Psikiyatri ve Hayat- ANASAYFA

 

Bu yazıda Dr.İlker Özyıldırım, vaginismus (ilişki sırasında kadının kaygı ve korku ile penisin hazneye girmesini reddetmesi) konusunda psikoloji alanındaki görüşlerden yararlanarak farklı ve orijinal bir yaklaşımda bulunmaya çalışıyor.

Türk kültürünün Avrupa kültüründen daha farklı olduğunu ve dolayısıyla da bunun sonuçlarının da farklı olduğunu varsayıyor.

Anne ve kadın rollerini irdelemeye çalışıyor.

Yazının teknik bir dili var, alışkın olmayan okur için okuması biraz zor olabilir.

Ama okursanız hem psikanaliz hem de kadın ve cinsellik hakkında günlük yaşamın gerçekliğinin dışında farklı bir boyut içinden bakmanın ayrıcalığına sahip olacaksınız.

 

 

 

GİRİŞ

Bugünkü sunumumda “Vaginismus grup terapilerinden” elde ettiğimiz  verilerden hareketle vaginismusun etyolojisinde rol alan psikodinamik faktörleri belirlemeye ve bunların tedaviyle ilişkisini değerlendirmeye çalışacağım.

 

her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki ; literatürde bu konuyla ilgili veriler son derece sınırlıdır ve daha geçmiş zamanlı çalışmalardır. Bu nedenle öncelikli olarak bu bilgileri kısaca özetlemek ve ardından da psikanalizin cinsellik, özellikle de kadın cinselliğine dair günümüze dek uzanan teorik çerçevesinden hareket ederek , vaginismusun olası psikanalitik nedenlerini tartışmaya çalışacağım.

 

Psikanalitik yaklaşım daha çok bir semptomu değerlendirirken anlamı üzerinde durur ve neden böyle bir belirtinin ortaya çıktığını sorgular. İlk analistlere göre cinsel birleşmeye tepki olarak ortaya çıkan vaginal spazm tepkisi temel olarak kadınlardaki penis hasediyle ilişkilidir. Vaginismusa dair vaka bildirimleri sınırlı olsa da Karl Abraham (1992), Karl A. Menninger (1939) ve S.Ferenchi gibi analistlerin bulgularını özetler; (Alıntı 1: O.Fenichel, 1945 , Sf: 43 arkası)

 

Vajinismus çoğunlukla katıksız inhibisyon olmaktan çok,pozitif bir konversiyon semptomudur. Bu nedenle, yalnız cinselliğe bir engel koyma eğilimi değil aynı zamanda şekil değiştirmiş bir bilinçdışı arzuyu da belirtir. Bu arzu, penisten vazgeçmeme veya onu koruma arzusu olabilir, başka deyişle vajinismus, kadınsı kastrasyon kompleksinin öç alma tipinin bir anlatımı olabilir veya penis döşemesinin spazmı, anal bir penis özlemi kavramını belirtebilir.”

 

                                                                          O.Fenickel (1945

 

 

Buna göre bu hastalar vaginal spazmlarla penisin girişini engellemek yanında penisi içerde tutmayı da fantezileyerek, erkeği kastre etme, “penislerini çalma” ve kendi kastrasyon komplekslerini inkar ederek bilinçdışı arzularını gidermeyi hedeflerler. Görüldüğü gibi burada “penis haseti” üzerinden yürüyen bir değerlendirme , temeldir.  Bu bakışın tabii ki kökeni Freud’ un kadınlık ve kadın cinselliğini psikanalitik teori içinde yapılandırırken dayandığı “penis haseti” kavramına gönderme yapmaktan geçer. Ama bilindiği gibi Freud’un bu bakışı yaşadığı dönemde M.Klein, E.jones, J.Müller, K.Harney gibi analistler tarafından kadınlık organlığını dikkate almadığı, kadınlığın kurulmasında penis temelli bir bakışı çok ön planda tuttuğu, kadınlığı bir eksiklik ve kızgınlık kaynağından beslenen bir hayat ilişkisine dayandırdığı gibi çeşitli eleştiriler almıştır. Tabi daha sonraki çağdaş yazarlar bu bakış açılarını daha geliştirmiş ve kadın cinselliğine daha kompleks bir bakış ortaya koymuşlardır.

 

Tüm bunlardan dolayı bugün vaginismus gibi kadın cinsel organını ve kadınlığı ilgilendiren bir belirtinin kadın cinselliği konusundaki değişen fikirler ele alınmadan değerlendirilmesinin yanlış olacağı, en azından eksik kalacağı fikrindeyim. Bu nedenle kadın cinselliğine dair görüşleri genel olarak özetlemeye ve vaginal kasılma belirtileriyle ilişkisini gruplardan örnekler vererek değerlendireceğim.

 

 

 

       

 

BİRİNCİL ANNELİK

 

Bir kadınla erkek bir araya gelir ve bir çocuk yaparlar. Ama neden? Freud’ a göre kadınlarda bu arzunun nedeni penis sahibi olma arzusunun yerine eşdeğer olarak çocuk sahibi olmanın geçmesidir. Ama başka bakış açıları da vardır yada bu başka biçimlerde de söylenebilir. Örneğin Elda Abrevaya (2001)

 

“Bireyler tüm-güçlü değildirler, ölümlüdürler. Varlıklarını nitelendiren eksiklik boyutudur. Ve bu yüzden insanlar kendilerini yeniden üretme zorunluluğunu duyarlar. Nesnenin yitimine yol açan eksiklik, aynı zamanda arzunun devindirici gücüdür.”

 

Hepimiz bir eksiklikle dünyaya geliriz ve tümleyenimizi ararız. Çünkü anneden ayrılmakla aslında bir şeyimizi kaybetmişizdir, adlandırılamayan dil öncesi bir şeyi. Doğum aslında hem annenin hem de çocuğun iğdişidir. Bu kayıp daha sonraki kayıplara bağlanır. Erkek (S.Frenchinin söylediği gibi ‘ananın bağrındaki eksiksiz bedene geri dönemeye yönelik’) Annesinden ayrılık ve tümlenme arzusuyla kadına yönelir. Kadında hem iğdişten doğan kaybını hem de birincil annesinin yerini alıp, karnında ki çocukla bütünleşerek tamamlamak arzusuyla erkeğe yönelir. Kadın karnındaki çocukla tümlenir ama doğum kaçınılmazdır.

 

Doğum ve göbek bağının kesilmesiyle anne kendi bedeninden hem bebeği hem de plasentayı yitirir. Annenin bu yitimi ruhsal olarak simgesel düzeyde işlemesi gerekir. Bunu işleyebildikçe ve bunun sonucunda ortaya çıkan “eksikliğine” katlanabildikçe doğum devam eder. Çünkü bir çocuğu doğurmak, doğum anıyla bitmez.

