkıyorlar. Terapistler, farklı görüşlerde
olsalar bile bilinçdışı, bastırma, inkar, yansıtma,
gibi Freud’yen kavramları kullanıyorlar.
Freud bir önceki çağın düşüncesini kökten değiştiren yeni
bir yaklaşımı batı toplumuna kabul ettirmeyi başarmıştır.
Freud psikiyatri ve psikolojinin Newton’udur. En ilkel
kabileyi de en gelişmiş batı toplumunu da içine alan evrensel yaklaşımı ile
bütün insanlığı kapsayan temel görüşler oluşturmuştur. Bu görüşler hala
yürürlüktedir. Bu görüşleri aşan kapsamlı ve bütüncül yeni bir yaklaşım henüz
yoktur. Freud demode olmamıştır.
Yapısalcılık, Freud düşüncesini dil (konuştuğumuz dil) ve
dil bilimle bağlantılı olarak düşünmemizi sağlamıştır.
Kernberg ve Kohut
gibi kişiler, kişilik bozuklukları ve narsistik kişilik gibi alanlarda
çalışarak, Freud düşüncesine yenilikler getirmişlerdir.
Ama modern tıp ve psikanaliz genellikle birbirlerinden
uzakta durmuştur.
Psikanaliz yüzyılı aşkın bir süre geleneksel yapısını
korumaya devam etmiştir. Modern tıbbın gelişmesine paralel bir gelişme
psikanaliz alanında gerçekleşmemiştir.
Psikanalizle uğraşanların önemli bir bölümü tıp
doktorudur. Buna rağmen, bu kişiler modern tıbbın- tıp fakültelerinin dışında,
psikanaliz derneklerinde toplanmışlardır. Psikanaliz uygulamaları ile modern
tıbbın (nöroloji, psikiyatri, radyoloji, biyokimya) uygulamaları ayrı ayrı mekanlarda, ayrı boyutlarda
gerçekleşmektedir.
Bu bir bölünmedir.
Bu bölünme beden ve ruh arasındaki bölünmeye benzer.
Tıp fakülteleri bedenle ilgilenirken, psikanaliz
dernekleri ruhla ilgilenmektedir.
Tıp fakültesinde çalışan bir doktor hastalarını ilaçlarla
tedavi eder, ultrason, MR gibi görüntüleme
tekniklerini kullanır, ileri düzeyde biyokimyasal çalışmalar yapar. Diyelim bu
doktor aynı zamanda psikanalizle de ilgilidir. Tıp fakültesinin dünyasından
çıkıp, psikanaliz derneğine giderek bir başka dünyaya geçiş yapar. Bu dünyada
ise hastasını başka bir boyutta anlamaya çalışır.
Bu iki dünya (beden ve ruh dünyası) aynı mekan veya aynı fakülte içine alınamaz, bir araya gelemez
gibi görünmektedir.
Saffet Murat Tura gibi kişiler, ruh ve beden bölünmesinin
nedenini araştırmak için ciddi çaba gösteriyorlar. Nasıl oluyor da çok gelişmiş
bir makine (!) olan insanın aynı zamanda bir “ruhu” oluyor.
Psikanaliz bir altın çağ yaşadıktan sonra düşüşe
geçmiştir. Psikanalizin yerini, psikanalizin düşünce sisteminden beslenen daha
kolay uygulanabilen terapi çeşitleri almıştır.
Psikanaliz yaşlı-bilge bir ihtiyardır. Bir zamanlar bütün
sorunları çözecekmiş gibi algılanmıştır. Pek çok hayal kırıklığı yaşandıktan
sonra, ona gerekli saygınlık verilmiş ve bir köşeye oturtulmuştur.
Nörolojideki
gelişmeler
Görme siniri zedelendiğinde her zaman belirli bir tipte
körlük ortaya çıkar. Neden sonuç ilişkisi çok açıktır. Omurilik zedelendiği
zaman belli organlar felç olur. Sadece bu örneklere baksaydık sinir sisteminin
yapısını anlamak çok kolay olacaktı.
Ama beynin bazı fonksiyonları için böyle basit neden sonuç
ilişkileri kurulamaz. Kelime işitme, mekânı algılama, anıları depolama gibi
fonksiyonlar çok merkezli ve karmaşık bir şekilde ortaya çıkar.
Örneğin prosopagnozili hastalar
daha önceden bildikleri insanların yüzlerini tanıyamazlar. Örneğin arkadaşı
Hüseyin’i tanımayabilir. Ama Hüseyin konuşmaya başladığında bu defa arkadaşının
yüzünü tanır. Bu hastalar iyi bilinen evcil bir hayvanı tanıyamayabilirler.
Prosopagnozili hastalar gördükleri nesnenin bir
insan yüzü olduğunu bilirler. Ama kimin yüzü olduğunu tanıyamazlar. Gördükleri
nesnenin bir araba olduğunu bilirler ama modelini söyleyemezler.
Nesne agnozisi olan hastaların durumu daha ağırdır. Yüzün
bir insan yüzü veya kalemin bir kalem olduğunu söyleyemezler. Ama bu hastalara
iki tane kalem gösterirseniz bu iki nesnenin birbirinin aynısı olduğunu
söylerler.
Psikanaliz
ve nöroloji
Bu küçük örneklerde, beynin hangi mantıkla çalıştığını
aşağı yukarı kestirebiliriz. Yani pek çok odaktan gelen bilgiler birbirine
karıştırılarak yeni bir bilgiye ulaşılmaktadır.
Freud aslında bu durumu “karanlıklar içinde el yordamı ile
keşfetmiştir”. Rüyaları incelerken, rüyayı, pek çok fotoğrafın üst üste
konulması ile oluşmuş yeni bir fotoğrafa benzetir.
Yine de günümüzde yaşayan bir insanın ulaşabileceği
nörolojik bilgilerden mahrumdur.
Beynin bu şekilde karmaşık çalıştığını bilmenin
psikanalize etkisi ne olur?
Genel olarak insan zihni var olan her şeyin bir anlamı
olduğunu düşünür.
Bu determinist bir anlayıştır.
Yani suyu ısıtırsan kaynar, kaynayan su buharlaşır. Buharlaşan su soğur ve
tekrar sıvı hale döner. Bütün bu süreç neden sonuç ilişkisi ile açıklanır.
Freud düşüncesi de determinist
bir anlayışa sahiptir. Amaca yöneliktir. Yani örneğin bilinçdışı bütün eylemler
haz alma amacı ile yapılır.
Kuantum fiziği bize olasılıkların ne kadar önemli olduğunu,
neden ve sonuç ilişkisinin basit bir şekilde ortaya çıkmadığını öğretir.
Aynı şekilde nörolojideki gelişmeler de, beynin yapısının
amaca yönelik olmadığını, beynin yapısının amaca yönelik hale geldiğini bize
gösterir.
Beyin fonksiyonları, pek çok rastlantı ve zorunluluğun bir
araya gelmesi ile oluşur.
Psikanalizin determinist (amaca
yönelik, erekselci) anlayıştan kendimizi kurtarmamız önümüzde yeni ufuklar
açacaktır.
Bazen bir puro bazen yalnızca bir purodur. Bazen bir
davranış saçma ve anlam dışı olabilir. Elimizdeki teori, bir davranışı
açıklamayabilir. Bunun bizde yarattığı kaygıya tahammül edebilmeliyiz.
Dr.Kubilay Boğoçlu
Psikiyatri Uzmanı