 

“Gerçek anlamda hayat vermek doğurmaya indirgenemez. Asıl önemli olan annenin çocuğundan ruhsal düzeyde ayrımlaşabilmesidir. Annenin yavrusundan kopması, ayrımlaşması özveri ister. Ama her seferinde hayat vermekte armağan fikrini vurgulamak gerekir… Yavrusuyla olan doğal bağın hazzı ne denli yoğunsa annenin de özverisi o denli büyüktür. Kuşkusuz annenin iğdişi üstlenmesi her kadında değişik bir biçimde ortaya çıkar. “ (E.Abrevaya, 2001)

 

Burada annenin özverisi gerekir. Her anne bu iğdişe karşı özveriyi farklı yaşar. Bu farklı yaşayış tarzı annenin kendi annesiyle bunu yaşayışına göre belirlenir. “Bireyin dünyaya gelişi anne-baba arzularının sonucudur ki, bu da onların tarihine sıkı sıkıya bağlıdır. Her ebeveynin tarihi de onların önceki kuşaklarının tarihinden soyutlanamaz.” (E. Abrevaya)

 

Bu fazla annelik ve kız çocuğun bununla özdeşleşmesi sonucu ayrılma-bireyleşme süreçlerinde bozulma olacaktır. Bu durumda kız (çocuk) annenin arzusu, anne çocuğun/kızın arzusu olarak kalacaktır. Bizim hastalarımızda buna benzer bir eğilim dikkat çekici bir biçimde vardır. (Alıntı 2: Tevhika , sf 31)

 

“Anne statüsüne ulaşan her kadının başarması gereken ikili bir model düşünebiliriz, ya anne ya kadın, ya özerk ya bağımlı, ya fedakar ya kendi arzularının peşinde olacaktır. Bu ikili model aynı insanda bir anda da bulunabilir. Bunlar seçilmeli midir, orta noktası yok mudur, veya birinden diğeri daha baskın gelmekte midir? Sanki bu sonuncusu daha sıklıkla oluşmakta, kadından çok anne veya anneden çok kadına benzeyenler ve onların sıkıntıları klinikte yoğun olarak görülmektedir.”

 

                                                                 T.T.İkiz (2005)

 

 

 

 

Örnekler:

  1. Çocuksu, kendi başına karar almakta zorlanan, dışarıya karşı kaygılı
  2. Bu “birincil annelik” ile aşırı özdeşim sonucu sanki bir yer değiştirmeyle cinsel ilişkiden kaçınmakta ama hepsi çocuk istemektedir. Sanki anne karnına dönme, “doğmama” arzusu dile gelmektedir. Zaten vaginal kasılma ile “doğumda” , içeri giren çocuğun çıkışı da engellenmektedir.
  3. Biraz önce belirttiğim gibi çocuğu annenin özveriyle ayrımlaştırması gerekir, bu da sanki bir “armağanda” bulunma tutumudur, “birincil annelik” ile özdeşleşen hastalarımızda “verme” hem soyut manada, hem de Arşo’nun dediği gibi “somut” “armağan verme” olarak yoktur.

 

Kız çocuğun bu ayrılma güçlüğü/kaygısı belki bir adım ileri atıldığında J.Cournut’un dediği gibi “Kendi ailevi bedeninden ayrılma” şeklinde de  görülebilir. Evlilik bu “ailevi bedenden” ayrılmak anlamına gelebilir ve bu noktada ilk cinsel ilişkinin vaginal kaslarla engellenmesi bu evliliğin tamamlanmamasını sağlar ve belki bu kaygıya bir cevaptır. Birçok hastamız “evlilikle anne-babasını kaybetmekte olduğunu” ilişkilendirdiğine dair cümleler söylerler.

 

Çocuk bu ilk nesne ilişkisi içerisinde oldukça bağımlıdır. Bundan dolayı anneden ayrılması ve kendi ayakları üzerinde durması annenin desteğiyle olur. Hatta bu anne Freud’un tabiriyle “ilksel anne imagosu fallus nitelikli, etkin olmakla kalmayan, her şeye kadirdir de .” (1940) Ama bu ilksel anne çocuğunu destekledikçe, ona kendi ayakları üzerinde durması için yeterli desteği ve uzaklığı sağladıkça Mahler’in söylediği gibi çocuk annenin etkinliği ile özdeşleşerek bağımlılık durumundan doğan narsistik yaralarını sararak anneden ayrımlaşır, bağımsızlaşır.

 

Ama ilksel her şeye kadir anne bunu yapamadığında, örneğin “fazla annelik” gösterdiğinde çocuğun bağımlılıktan doğan narsistik yaralanması çok artacaktır. Bu çocuklar bağımsız hareket etmekte, “öteki/dışarısı” ile ilişki kurmakta, aktif ve etkin olmakta, ayrılma-bireyselleşmede zorlanacaktır. Bizim hastalarımızda gördüklerimiz de, bu dinamik faktörlerle ilişkili görünmektedir. (Alıntı 3 Smirgel 1964, sf 23)

 

“Buna karşılık, herşeye kadir anne tarafından narsisist anlamda erkek çocuk kadar hatta kendisini erkek çocuğu yatırımladığı gibi yatırımlamadığı için daha da derin biçimde yaralanan kız çocuk,elinde annesine karşı çıkmasını sağlayacak hiçbir şey,annesinin sahip olmadığı, kendine özgü ve bir tek kendisinde olan hiçbir narsisist değer elinde bulunmadığı için, annenin her yana yayılan kudretinden hiçbir zaman kendini kurtaramayacaktır.”

 

                                              J.Chasseguet-Smirguel (1964)

 

 

 

Bu anneden erkek çocuk en azından annesinin özel narsistik yatırımı ve annesinde olmayan penis sahibi olmakla kurtulma şansı taşırken, kız çocukta bu imkanlarda yoktur ve işi daha zordur.Bu nedenle kız çocuk babaya yönelir, elinde olmayan fallik gücü en azından onda bulmak ister. “Penis haseti kendi başına bir erek olarak tasarlanan ‘eril bir talep değil’ kendini narsisist yaranın kaynağında yatan gibi gösteren kişiye, yani her şeye kadir anneye karşı girişilen bir başkaldırıdır.” (Simirgel 1964)

 

Ama bu yönelim içinde çatışmalarla doludur ve çeşitli faktörlerden etkilenir. Bu babaya yöneliş, kadınlık ile özdeşimle yakından ilişkilidir. Burada uzaklaşılmaya çalışılan her şeye kadir annedir. Ama o, aynı zamanda özdeşleşilecek kadındır ve bu özdeşimle kadınlık oluşacak, ilk nesne ilişkisinden çıkılacaktır.

 

Kadınlığın oluşumunda iki öğe rol oynar. Bunlardan “birincil kadınsı” öğeyi oluşturan çocuğun ilk nesne ilişkisi içinde, yani anneyle ilişkisi içerisinde “birincil annelik” yanında annenin taşıdığı kadınlık yani “birincil kadınsı” ile özdeşimdir. Bu “birincil kadınsı” öğe , annenin babaya daha çocuğun yaşamının başından itibaren var olan arzusudur. Kız çocuu babayı arzulayan anneyle yanı kadınsı öğeyle özdeşleşir. (Alıntı 4: F. Guignard 1999, sf 26)

 

 

“Kanımca henüz konuşamayan kız bebek ve erkek bebek,ilk psişik alanlarının oluşması ürecinde aynı kaderi paylaşırlar. Bu alanlar çocuğun, ‘birincil annesel’ adlı alanda, annenin düşünme yetisine ve ‘birincil dişil’ adlı alanda da annenin bir üçüncü merci olan babaya olan arzusuna  özdeşleşmesiyle oluşur.Henüz konuşamayan bu çocuğun aynada ki annenin-dışındaki-kendiliğini aynada sevinçle keşfetmesinin ötesinde,annenin aynanın öteki yüzünde başka bir arzuyla meşgul çehresi,çocuğa aniden bu ‘birincil dişil’ alanındaki üçüncüyü keşfettirir.”

                                                       F.Guignard (1999)

 

 

Anne babaya olan kadınsı arzusuyla çocuğa babayı gösterir. Bu babayla çocuk ötekinin alanına girer. Fakat bu girişte kız çocuk için baba, başlangıçta Freud’un dediği gibi “ (nesne değişikliği öncesi) baba rahatsızlık veren bir rakipten başka bir şey değildir neredeyse” (1931) Optimum annelik ve optimum birincil kadınsılık ile anne babayı, çocuk için rakip olmaktan çıkarır ve güvenle gidebileceği bir üçüncü olarak ortaya koyar. Fakat anne bunu yapamadığında, örneğin babaya kadınsı arzusunu yönlendiremediğinde, baba hep bir yanıyla korkutucu, öteki, rakip, yabancı olarak kalacaktır. Üstelik kız çocuk onu ödipal evrede babaya taşıyacak arzunun temellerinden de yoksun kalacaktır.

 

Bizim hastalarımızda bu “birincil kadınsı” ile özdeşimde zorluk yaşadıkları, annelerinin babalarını göstermesinde, yani annelerinin babalarına yönelik kadınsı arzularında bozukluklar olduğu görüşündeyim. Bu en temel olarak, erkeğe ve cinselliğe karşı tutumlarında kendini göstermektedir.

 

Örnekler:

  1. Vaginismuslu kadınlar kadınlığın oluşmasının tezahürü olan cinsel birleşmeye izin vermemektedir.
  2. Erkeği korkutucu, saldırgan, tehlikeli olarak tariflemekte, görmektedir.
  3. Kızlıktan (çocukluktan) kadınlığa geçişte direnmektedir.

 

 

 

BABA EŞLER

 

Vaginismusta bu kuşaklar arası aktarıma dikkat çekmek önemlidir. Çünkü kadınlık özdeşimlerini iyi yaşayamamış bu kadınlar kendilerine benzer annelerin kızlarıdırlar. Bu kızların anneleri de hem eksikliği taşıyabilecek güçten yoksun, dolayısıyla “ doğurma/ayrılma güçlüğü olan”, hem de kadınsı gelişimde güçlük yaşayan kadınlardır. Bu şekilde benzer psişik özellikler gösteren anne-kızlar eş seçimini de buna göre yapmakta ve kuşaklar arası geçiş oluşmaktadır.

 

Bu kadınlar, kendilerinde kaygı uyandırmayan, ayırıcı olmayan yani anne-çocuk ilişkisini tehtid etmeyen pasif erkekleri tercih etmektedirler. Oysa ki bu anne-çocuk simbiyotik birliğini ayıran bir güç olarak işlevi vardır aslında babanın. Annenin çocuğundan ayrılma özverisine ve çocuğun bireyleşme arzularına bir üçüncü olarak desteği söz konusudur. Bu sürece karşıt güçlere karşı bir güçtür.

 

Kadınsılığın oluşumundaki annenin babaya olan arzusuyla özdeşleşmeden doğan birinci öğe yanında, ödipal evrede kız çocuğun penisi olmadığını fark etmesi ve kendi genital organlarına değer vermesidir. Bunu yapabilmesi kendi annesinin kadınsılığı ne kadar kabullendiği ve kendi cinsel durumunu bilinç dışında ne kadar işleyebildiği ve bunu kızına ne kadar aktardığıyla ilişkilidir. (Alıntı 5. Elda sf 2 arkası)

 

 

 

 “İkincil yapısal kavşak da Oidipus karmaşasına rastgelir.Kız çocuk penisi olmadığını kabul ttiği andan itibaren kadınsılık deneyimi başlar.Kızın penisi olmadığını kabullenmesi ve genital organına değer vermesi,annenin kendindeki kadınsılığa ilişkin bilinçdışı tavrına ve kadınlığı aktarabilen sözcüklerine sıkı sıkıya bağlıdır.Annenin bu aracılığı kızın kadınlar safında konumlanmasını ve babaya yönelmesini sağlar.Anne eşini arzuladığı ölçüde,kız annesinin arzuladığı nesneyi arzular.”

 

                                                         E.Abrevaya (2001

 

 

Kız çocuk ikili ilişkiden (anne-kız) yüzünü babaya dönerek çıkarken, artık ayrılmayı da deneyimlemektedir bir yandan. Bu dönüşte sadece anneden ayrılmakla, babanın penisini görerek kendi penis sahibi olmamasını fark edecektir. Bu noktada aslında yeniden bir kayıp-eksiklik ile karşılaşacaktır. Eğer bu kayıp hissini işlemeyi hem birincil anneyle özdeşleşerek almamışsa, hem de bu aşamada anne kızda da olan kadınsı vaginal duyumlara anlam vererek, değer yükleyerek kadınsı organları göstermezse, kız çocuk bu eksiklikle hesaplaşamayacak ve belki primer nesne ilişkisinin ikili dünyasına saplanıp kalacaktır. Bu manada annenin kızına sağladığı kadınlık cinsel organlarını gösterme, onlara değer verme, “kızın ödipal sorunsalını düzenlemesinde koruyucu ve destekleyici olma, kızın babaya kadınlığını ve genitalliğini taşımasına” yardımcı olma ve öfkesine tahammül etme gücü ve işlevi çok belirleyicidir. Tabi bunun belirleyicisi de kendi geçmişidir. (Alıntı 6. F.Guignard 1999, sf 28)

 

“Rahimdeki yaşama dönüş hayali, doğumun inkarıdır;iğdiş olma hayali de böylece, bunu tamamlayıcı bir versiyonla ve rahime dönüş hayaliyle ve birbirlerinin içinde çifte bir ilişki içinde, bireyleşmenininkarı olur.”

 

“Annenin kızına ilettiği eksiksiz mesaj, annenin babayla bir cinsel hayatı olduğunun anne tarafından kabulünü ve babayla aşk/cinsel hayat yaşamanın annenin alanı olduğunu içermelidir, bu kız çocuğun geleceğini tasarlamasını sağlar.Bu olmadığında anne-kız arasında erkeği dışlayan ve onu yalnızca tehdit edici ve anlamsız bir iktidar rolü tanıyan kadınsı suç ortaklığı gelişir.”

 

                                                                  M.Cournut (2001)

 

 

Bizim hastalarımızda bu sürecin de aksadığı, kendi eksikliğini kaldıramayan, yatırımını kadınlıktan çok anneliğe, eşten çok çocuğuna annenin kızlarına kadınsılığın ikincil öğesini de aktaramadıkları da görülmektedir.

 

Örnekler:

  1. kendi cinsel organlarını bilmeme, bakmama, dokunmama
  2. kadınsı giyim kuşam, makyaj, davranış yerine aseksüel tutum
  3. cinsel birliktelikle haz alma arzusundan öte çocuk sahibi olma arzusu
  4. vagina yokmuş gibi kasarak kapatma

 

Oidipus’tan çıkış

 

Kız çocuk anneyle ikili ilişkiden babaya yönelerek, üçlü ilişkiye girdiğinde bazı kaygıları da yanında taşır. Bunlardan birisi bir yabancı olarak babaya ve yetişkin biri olarak onun penisine dair korkudur. Burada iki kadınsı öğenin içselleştirilmesi, bu korkuların aşılmasında yardımcı olur. Yani anne babayı göstererek yabancı korkusunu aşmasını ve ikincil kadınsılığı göstererek penis korkusunu aşmasını sağlar.

 

Kız çocuğun penise karşı korkusu, tıpkı erkek çocuğun annenin bedenine küçük penisinin yetmeyeceği endişesi gibi babanın güçlü ve yetişkin penisinin cinsel organlarını karşılayamayacağı endişesi yaşar ve babanın tecavüzüne uğrama kaygısı uyanır. Bu kaygıdan kurtulmakta annesinin ikincil kadınsı özellikleriyle özdeşleşmesi temeldir. Annesi kadınsı organlarıyla babasının penisini karşılayabilecektir.  (Alıntı 7. Elda, sf 3, M. Cournut aktarım)

 

 

“Kadının cinsel organı ve oradan kaynaklanan arzuyla,bedeninin bu kısmını korumaya yarayan ve bir nevi örtü görevi gören bedeninin yüzeysel özellikleri arasında bir ilişki vardır.Kadın bedenini süsleyerek cinsel organını gizler…kadın arzuladığı erkeğin penisinin onda yarattığı penetrasyon kaygısına karşı kendini korumuş olur.Kadınlığa ait özellikler böylelikle erkeğin sert ve güçlü penisiyle tecavüze uğramaktan korkan kadının cinsel organını korumasını sağlarlar… kendini gösterme ve gizleme, erkeği uyarma ve ondan kaçma şeklinde (bir arzu oyunu) oynanır.Arzunun dolaylı bir şekilde oynanması her iki cinsi birbirinden korumuş olur.”

 

                            M.Cournut’a gönderme yaparak E.Abrevaya (2001)

 

 

 

Ayrıca “kadının cinsel organı ve oradan kaynaklanan arzusuyla bedeninin bu kısmını korumaya yarayan ve bir nevi örtü görevi gören bedeninin yüzeysel özellikleri arasında bir ilişki vardır. Kadın bedenini süsleyerek cinsel organını gizler.” (Elda 2001) Bu şekilde hem erkeği uyarır hem ondan kaçar, hem gösterir hem gizler. Bu oyun sayesinde “kadınlığa ait özellikler, erkeğin sert ve güçlü penisiyle tecavüze uğramaktan korkan kadının cinsel organını korumasına yararlar.”

 

Bizim hastalarımızda bu kadınsılığın aktarımı sorunlu olduğundan ve bedene yönelik bu yatırımı her şeyden önce sağlayacak olan annenin, kızının cinsiyetini tanıyan bakışlarını kızına yönlendirmediği için bazı zorluklar yaşanmaktadır.

 

Örnekler:

  1. Vaginam küçük, penis çok büyük.
  2. çok kanayacak, yırtılacak.
  3. tecavüz, mücadele gibi yaşama

 

 

BABANIN İŞLEVİ

 

“ İyi ki de babalar var.” (F.Guuaua)

 

Daha önce de belirtildiği gibi baba, annenin arzusu olarak daha baştan itibaren ilişkinin içinde bir üçüncü olarak vardır. Anne bir yanıyla çocuğunu içinde tutmaya çalışırken, diğer yandan da ayrılmasına/bireyselleşmesine olanak veren özveriyi göstermeye çalışan karşıt eğilimler taşır. Bu eğilimler arasında baba, ayırıcı işleviyle önemlidir. Baba bu işleviyle bir yanıyla da kız çocuğunun “ilkel anneden, her şeye kadir anneden” ayrılma arzusuyla da üstlenir. Yani hem annedeki hem de çocuktaki iki ayrışmaya yönelik işlev, baba üzerinde odaklanır. Ama babaya dönene bu bakışı her şeyden önce annenin göstermesi gerekir. Bu gösterme sayesinde, kız çocuk babaya yönelir ve oidipus ilişkisine girer.

 

Ama bu süreçte çeşitli aksaklıklar olabilmektedir. Bu aksaklıkların bizim hastalarımızda etkili olabilidiği görülmektedir. Her şeyden önce kendi eksikliğini üstlenemeyen ve bu nedenle ayrılma sürecine direnç gösteren bir annenin varlığı söz konusu olabilmektedir. Bu anne öncelikle kızına babayı göstermemekte, kızı ikili ilişkinin içinde tutmaktadır. Ayrıca bu anneler çoğu zaman eş seçerken, kendi ayrılma-bireyleşme korkularından ve kadınsı korkularından doğan tutum ve davranışlarına uyumlu eşler seçmekte ve böylece sonradan baba olan kişilerde anne-kız ilişkisine bu manada müdahale etmemekte, bu işlevi üstlenememektedirler. Ya da daha seyrek olarak bu kadınlar kendi anne (aile) bedenlerinden ayrılabilmek için saldırgan eşler (baba) seçmekte ama bunun sonucunda hem kendileri korkarak çocuklarına daha fazla sarılmakta, hem de çocuklarına bu baba (erkek) korkusunu aktarmaktadırlar. Dolayısıyla, kız çocuklar karşılarında ya ayırma işlevi olmayan pasif babalar bulmakta ya da babalar saldırgan, korkutucu, güvenilmez olduğu için onlara yönelememektedirler.

BABANIN İŞLEVİ

“Anne imagosuna karşı mesafe olamayan kadın hastalarımız,bilinçdışı eşcinselliğin birincil olduğu bir ilişki içinde kalırlar.Babanın eksikliği,özünde ikili bir bağa hapsolmuş psişizmin yapılanmasını engellemektedir.Dolayısıyla bir erkeğe yönelmiş kadınsı anne imgesi eksik bulunmaktadır.Bu anne,bir kızın daha ilerde başka erkekleri sevmesini sağlayacak Oidipus’a özgü bir hareketle babasını arzu etmesi için özdeşleşebilmesi gereken kadınlık tasarımlamasını sunmamaktadır.Bu durumda anne babaya gerek duymaz gibidir,çocukların kendine özgü varoluşları olduğunu kabul etmeksizin,çocuklarına tekelci  biçimde yatırım yapmaktadır.”

                      S.F.Pragier(1999)

“Anne imagosuna karşı mesafe olamayan kadın hastalarımız,bilinçdışı eşcinselliğin birincil olduğu bir ilişki içinde kalırlar. Babanın eksikliği, özünde ikili bir bağa hapsolmuş psişizmin yapılanmasını engellemektedir.Dolayısıyla bir erkeğe yönelmiş kadınsı anne imgesi eksik bulunmaktadır.Bu anne,bir kızın daha ilerde başka erkekleri sevmesini sağlayacak Oidipus’a özgü bir hareketle babasını arzu etmesi için özdeşleşebilmesi gereken kadınlık tasarımlamasını sunmamaktadır.Bu durumda anne babaya gerek duymaz gibidir,çocukların kendine özgü varoluşları olduğunu kabul etmeksizin,çocuklarına tekelci  biçimde yatırım yapmaktadır.”

 

                                                                   S.F.Pragier(1999)

 

 

Birçok  çağdaş analiste göre (Smirgel) kız çocuk Oidipus aşamasında babaya sadece penis arzusu ve eksikliğinden yönelmez. Onlara göre bunun bir başka nedeni penis aracılığı ile ilkel anneden ayrımlaşmaktır.Çünkü bu ayrımlaşma olmadığında bağımlılık içinde yoğun narsisistik bir başarı sağlanacaktır.Bundan dolayı kız çocuk babayı idealleştirir,güçlü bir baba tasarımlar.Etkin biçimde kadınlık organı ile penise yönelir,onu sarmalar ve bedene katmayı arzular.Bu noktada “optimum annelik” ile babaya yansıtılan idealleştirme normal seviyede gerçekleşecek,penisi sarmalamaya yönelik saldırgan(etkin)güç erosla yeterli  füzyonu sağlayacaktır.

                ALINTI 8 :Smirgel shf :18

 

“..kız çocuk ile annenin ilişkisine,sağlam ve uyumlu bir benliğin gelişimi için gereken ölçüsü giderek artan ‘normal’ yoksunluklar ve iyi deneyimler egemense, baba da nesnenin iyi yanlarının yansıtılmasına uygun dayanak oluşturabilecek sunmak yanında yeterli kararlılığa da sahipse, bu durumda kız çocuk anne ile çatışma niteliği taşımayan özdeşleşmeler kurmuş olacak ve yoksunlukları nesne değişikliğinin lehinde gerçekleştirmiş olacaktır;ikinci nesnenin idealleştirilmesi ise, gelişimin belirli bir anında üstüne düşen işlevi aşmamış olacaktır.”

                                                                

                                                    J.Chasseguet-Smirguel (1964)

 

 

 

 Fakat bizim hastalarımızda bu süreçte aksamaktadır sanki.Çünkü ilkel annenin aşırı varlığı yönelinecek babanın aşırı idealizasyonuna sebep olabilmektedir.İşte bu babanın penisine zarar verme korkusu,babanın penisini bedenine katma kaygısı ön plana çıkmaktadır.Çünkü babayı göstermeyen vajinismus anneleri,babaya arzu duymamalarıyla bir yandan onları iğdiş etmiş olmaktadır.Bu noktada “Oidipus’a adım atılabilmesi için,(kızın)iğdiş edici anneyle özdeşleşmesi gerekir,yani babanın penisini kendi vajinasının içine çekip yok etmesi gerekir.”Bu durumun yarattığı kaygı ve suçlulukla belki kız çocuklar penisten uzak durmaktadırlar.Böylelikle;

1-    Vajina spazm ile cinsel ilişki engellenir babanın penisi korunur.

 

Burada kadının kendini gerçekleştirmeye yönelik girişimleri (meslekte ilerleme arzusu zihinsel yetileri ön plana çıkarma,hatta analize gitme…)babanın penisine haset ile ilişkilendirilir ve öyle yorumlanırsa;kadının ilkel anneden bağımsızlaşma arzusu ve kendini narsisistik olarak gerçekleştirme çabasını atlamış oluruz.Bu durum da hastanın suçluluk duygularını arttırır,kadını ketler,anneye bağlı kalmasına /bireyselleşmesini engellemeye neden olabiliriz.

 

ALINTI 9 : Smirgel  shf: 24

 

 

“..kız çocuk hem bir penis edinip hem de yüzünü babaya doğru dönerek kendini anneden kurtarmak istediği için korku salan iğdiş edilmeyi de annenin gerçekleştireceğini düşünecektir…ancak saldırgan ve libido temelli yatırımların nesne değişikliği anında en azından geçici olarak bölünmesi nedeniyle yaratılan tüm tedirginlikler anneye bağlıdır; suçluluk ise özünde babayı ilgilendirir.”

 

                                                   J.Chasseguet-Smirguel (1964)

 

Burada ilksel anneden ayrılma arzusu ile babaya yönelen kız çocuğunun bekleyen bir diğer korku ilksel annenin intikadıdır. Yani iç organlarının koparılacağı korkusudur. Bu korku onları cinsel birleşme ile anneden ayrılma durumunda başlarına gelecek şeyden dolayı cinsel birleşmeyi reddetmeye götürür. Aynı zamanda rahime zarar verecek follik anne engellenmektedir.

 

EŞLER

 

Vaginismusta bu kuşaklar arası aktarıma dikkat çekmek önemlidir. Çünkü kadınlık özdeşimlerini iyi yaşayamamış bu kadınlar kendilerine benzer annelerin kızlarıdır. Bu kızların anneleri de hem eksikliği taşıyabilecek güçten yoksun dolayısıyla ‘ doğurma/ayrılma güçlüğü’ olan, hem de kadınsı gelişimde güçlük yaşayan kadınlardır. Bu şekilde benzer psişik özellikler gösteren anne-kızlar eş seçimini de buna göre yapmakta ve kuşaklar arası geçiş oluşmaktadır.

 

Bu kadınlar kendilerinde kaygı uyandırmayan, ayırıcı olmayan yani anne-çocuk ilişkisini tehdit etmeyen, pasif erkekleri tercih etmektedirler. Oysa ki bu anne-çocuk simbiyotik birliğini ayıran bir güç olarak işlevi vardır. Aslında babanın, annenin çocuğundan ayrılma özverisine ve çocuğun bireyleşme arzularına bir üçüncü olarak desteği söz  konusudur. Bu sürece karşıt güçlere karşı bir güçtür. Babaları nasıl anneleri tarafından seçilmişse benzer süreçler bu kadınların eş seçiminde işler ve duruma uygun eşler seçilir. Tam da bazı çalışmalarda çıkan bu evliliklerin uyumunun normalden iyi olmasını bu karşılıklılık açıklar.

 

Sanki seçilen eşlerde ayırıcı/aktif işlevi üstlenemeyen kendi annelerinden bağımsızlaşamamış, etkinliği sınırlı ‘çocuklardır’. Bunlar cinsel birleşme ile küçük penislerinin annenleri tarafından yutulacağı gibi kaygı duymaktadırlar ve hızlıca boşalmakta ya da ereksiyonu yitirmektedirler. Bu tutucu anneye karşı olan öfkeleri ise ‘pasif’ şekilde ortaya çıkmaktadır.

 

“..annenin üstlendiği eğitici ve yasaklayıcı işlevler,erkek çocuğun üzerinde egemenlik kurmasına ve ket vurmasına yol açmıştır.Erkek çocuk annesinin içine girmek ister ama onun karşısında kendini küçük ve güçsüz hissetmekte,onun içine giremeyecek gibi hissetmekle aşağılanır.Böylece narsisizmi derin biçimde yaralanmış olur,bunun sonucunda derin aşağılık duygularına kapılmak yanında,öç almaya yönelik şiddetli saldırgan arzulara da kapılır..ki bu arzular anneye ve vajinasına yansıtılır.”

 

                  K.Horney (Kadınlık Karşısında Duyulan Korku)

 

 

 

Örnekler:   1-) Annelerine bağımlı, anneler ile yaşayan, pasif eşler

                2-) Erken boşalma, ereksiyonun hızlıca kaybı

                3-) ‘ İyileşirse benim karşımda ezikliği kaybolur.’

 

KAYINVALİDE

 

Eşler konusuna gelindiğinde tabi sıklıkla karşılaştığımız kayınvalide sorununa da gelmiş olmaktayız. Tam da eşin ve evliliğin anlamı primer anneden ayrılmak iken ve bu durum bile bir çok güçlükle karşılaşırken; bu kadınlar eş seçimindeki özellikler nedeniyle etkin, girişken, ‘fazla yeni evlilik’ için de kayınvalideler ile karşı karşıya gelir ve çatışmaya girerler.

 

Örnekler: 1-) Çoğunun kayınvalide sorunu var beraber yaşıyorlar

             2-) Eşler annelerine çok düşkün

‘Gelmeden onun yanına uğrar önce’

 

 

“..kocasının penisine asılıp çekecek, penisde havası kaçıp sönen bir balon gibi kanını boşaltacakmış.Bu noktada kocasını tam anlamıyla bir olarak değil de kayınvalidesinin oğlu olarak algıladığını söylemek gerekir..”

    

 

 

Alıntı: Guignard’a bak ve vagina/rahim ayrımını bul.

 

F. Guinard’a göre annelik ile kadınsılık arasında bir çelişki vardır ve bir kadının aynı anda her ikisine tümüyle dengeli bir yatırım yapması olanaksızdır. Dolayısıyla bunların ikisi arasındaki dengenin bozulmasındaki belirginleşmede çeşitli sorunlar doğuracaktır ve kadının cinsel organları üzerine de yatırım yapmada farklılıklar ortaya çıkacaktır. Buna göre annelik yatırımı yoğun olan kadının bedensel yönelimi rahime, kadınsı yatırımı yoğun ise bedensel yönelimi vaginaya olacaktır. Bizim vaginismuslu hastalarımızda da yatırım öncelikli olarak anneliğe dolayısıyla rahimedir, kadınsılığa yatırım ise daha siliktir dolayısıyla vagina yok sayılacak, reddedilecek, ‘görülmeyecektir’. Bu kadınların çocuk yapmaya ve hamileliğe yönelik arzuları bu kadar yoğunken buna karşılık cinsel ilişki ve cinsel hazza uzaklığı bu durumla da ilişkili olabilir gibi görünmektedir.

 

Aslında bu durumun da gösterdiği gibi kadın klitoral doyumu ile başlayan vagina ve rahme doğru giden keşfetme sürecinde çeşitli zorluklarla karşılaşacak  yokluğu tamamlandığında erkeğin siyah beyaz dünyasından çok renkli bir hayata ulaşacaktır.

 

 

Alıntı : İnegeay

 

Bir kadındaki çocuk sahibi olma arzusu onun genital gelişmişliğinin ille de yetişkin seviyede olduğunu göstermez. Çünkü kız çocuk birincil annelik ile özdeşleşerek daha genital seviyeye gelmeden çocuk sahibi olmayı tasarlar, bebeklerle oynar. Hamile annenin karnı gösterildiğinde bebek olduğunu bilir fakat ‘ bebeğin canlılığına dair bir fikri yoktur’. Ama genital evrede vulva-vagina duyumları ile babanın penisini karşılayarak ondan gerçek bir çocuk dünyaya getirmeyi tasarlamaya ulaşır. Bizim hastalarımızın çocuk arzusu bu manada vagina-vulva duyumlarına gönderme yapmadan ‘cansız’ bir bebek tasarımıdır.

 

Alıntı : Primer anne ile çocuk özdeşimi (Freud)

 

TEDAVİ:

 

Kadınlığın oluşum seyrini, bu seyir içinde bizim hastalarımızın yaşadığı güçlükleri genel olarak ortaya koyduktan ve bunun klinik/deskriptif sonuçlarını örnekler üzerinden gösterdikten sonra; peki tedavi de ne olmaktadır, dinamik olarak cereyan eden nedir?

 

her şeyden önce grup ile beraber aktarımların dağılabileceği ‘aile benzeri ortam’ ortaya çıkmaktadır. Bu gruplarda bir baş terapist (ARŞO) ve yardımcı terapistler(Kadın erkek asistanlar) bulunmaktadır. Bu baş kadın terapist ilk-baş ‘anne’ aktarımına, erkek terapist ‘baba-eş’ aktarımına maruz kalmaktadır. Bu süreçte anne-terapist olarak güven veren Arşo aslında bir kadın olarak ‘kadınlığını’ da kızına göstermekte, örneğin ödevleri takip etme,  yönlendirme, aşırı müdahil olma, koruma gibi işlevlerinden öte ‘optimum annelik ile optimum kadınlığı’ birleştirmektedir. Bunu yaparken her şeyden önce hastaların bağımsızlığını-ayrımlaşmasını desteklemekte, onları kısıtlamak yerine özgürlük tanımakta, korkutucu bir dünya çizip içinde tutmak yerine güven verip dışarı yönlendirmektedir. Onların ‘ sen olmadan ben hiçim’, ‘annem benim her şeyim’ gibi yaralı taraflarının oluşmasını doğuran tutumlardan uzak durmaktadır. Birincil kadınsı yanını besleyerek grup içinde erkek terapisti güven duyulabilecek, yakınlaşabilecek bir erkek olarak göstermekte ve konuşmalar içinde ‘ erkeğe olan arzudan’ bahsetmektedir. Böylece de başta korkutucu, ayrıksı, yabancı olan erkek terapiste zaman içinde güven duyulmakta, yaklaşılmakta ve sonunda ‘artık bizden biri oldu’ denilmektedir. Bu erkek terapist bazı düzenlemeleri; ‘ücretin ödenmesi, makbuz’ gibi yerine getirmektedir. Böylece aktif ama saldırgan, cezalandırıcı olmayan erkek, kadınlığı, kadın cinsel organını, süslenme-makyaj-etek giyme gibi ikincil kadınsı özellikleri de kadın terapistlerle işleyip öğrendikçe ‘ikincil kadınsı’ aşamada tamir edilmekte ve erkek karşılanabilir hale gelmektedir.

 

Örnekler:   1-) Gittikçe bireyselleşmiş, isteklerini sadece talep yerine yapar hale gelmiş, karar almakta bağımsızlaşmışlardır

                2-) Erkekle daha çok konuşmaya başlamış, ailelerinden evlerinde olana yönelmişlerdir

                3-) Renksiz kıyafetler renklenmiş,makyaj yapılmış, saçlara bakılmış ve ‘kadınsı işve’ kazanılmıştır.
                4-) Cinsellikten sadece çocuk üzerinden değil haz-dokunma temelli bir konuşmaya kaymışlardır.

                5-) İyileşmişlerdir;

                        Rüyalar : 1-)

                                   2-)

                                   3-)

Alıntı: Pragier Kadın olmak ve haz-çocuk birliği

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GRUP SÜRECİ/TEDAVİ
(İyileşemeyen hastalarda etkili psikodinamik faktörler)

 

 

    Belki bir anne ensesti vakası..

 

              “..kadınlar(1-2) tarafından kovalanıp durduğum rüyalar görüyorum.Bana tecavüz etmeye çalışıyorlar..”

             “..kadınların mecburiyeti olmadan cinselliği yaşaması gerekir..”

 

 

                 Ensest yapan annelerin kendi cinsel organından zevk almadığını,zevk almak için anne bedeninin insan-dışılaştırılmış uzantısı olarak kendisinden tam olarak ayrımlaşmamış ve bireyleşmemiş çocuğun cinsel organına masturbasyon yaptığını düşünüyorum.Yazarlar neden annenin yaptığı cinsel uyarıma ensest etiketi yapıştırmaya gönülsüzdür?”

                                                                                  Kramer (1980)

 

 

 

    ‘Fazla Annelik’ /  ‘Kötü Annelik’  ayrımı önemli olabilir…

 

           --Annesi ile çatışması yoğun, anne şiddeti gördüğünü belirten hastalar daha geç / zor iyileşiyorlar.

 

           --Bu hastalarda vajinismus yanında cinsel isteksizlik / uyarılma güçlükleri / orgazm olamama daha sık.

 

           --Rüya / fantezilerinde şiddet ve suçluluk gibi hisler daha yoğun

 

           --Doğu / Batı arasında ki farkı açıklıyor olabilir.

 

    Kayınvalide eş yakınlığının belirgin olduğu/çözülmediği hastalar…

 

            --işgal edici,tahakküm edici anne aktarımının yoğun olması

 

            --eşin annenin (kayınvalidenin) fallik imgesini temsil etmesi

 

            --cinsel birleşmenin olması ile yoğunlaşabilecek misilleme korkusu

 

 

 

 

 

Yukarıda anlatılan konunun slaytları ise şunlardır ...

 

 

PSİKODİNAMİK AÇIDAN VAJİNİSMUS GRUPLARI

 

İlker ÖZYILDIRIM

 

İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD

 

 

 

    

 

     * Klasik psikanalitik görüş

 

     * Kadın cinselliğinin seyri

              --- birincil annelik

              --- birincil kadınsı

              --- ikincil kadınsı

 

      * Babanın işlevi

 

      * Eşlerin seçimi / özellikleri

 

      * Grup süreci / tedavi

 

KLASİK PSİKANALİTİK GÖRÜŞ

Belirtinin anlamı / nedeni üzerinde durur.

Penisten vazgeçmeme, ‘penisi çalma’, ‘penis haseti    

 

    Vajinismus… yalnız cinselliğe bir engel koyma eğilimi değil aynı zamanda şekil değiştirmiş bir bilinçdışı arzuyu da belirtir. Bu arzu, penisten vazgeçmeme veya onu koruma arzusu olabilir, başka deyişle vajinismus, kadınsı kastrasyon kompleksinin öç alma tipinin bir anlatımı olabilir veya anal bir penis özlemi kavramını belirtebilir.”                                                                                                                                                                                                                                                            

                                                                                                                                                                                                                  .                                                       O.Fenickel (1945) 

 

 

KLASİK PSİKANALİTİK GÖRÜŞ

Penis merkezli

Kadınlık organlarını dikkate almayan

Eksiklik ve kızgınlık kaynaklı kadınlık yapılanması

Pre-oidipal yapılanmaların etkilerini gözardı eden

 

 

       “…fallus nitelikli bir pozitivizmin içine düşmeden kadınlığın pozitif bir tanımlamasını ifade etmek…”

 

 

         

        

cennetten dünyaya fırlatılış, ‘ilk iğdiş’, tümlüğü kaybetme olarak doğum

 

“..annenin bağrında ki eksiksiz bedene geri dönmeye yönelik cinsellik..”

 

Anne ve çocukta iç içe kalma eğilimi  &  ayrılma-bireyleşme eğilimi

 

 

         “Bireyler tümgüçlü değildirler, ölümlüdürler. Varlıklarını nitelendiren eksiklik boyutudur. Ve bu yüzden insanlar kendilerini yeniden üretme zorunluluğunu duyarlar. Nesnenin yitimine yol açan eksiklik, aynı zamanda arzunun devindirici gücüdür.”

BİRİNCİL ANNELİK

                 

      “Gerçek anlamda hayat vermek doğurmaya indirgenemez. Asıl önemli olan annenin çocuğundan ruhsal düzeyde ayrımlaşabilmesidir. Annenin yavrusundan kopması, ayrımlaşması özveri ister. Ama her seferinde hayat vermekte armağan fikrini vurgulamak gerekir… Yavrusuyla olan doğal bağın hazzı ne denli yoğunsa annenin de özverisi o denli büyüktür. Kuşkusuz annenin iğdişi üstlenmesi her kadında değişik bir biçimde ortaya çıkar.”

                                                         

                                                                E.Abrevaya(2001)                                                                                                                                                                                           

 

 

 

 

BİRİNCİL ANNELİK

                  

     “Anne statüsüne ulaşan her kadının başarması gereken ikili bir model düşünebiliriz, ya anne ya kadın, ya özerk ya bağımlı, ya fedakar ya kendi arzularının peşinde olacaktır. Bunlar seçilmeli midir, orta noktası yok mudur, veya birinden diğeri daha baskın gelmekte midir?  Sanki bu sonuncusu daha sıklıkla oluşmakta, kadından çok anne veya anneden çok kadına benzeyenler ve onların sıkıntıları klinikte yoğun olarak görülmektedir.”

 

                                                                        T.T.İkiz (2005)

 

 

 

 

 

BİRİNCİL ANNELİK ÖĞESİNDE ZORLUKLAR

 

 

Çocuksu, kendi başına karar almakta zorlanan, kendine güveni az

 

Hem “soyut” hem de “somut” olarak armağan vermede güçlük

 

Aileye özellikle anneye bağlılık

 

“..ailevi bedenden ayrılık olarak evlilik..” (J.Cournut)

              -- ”..anne babamı kaybediyorum gibi hissettim..”

              -- kızlık soyadını söylemeye devam etme

             -- göbek bağının kesilmesine direnç

BİRİNCİL KADINSI

Annenin babayı işareti, güvenilir nesne / öteki olarak göstermesi

 

 

      “Kanımca ilk psişik alanlar çocuğun, ‘birincil annesel’ adlı alanda, annenin düşünme yetisine ve ‘birincil dişil’ adlı alanda da annenin bir üçüncü merci olan babaya olan arzusuna  özdeşleşmesiyle oluşur. Henüz konuşamayan bu çocuğun aynada ki annenin-dışındaki-kendiliğini aynada sevinçle keşfetmesinin ötesinde, annenin aynanın öteki yüzünde başka bir arzuyla meşgul çehresi, çocuğa aniden bu ‘birincil dişil’ alanındaki üçüncüyü keşfettirir.”

 

                                                                 F.Guignard (1999)

 

 

 

 

 

BİRİNCİL KADINSI ÖĞEDE ZORLUKLAR

 

 

Dışarıya, ötekiye karşı kaygılı hal

 

Erkeği yabancı, uzak, güvenilmez olarak görme

 

Cinsel birleşmeyi engelleyerek erkekten kaçınma

 

Oidipal evrede erkek olarak babaya yönelmede güçlükler

İKİNCİL KADINSI

Kadın cinsel organlarını gösteren, değer veren, kızın kadınlığını babaya taşımasına tolerans gösteren anne

 

            

                 “İkincil yapısal kavşak da Oidipus karmaşasına rastgelir. Kızın penisi olmadığını kabullenmesi ve genital organına değer vermesi, annenin kendindeki kadınsılığa ilişkin bilinçdışı tavrına ve kadınlığı aktarabilen sözcüklerine sıkı sıkıya bağlıdır. Annenin bu aracılığı kızın kadınlar safında konumlanmasını ve babaya yönelmesini sağlar. Anne eşini arzuladığı ölçüde, kız annesinin arzuladığı nesneyi arzular.”

 

                                                         E.Abrevaya (2001)

İKİNCİL KADINSI

   

     “Annenin kızına ilettiği eksiksiz mesaj, annenin babayla bir cinsel hayatı olduğunun anne tarafından kabulünü ve babayla aşk/cinsel hayat yaşamanın annenin alanı olduğunu içermelidir, bu kız çocuğun geleceğini tasarlamasını sağlar. Bu olmadığında anne-kız arasında erkeği dışlayan ve onu yalnızca tehdit edici ve anlamsız bir iktidar rolü tanıyan kadınsı suç ortaklığı gelişir.”

 

                                                           M.Cournut (2001)

 

 

 

 

 

İKİNCİL KADINSI ÖĞEDE ZORLUKLAR

 

 

Kendi cinsel organını bilmeme, bakmama, dokunmama, yoksayma

 

Kadınsı giyinme, makyaj, davranış yerine ‘aseksüel’ tutum

 

Cinsel ilişki ile haz almadan öte çocuk sahibi olma arzusu

 

       

       “çocuk sahibi olma arzuları herşeyden önce, herşeye kadir annenin en başta sahip olduğu şeye, yani bir çocuğa sahip olma isteğidir.”

                                                                       S.Freud (1940)

 

 

 

 

İKİNCİL KADINSI ÖĞEDE ZORLUKLAR

 

Cinsel ilişkide vajina yokmuş gibi kasarak kapatma

 

“annem cinselliği belli etseydi, iyi bir şey olsaydı, biz belki böyle olmazdık.”

 

annem öğrencilerine sağlık bilgisi dersinde bazı şeyleri anlatırdı ama bana anlatmadı, ben ona regl olduğumu söyleyemedim.”

 

Bekaret tabusunun belirginliği

OİDİPUS’TAN ÇIKIŞ

Cinsel organlar ile bir örtü olarak bedenin yüzeyel özellikleri ilişkilidir.

 

Erkekte iğdiş, kızda tecavüz korkusu

 

 

            “Kadın bedenini süsleyerek cinsel organını gizler…Kadınlığa ait özellikler böylelikle erkeğin sert ve güçlü penisiyle tecavüze uğramaktan korkan kadının cinsel organını korumasını sağlarlar… kendini gösterme ve gizleme, erkeği uyarma ve ondan kaçma şeklinde (bir arzu oyunu) oynanır. Arzunun dolaylı bir şekilde oynanması her iki cinsi birbirinden korumuş olur.”

 

                            M.Cournut’a gönderme yaparak E.Abrevaya (2001)

 

 

 

 

BABANIN PENİSİNİ KARŞILAMAKTA ZORLUKLAR

   

 

 

Vajinanın küçük, penisin çok büyük / sert olduğu düşünceleri

 

Çok kanayacak, yırtılacak, girmeyecek, parçalayacak korkuları

 

Cinsel ilişkiyi tecavüz / mücadele olarak algılama

 

Cinselliği bedene yayma yerine organlara aşırı takılma

 

         “..önceden aklımız hep oradaydı, şimdi başka yerde..”

BABANIN İŞLEVİ

 

 

                                  “..iyi ki babalar var..”

                                                                      F.Guignard

 

 

   “Anne tarafından kuşatılma tehdidi karşısında, babanın konumu bir diğer tehdit ya da tehlike oluşturmaz, etkili bir gücün desteğini oluşturur.”